Bir çalışanı terfi ettirirken gözönünde tutulması gereken 4 önemli unsur:
1)Kişiliği
2)İletişim yeteneği
3)Farkındalık seviyesi
4)Gelişim potansiyeli
Bir çalışanı terfi ettirirken gözönünde tutulması gereken 4 önemli unsur:
1)Kişiliği
2)İletişim yeteneği
3)Farkındalık seviyesi
4)Gelişim potansiyeli
68 kuşağından bir dostumun geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında yaptığı değerlendirme çok hoşuma gitti: Biz o yıllarda dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık, belki biz dünyayı istediğimiz gibi değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi… Tüm inişlerim ve çıkışlarıma rağmen dünya beni de değiştirmeyi başaramadı, değiştirebileceğine, içimdeki aykırı çoçuğu öldürebileceğine de hiç inanmıyorum…

Aşırı ilgi duymadığımız kişileri baştan çıkarırken daha çok özgüven duymamız ve daha kolay başarmamız aşkın ironilerinden biridir; arzu yoğunlaştıkça kayıtsız görünmek gibi oyunları oynayamaz oluruz, ne kadar çok ilgi duyuyorsak, karşımızdaki kişide bulduğumuz mükemmeliyet o denli aşağılık duygusuna neden olur.
Alain De Botton – Aşk Üzerine
“İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla” diyordu Fransız filozof Alain “yeter ki neden öyle davrandıklarını görebilelim” Anladığım, bir tartışmanın ya da saldırganlığın temeline inmeliyiz diye düşünüyordu Alain. Bense derine indikçe daha fazla kötülükle karşılaşabileceğimizden endişe ediyorum. :))
Ramtha, bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz? sorusuna aşağıdaki yanıtı vermiş.
Ne okuduğuna bakın,
Ne seyrettiğine bakın,
Duvarlarına ne astığına,
Raflarına ne koyduğuna,
Nasıl konuştuğuna,
Nasıl dinlediğine bakın.
Yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
Bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.
İş görüşmelerine gelen adayların kütüphanelerini hep merak ederim. Okuduğu kitaplar, seyrettiği filmler, dinlediği müzikler özgeçmişinden çok daha fazlasını anlatır aday hakkında. CV eklerinde adayın okuduğu kitapların görülebileceği şekilde kütüphanesinin fotoğrafı da yer almalı belki de…






1- Kapitalizm
2- Modern dünya
3- Medya
4- Robotlaşmış halklar
5- İşçi sınıfı
6- Televizyon
7- Soğuk savaşlar
8- İdeolojiler(Taraflar)
9- Partiler/Bankalar/Şirketler
10- Cehalet
Albert Camus, ne güzel anlatır Düşüş Romanında masumiyetin yitirilişini.
“Bunaltmayın beni. Ben, bir gün bir kahvenin terasında elimi bırakmak isteyen o ihtiyar dilenci gibiyim “ah, bayım” diyordu adam , “mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan.” Evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.”

Düşerken şu iki şeyi asla unutma;
kimin seni ittiğini ve kimin seni tutmadığını.
İlk insandan bu yana hayatta kalma konusunda yaşadığımız en ciddi tehditlerden biri değil midir düşmek? Belki de onun için kabuslarımızda hep bir yerlerden düşerken göreriz kendimizi…

O fotoğraftaki insanların oturduğu yerde artık bir plaj yok. Sahil tamamen restoran ve coffelere ayrıldığı için insanların denizin kenarından yürüyebileceği bir alan da kalmamış Bodrum’da…
