İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler

Bu dönem Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi’ndeki “Yapım Yönetim” derslerim 3 Kasım Salı akşamı saat 19.00’da “İnşaat İşlerinde Teklif Çalışmaları ve İş İhale Edilirken Dikkat Edilecek Hususlar – İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler” konulu ders ile başlıyor

Sizler de benim gibi iş teklif aşamasında kazanılır veya kaybedilir diyorsanız;
Türkiye’de teklif çalışmalarında yaşanan sorunlar,

Teklif verilmeden önce dikkate alınması gerekenler,

Sağlıklı bir taşeron tedariki nasıl yapılır, taşeron seçimindeki kriterler,

Teklif isterken ve değerlendirirken öncelikler neler olmalı?

Teklif çalışmaları işin planını ve sözleşmesini ne şekilde etkiler?

Malzeme, ekipman temini, işçilik ve öngörülen proje yönetim kadrolarının teklif üzerindeki etkileri,

Teklif istenecek firmalara yönelik ön araştırmalar nasıl yapılır?

Teklif çalışmalarından doğru dersleri çıkarabilmek – Her teklif çalışması bir sonraki teklif hazırlığının altyapısını oluşturmuyor mu? Teklif çalışmalarında süreklilik nasıl sağlanır?

Bir türlü sevemediğimiz metrajlar ve birim fiyat analizlerinin teklif çalışmalarına etkisi

Teklif departmanında çalışanları yılgınlığa düşüren nedenler
ve benzeri birçok konuyu hep birlikte konuşup, tecrübelerimizi paylaşacağımız bu dönemin ilk “Yapım Yönetim” dersime sizleri de beklerim.

Konu: İnşaat İşlerinde Teklif Çalışmaları ve İş İhale Edilirken Dikkat Edilecek Hususlar – İş Teklif Aşamasında Kazanılır Diyenler İçin Öneriler

Konuşmacı: Cem Kafadar İnşaat Mühendisi – 1İnşaat Danışmanlık

Tarih: 03 Kasım 2015 Salı Saat: 19.00

Yer: Beykent Üniversitesi Taksim Yerleşkesi

407 Nolu Sınıf, katılım ücretsiz

İş Dünyasında Kimse Neyi Neden Yaptığını Bilmiyor

İş dünyasında dikkat ettim kimse neyi neden yaptığını bilmiyor çünkü yaptığı işle ilgili düşünmeyi fazla sevmiyor. Zaten iş dünyası da fazla düşünenleri pek sevmiyor.

Genç bir stajyerken de bugün de bu iş neden böyle yapılıyor diye sorduğumda aldığım yanıtlar hep birbirine benziyordu “Bu iş böyle yapılıyor”, “böyle işte”, bazen kabaca “sen kendi işine bak, bize karışma” gibi yanıtlar alıyordum. Oysa benim amacım karışmak değil sadece o işin neden öyle yapıldığına daha farklı bir şekilde yapılıp yapılamayacağına yönelik bir meraktı. Belki bir çok soruma çok fazla yanıt alamadım ama aldığım yanıtlar bana doğru, yanlış bazı çıkarsamalar ve beraberinde sentezleri yapmam için yeterli oldu.

Genç arkadaşlara hep işlerin yapılış metodolojilerine yönelik çok soru sormalarını ve aldıkları yanıtlardan antitezler ve sentezler üretmelerini tavsiye ederim. Aksi takdirde yenilikçi olamazlar ve sistem içinde kaybolup giderler.

Yeni mezun olduğumda hedefim bir kaç bilgisayar dili öğrenmekti çünkü programlamaya ilgi duydukça bir bilgisayar dilinin insanın düşünce yapısına da çok ciddi bir etki yapacağını, farklı düşünce sistematikleri geliştirebileceğini, bunun aynı zamanda yazı dilini de geliştirebileceğini düşünüyordum. Bir programlama dili insana nasıl düşüneceğini, mevcut datalardan bir sistematikle nasıl sonuca ulaşabileceğini öğretiyor. Ancak 90’ların başında şantiyedeki yoğun çalışma koşulları sadece DOS, LOTUS, DBASE’i bir ölçüde öğrenebilmeme imkan verdi. C, Fortran gibi programlara çok istememe rağmen ne yazık ki başlayamadım. 90’ların ortasında Windows ile tanışınca paket programların zaman içinde bir çok ihtiyaca cevap vereceğini, programlama dillerinin bu konuda çalışma yapanlar dışındaki insanların çok da fazla gerek duymayacaklarını fark ettim ve dil öğrenme konusundaki çalışmalarımı bıraktım. Bilgisayar programları ile ilgilenmem haşır neşir olmam paket programları daha çabuk çözmemi en önemlisi de internetin ortaya çıkması ile HTML dilini rahat öğrenmemi sağladı ve  98’de HTML ile yapirehberi.net’i yaptım.

