Evrenin de, insan kapasitesinin de sınırları yok, sınırlar beynimizin içinde

Goethe’nin çok sevdiğim bir sözü vardır; “İnsanlara oldukları gibi davranırsanız, aynen öyle kalırlar. Fakat onlara olmaları gerektiği gibi davranırsanız, daha büyük ve daha iyi insan oluverirler”.
Bir yöneticinin en önemli görevinin takım arkadaşlarına potansiyellerinin ne denli geniş olduğunu hissettirmesidir diye düşünürüm. Biz çalışanlara, çalışmayı sevmedikleri, sürekli işten kaytarmayı planladıkları, verdiğimiz görevin altından kalkamayacakları düşüncesi ile baktıkça doğal olarak onlar da bizim kabulümüze uygun davranacaklardır. Hiç bir zaman neleri başarabilecek güce sahip olduklarını düşünmeyeceklerdir. Oysa sonuçta hepimizin istediği kendimizi gerçekleştirebilmek ve potansiyelimizi maksimum seviyede kullanabilmek değil midir? Evrenin sınırları olmadığı gibi insan kapasitesinin de sınırlarının olmadığını düşünüyorum. Eğer bir sınır varsa o da beynimizin içinde önyargılarımızla kendi kendimize çizdiğimiz sınırlardır ki, bu da ne yazık ki aşılması en güç olanlardır.

Neden kariyer krizleri yaşıyoruz?

Alain De Botton, bir konuşmasında neden kariyer krizleri yaşadığımızı şöyle açıklar: Bir toplantıda size sorulan ilk soru “Ne iş yapıyorsunuz?” sorusudur. Bu soruya verdiğiniz yanıta göre size davranırlar. Botton’un da belirttiği gibi varoluşumuz sadece çalıştığımız iş ve oradaki pozisyonumuzla değerlendirilmektedir. Statümüzü ve gelirimizi kaybetmekten korkmayız aslında, bizi rahatsız eden daha çok başkalarının bizi yargılaması ya da küçük görmesidir.

Sosyal medyayı iyi kullanamayan firmaların uzun ömürlü olabilmesi çok zor

Kurumlar, uzun ömürlü olmak istiyorlarsa sosyal medyanın tercih değil, stratejik önemde, hayati bir iş aracı olduğunu kabul etmemeliler. Durağan, tek taraflı ve hiçbir cazibesi olmayan web siteleriyle, arama motorlarına kendilerini sevdirerek ayakta kalabilmeleri mümkün değil. Birilerinin onlara bu kafayla kısa sürede yok olup gideceklerini ve ardindan pek fazla da hatirlanmayacaklarini söylemeleri gerekiyor…