Mühendisliğin en önemli kazanımı

Mühendisliğin en önemli kazanımı ne oldu diye sorduklarında; benim için soru sormayı öğretmesi oldu diyorum. Geceler boyunca bir mukavemet ya da statik problemini çözemeyince farketmeden bir sürü soru sormaya başlıyorsun kafanın içinde. Tüm o sorular da yetmiyor çoğu kez içinde kaybolduğun problemi çözmeye. Ama sonra bir bakıyorsun ki, hiç anlamadan zihnin sana bir sürü soru üretmeyi öğretmiş. Zaman geçtikce bu okul yıllarında kendiliğinden öğrendiğin beceriyi, yavaş yavaş hayatına da yansıtıyorsun. Artık hazır cevapların değil, kendi sorularının izinden gidiyorsun. Farkediyorsun ki cevaplar, zaten birilerinin elinde, keşfedilmeye, değiştirilmeye öyle pek ihtiyaçları da yok. Oysa soruları düşündüğünde, peşine takıldığın her yanıtsız soru, seni daha önce keşfetmediğin, bilmediğin bir yerlere götürüyor. En güzeli de yepyeni cevaplara ulaşıyorsun…

Bertrand Russell’ın özgür düşünce için önerdiği on maddelik mini manifestosu

“Belki de liberal dışavurumun özü on yeni emirle özetlenebilir, elbette eskisinin yerini alması adına değil, yalnızca desteklemek adına. Bir öğretmen olarak, bu on yeni emri kamuoyunun dikkatine sunuyorum:

1. Hiçbir şeyi mutlak kesinlikle bildiğinizi düşünmeyin.

2. Delilleri saklamakla bir şey elde edemeyeceğinizi bilin; deliller sonunda muhakkak ortaya çıkar.

3. Asla düşünmekten soğutmaya teşebbüs etmeyin, çünkü muhakkak başarırsınız.

4. İtirazla karşılaştığınızda, eşinizden veya çocuğunuzdan bile geliyor olsa, otoritenizle değil akıl yürütmeyle karşılık verin. Otoriteye dayanan bir zafer gerçek dışı ve zahiridir.

5. Başkalarının otoritelerine saygı duymayın, çünkü her zaman karşı fikirdeki otoriteler de bulunur.

6. Sinsi olduğunu düşündüğünüz kanaatleri zorbalıkla bastırmayın, yoksa o kanaatler gün gelir sizi bastırır.

7. Tuhaf ve aşırı kanaatlere sahip olmaktan korkmayın. Şimdi kabul gören her kanaat eskiden aşırı idi.

8. Akıllıca uyuşmazlığı sessiz uyumluluğa tercih edin, çünkü eğer akla kıymet veriyorsanız, birincisi ikincisinden daha derin bir uyuşma demektir.

9. Rahatsız edici olsa bile hakikati söylemeyi prensip edinin, çünkü örtbas etmeye çalışmak çok daha rahatsız edicidir.

10. Aptal cennetinde yaşayanların mutluluğuna imrenmeyin, çünkü sadece aptallar bunun mutluluk olduğunu düşünür.”

Her çocukluk yaşandığından çok hikaye edildiği şekli ile hatırlanır…

Freud’un söylediği gibi; çocukluğunu nasıl yaşadığından daha önemli olan onu nasıl hikaye ettiğin. Yaşadığından çok, hikayeleştirdiğin hali ile hatırlayıp öyle anlatacaksın o günleri…

Düşünüyorum da bu durum sadece çocukluk için değil tüm geçmiş için geçerli. Okuduğumuz süslü cümlelerle ifade edilmiş o başarı hikayelerinin bize pek de gerçekci gelmemesi sanırım biraz da bundan…

İstemezsen dünya değiştiremiyor seni…

68 kuşağından bir dostumun geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında yaptığı değerlendirme çok hoşuma gitti: Biz o yıllarda dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık, belki biz dünyayı istediğimiz gibi değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi… Tüm inişlerim ve çıkışlarıma rağmen dünya beni de değiştirmeyi başaramadı, değiştirebileceğine, içimdeki aykırı çoçuğu öldürebileceğine de hiç inanmıyorum…