90’ların başında öğrendiğim ya da öğrenmeye çalıştığım programlama dillerinin daha farklı düşünmemde, problemleri analiz ederken dataları daha doğru kullanmamda bana önemli katkılar sağladığını düşünürüm.

Para her kapıyı açan bir anahtar mı?

Para kimsenin inanmadığı bir şeyleri ortaya çıkarmamıza imkan verdiği için güzel bir şey. Ancak insanı konformizimin tuzağına düşürürse tüm üretkenliğinizi ve hırsınızı da yok edebilir. O açıdan her ne kadar gençlik yıllarımda bir çok hayalimi gerçekleştirmek konusunda üzerinde çalışma fırsatı bulamadığım için çok param olmamasına hala içimden bir öfke duysam da o öfkenin ve yoksunluğun hırsımı ve hep farklı bir şeyler yapma düşüncemi kamçıladığını düşünürüm. Varsıllığın üretkenlik üzerindeki olumsuz etkisi yoksulluğa göre daha fazladır.

Çocukluğumun geçtiği ağaç

İnsanların çocukluklarının geçtiği ev, sokak, mahalle olur da, hiç ağaç da olur mu demeyin. Benim ve arkadaşlarımın böyle bir ağacı vardı. Yaz akşamları, okul sonraları birbirimize hiç sormadan bu ağacın çevresinde toplanırdık. Hepimizin arka pencereleri ağacın olduğu bahçeye baktığı için bir arkadaşımızı gördük mü orada, atardık kendimizi ağacın altına. Ben sevmediğim Biyoloji, Tarih gibi dersleri üst dallarına çıkıp çalışırdım. Hiç bir zaman kafamın almayacağını düşündüğüm (herhalde soyadım kafa-dar diye bu dersler girmiyor içeri derdim 😀) bu dersleri bu ağacın dalları arasında nasıl olduğunu anlamadan anlardım. Okul bittiğinde de o tiksindiğimiz bütün derslerin defterlerini bu ağacın altında yaktığımız ateşin içine atar, alevlerin etrafında hoplaya zıplaya okulun bitişini kutlardık 😀

Bugün dünyanın neresinde bir ağacın kesildiğini duysam, Ataköy’deki bu çocukluğumun geçtiği ağaç geliyor aklıma ve kendi kendime diyorum ki demek ki bunların hayatlarında hiç ağaçları olmamış, onun için bu doymamışlıkları, açlıkları, gözlerindeki mutsuzlukları…


  

İyi Bayramlar demek gelmiyor insanın içinden

Yaşadığımız bunca derin acının ardından değil iyi bayramlar demek, bayram kelimesini bile söylemek insanın içinden gelmiyor bir türlü, tek dileğim bu bayramın bu duygularla yaşadığımız son bayram olması. Bu topraklar üzerinde barışın ve kardeşliğin hakim olduğu bayramdan güzel günleri yaşamamız umudumla…

Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler

Sevdiğim bir dostumun “Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler” konulu tez çalışması kapsamında yer alan anketi cevaplandırma imkanınız olabilirse sevinirim.

Zirve Üniversitesi Mimarlık Bölümünde “ Türk İnşaat Sektöründe Çalışan İnşaat Mühendisleri ve Mimarları De-Motive Eden Faktörler” konusunda Yüksek Lisans çalışması yürütülmektedir. Mimar ve İnşaat Mühendislerinin motivasyonunu olumsuz etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla hazırlanan bu anket ile sizin de değerli görüşlerinize başvurulmuştur.
Ankette kişi ya da kurumlar hakkında bilgi toplamak amaçlanmamış olup verilen yanıtların istatistiksel olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu nedenle, anketi şirketi adına cevaplayan kişi ve şirketinin ismi sorulmamıştır.
Anketi, siz katılımcılar tarafından kolay şekilde cevaplanabilmesi için online hale getirdik. Anketi Cevapladıktan sonra en altta bulunan “GÖNDER” butonuna tıkladığınızda anketler elimize ulaşmış olacaktır.
En fazla 15 dakikanızı alacak bu çalışmaya göstermiş olduğunuz ilgi ve yardımlarınız için teşekkür ederiz.
Mimar Fatma ARSLAN     (mmr.fatma.arslan@gmail.com)
Yrd. Doç Dr. Gülden GÜMÜŞBURUN AYALP (Tez Danışmanı)

