Dev boyutlu şehir hastanelerinin yapılması neden yanlış?

Doğan Hasol Hoca bu konuda bugün yaptığı paylaşımda konuyu çok güzel açıklamış.

Dev boyutlu “Şehir Hastaneleri” yanlıştır. Dünyada artık 1500-2000 yataklı hastane yapılmıyor. Elli yıl önce hastanede yatış süresi ortalama 14 gündü; şimdi bir buçuk gün. Bugün optimum boyut 230 yatak. 200’ün altı, 600’ün üstü verimsiz. Hasta garantili YİD modeli ihale de yanlış

Bugün uygulanan şekliyle “Yap İşlet Devret” modeli tutarsızdır. Şehir Hastanelerinde girişimciye hasta garantisi veriliyor, köprülerde de araç geçiş garantisi. Hasta ve araç sayıca az gelirse farkı devlet yani millet ödüyor. Ayrıca girişimcinin aldığı kredilerin kefili de devlet.

Güvende iken bile nedir bizi böylesine korkutan?

İlk insan çıplak olduğunu hissedince korku hissetti ve böyle başladı insanın korkuyla tanışması. Korku duygusu ile kendini korumayı öğrendi ve türünü yaşadığı bütün o tehlikelere rağmen bugünlere getirdi. Geçirdiği bu evrim sürecinde güvende yaşamak en önemli önceliklerinden biri oldu. Düşündü ki güvenliğini arttırdıkça tehlikeler de, korkuları da daha azalacak, daha az korkacak dünyadan, yaşamından, kısaca her şeyden. Ama hiç de öyle olmadı, tersine güvenliği arttıkça korkuları da artmaya başladı. En acısı da eskiden doğadan gelecek tehditlerden korkarken bugün en çok kendinden korkar oldu.

Üniversitede aldığınız yüksek notlar iş hayatında işinize yarayacak mı?

Bu soruya çok net olarak hayır diyebilirim. Nottan daha önemli olan o dersi, konuyu iyi anlamış olmak, hedefiniz notlarınızın yüksekliğinden önce mesleğinizi iyi öğrenip, içselleştirmek olsun. Notlarınızın yüksek olması bunun tek başına bir göstergesi değil.

İş yaşamında okulda aldığınız notlar pek işinize yaramıyorsa o zaman işinize yarayan şeyler neler? Öncelikle networkünüz, okul yıllarında oluşturduğunuz arkadaşlıklar, çevrenizin genişliği. İş hayatında belli noktalara gelen insanların ortak özelliklerine bakarsanız hepsinin geniş bir çevrelerinin olduğunu görürsünüz. Bu çevre, sadece sizin iş bulmanızda değil, daha sonraki yıllarda tedarikçi temininden, eleman seçimine bir çok konuda size yardımcı olacaktır. İş hayatında ulaşmanız gereken bilgileri kitaplarda değil, o konuyu iyi bilen insanlarda bulacaksınız. Çevreniz ne kadar geniş olursa doğru kişilere daha hızlı ulaşacaksınız.

İlk iş görüşmelerinde de size okulda aldığınız notlar sorulmayacak, ilgi alanlarınız, hobileriniz, mesleğinize yönelik katıldığınız etkinlikler, kurslar sorulacak. Okulda notları yüksek ama mesleki seminerlere, ilgili programlara katılmamış, ilgi alanları kısıtlı, kendini iyi ifade edemeyen bir yeni mezunun istediği kadar iyi eğitim almış olsun iş bulması kolay değil.

Bir de şunu unutmayın size para kazandıracak bir çok yeteniğinizi üniversiteden mezun olduktan sonra kazanacaksınız çünkü okulda gördüğünüz teorik dersler sizin kendinizi tanımanıza ve anlamanıza izin vermiyor, daha çok kafanızı karıştırıp sizin kendinizden uzaklaşmanıza neden oluyor.

Yaşamın anlamı ve değeri sorgulanmalı mı?

Sigmund Freud, Prenses Bonaparte’e yazdığı mektubunda şöyle demiş:

“Kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır.”

Bence kişinin dünyayı ve kendini daha iyi anlamasıdır esas olan. Bu anlam arayışının sonrasında kurduğu yaşamı üzerine çok fazla da kafa yormasına gerek yok. Dünya üzerinde bildiğimiz bu tek hayatı mukayese edebileceğimiz başka bir yaşamımız olmadığına göre böyle bir sorgulamadan sağlıklı bir sonuç alabilmemiz de pek mümkün görünmüyor.

Hayatımızın içindeki üç yalan

1) Siyah yalan (Black lie): Bencil duygularla söyleriz

2) Beyaz yalan (White lie): Başkalarının yararına olduğunu düşünerek söyleriz

3) Mavi yalan (Blue lie): Grup çıkarı ve aidiyet duygularıyla söyleriz.

En kötüsü de bir süre sonra bir bakmışız ki, biz de kendi yalanlarımıza inanmaya başlamışız 😊

Daha fenası da yalan ortaya çıksa bile kimsenin umurunda olmaması…