Ankete aşağıdaki linke tıklayarak veya  ulaşabilirsiniz:

https://docs.google.com/forms/d/ 1YlWZ3h2EvdOTsWfNerblkdR8OHjrf xA3U4uwQXPhjTA/viewform?c=0&w= 1&usp=mail_form_link

Proje Yönetimi Perspektifinde İnşaat Sektörü’ne Bakış

Beykent Üniversitesi’nde bu dönem ikincisini tamamladığımız seminer serisinin sondan bir önceki haftasında konuşmacımız Emrah Mazıcı, “Proje Yönetimi Perspektifinde İnşaat Sektörü’ne Bakış – İnovasyon, Teknoloji ve Yeni Trendler” konulu dersini verdi.
Katılımcıların ilgisiyle karşılanan bu seminerin kapsamında “Dünya değişirken İnşaat Sektörü ve Proje Yönetimi aynı mı kalıyor? Teknoloji ve ihtiyaçlar bir çok şeyi değiştirdiği gibi İnşaat Sektörünü ve dolayısıyla Proje Yönetimi kavramını da hızlıca etkileyip değiştiriyor. Bugün sektörümüze baktığımızda neler görüyoruz? Dün neredeydik, bugün hangi noktaya geldik ve yarın nereye gidiyoruz? Hızla değişen dünya ve ihtiyaçlar sektörü nasıl etkiliyor? Artık daha çok hız, daha çok çeviklik, daha çok ekonomi ve daha çok iş güvenliği ile kalite isteyen bir sektörümüz var. Buna bağlı olarak Proje Yönetimi kavramı da aynı doğrultuda değişiyor. Teknoloji ve İnovasyon hayatımızın her aşamasına bu kadar hızlı girmişken sektörümüzü ve onun çalışanlarını nasıl etkiliyor? Artık sektörümüzde yeni kavramlar ve yeni trendler var. Çalışanlar ve kurumlar olarak kendimizi yeniliğe nasıl adapte etmeliyiz? Yeni insan kaynağı profili ne olacak? Malzeme ve yazılım teknolojileri bizi nasıl etkileyecek? Modüler teknolojiler sektörümüze nasıl değer katıyor?” gibi soru ve kavramlara ışık tuttu.

Konuşmacımız Mazıcı, dünya sıralamalarında Türk İnşaat Sektörünün oyuncu sayısı artarken pazar payının aynı oranda artmaması, sektörün yapısal sorunları, büyüme konusundaki engeller ve rakiplerinden nasıl farklılaşması konusunda görüşlerini katılımcılarla paylaştı. Teknolojinin etkin kullanımı ve İnovasyon kültürünün sektörde gerçekten özümsenmesi ile büyüme ve pazar payını arttırma anlamında sıkıntılar yaşayan sektörün önünün açılabileceği konusunda somut örneklerle paylaşımda bulunan Emrah Mazıcı dersin son bölümünde katılımcıların da katkılarıyla «Türk Müteahhitliğinin İkilemleri» / Türk Müteahhitliğinin Teknoloji Kullanımı ve İnovasyon Sorunsalı: “İnovasyon / Teknoloji Işığında Sektörde Yeni İnsan Profili ve Önümüzdeki 10 yıl”» başlıklı serbest tartışmayı gerçekleştirdi.
Çıkan sonuçlar ışığında bu sorunların çözülmesi anlamında; “devletin ilgili regülasyonları iyileştirmesi, sektörden her seviyede deneyimli isimlerin katkısıyla firmaların maddi ve teknik desteği, ilgili sivil toplum örgütlerinin ve akademinin katkısıyla oluşturulabilecek bağımsız bir merkezle sürdürülebilir bir ortam yaratılabileceği konusunda fikir birliğine varıldı.
Cem Kafadar Seminerleri’ne verdiği değerli katkılar nedeniyle Emrah Mazıcı’ya teşekkür ederim.

Babamın Ardından

Cenazeye katılarak, telefonla arayarak, mesaj göndererek bu zor günümde yanımda olan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Desteğinizle bu sıkıntılı süreçte kendimi tahmin ettiğimden daha iyi hissettim.Yaramın kabuğunun beklediğimden çabuk iyileşeceğini düşünüyorum. Yaranın altında kalan sızı ise sanırım ömür boyu sürecek, belki de böyle olması daha güzel, o sızı bizleri onlarla bir arada tutan görünmez bir bağ olacak bundan sonra.

Geriye dönüp baktığımda annemin ve babamın hastalığı ile geçirdiğim 2 yılın bana 2 üniversite diploması ile öğrenemeyeceğim kadar çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Ne ilginçtir, doğduğumuz andan itibaren bizi büyüttükleri gibi, ölüm süreçlerinde de bizi büyütmeye devam ediyorlar. Hem de çok daha büyük hızla…