
Category Archives: Genel
İnternet üzerinden yayına girecek Şantiye Yönetimi derslerimin video ve notları
Önümüzdeki günlerde yüksek lisans öğrencilerine verdiğim Şantiye Yönetimi derslerimin yaklaşık 8 saatlik video kayıtlarına internet üzerinden ulaşabilecek, tüm ders notlarımı metin olarak temin edebileceksiniz. Dersler, yayına girdikten sonra çok kısa bir süre sınırlı sayıdaki ilk kullanıcılar için %50 indirimli olacaktır. İndirimden yararlanmak istiyorsanız cem@cemkafadar.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.
Video ve Ders Notları Yayınlanacak Şantiye Yönetimi Derslerim
Maliyet Yönetimi
Alt Yüklenici Yönetimi
Şantiye Organizasyonu
Planlama Yönetimi
Satın Alma Yönetimi
Dizayn Yönetimi
Hakediş Yönetimi
Sözleşme Yönetimi
Başarılı olmak isteyenler için basit bir formül
Başarılı mı olmak istiyorsunuz, işte size basit bir formül: Erken yaşlarda kendi egonuzu ve başkalarının egosunu yönetebilmeyi öğrenin.
Bütün iş hayatınız, bu egoları yönetebilme mücadelesi ile geçecek. O ilanlarda aranan tecrübe aslında sizin kazandığınız egoları yönetebilme beceriniz. İsterseniz 10 yıllık tecrübeniz olsun, egoları yönetmeyi öğrenemedi iseniz çok da işinize yaramaz o 10 yıllık birikim.
Gençlik yıllarınız çevrenizdeki insanların egolarını yönetmekle geçiyor, zaman ilerledikçe siz de bir yerlere geliyorsunuz, bu sefer kendi egonuzla baş etmeye çalışıyorsunuz. Bu iki azılı mücadeleden galip gelenler istedikleri noktalara gelip, istedikleri yaşamı yaşayabiliyorlar, geri kalanlar mı onlar hep söylenerek tüketiyorlar yaşamlarını.
İş yerinde en çok dedikodusu yapılan 3 konu
İş yerinde en çok dedikodusu yapılan 3 konu;
1) Yonetici davranışları/sözleri,
2) Maaş/terfi,
3) Torpil/kayırma
Boğaz’da lacivert bir akşam öncesi



Tatil sonrası için bir roman önerisi: Perdeler
Bir tarafta hayatımızdaki farklı perdeler, bir tarafta da kahramanımız Doktor Osman’ın anılarının kamerasından film perdesine yansıyan hayatının geçmişten bugüne doğru uzanan hikayesi. Perdelerin, duvarlar kadar sert olmasa da kapalı olduklarında duvarlardan çok daha rahatsız edici olduğunu hissettiriyor son romanında sevgili arkadaşım Ayşen Bayazıt Melik.
Karakterleriyle, kurgusuyla, diyalogları ile okumaya başlar başlamaz sizi içine alan ve hiç bırakmayan sıcacık bir roman: Perdeler. Bıraktığınız sehpanın üzerineden gözlerizin içine bakarak bir an önce bitir beni, göreceksin bak, okudukça daha neler neler olacak diyen bir roman Perdeler. Size neler diyeceğini bilemem ama okumadığım anlarda bile benimle konuştu bu kitap
Ben daha fazla uzatmadan, sözü Ayşen’e bırakıyorum. 🙂
“Evet biliyorum, ama bence üzüldüğün şeyin bu olduğunu sanıyorsun. Gerçekte kim bilir neye üzülüyorsun. Ama haklısın, insan bu trajik hayatın kendisine üzülüyorum demeyi çok geç akıl ediyor, o yüzden yıllar boşuna bahaneler bulup onlara üzülüyoruz sanmakla geçiyor.” (Sayfa: 153)
Yaşadığımız tüm bu sıkıntıların içinde, Perdeler’de ki Hatice’nin söylediği gibi; kitapların içine saklanmaktan başka çaremiz yok sanırım.


İçimdeki şeytanlar…
Çocukken bir yaramazlık yaptığımda, annem, babam, aile büyükleri oğlum neden böyle yapıyorsun, hiç yakışıyor mu bu yaptığın sana dediklerinde, aslında bunu ben yapmıyorum ki, içimde bir şeytan var, o yaptırıyor tüm bunları bana derdim. Ben bir karış boyumla, gözlüklerimin arkasından böyle tuhaf, gerçeküstü bir cevap verince karşımdakiler bir an şaşırır, tam olarak ne diyeceklerini bilemezler, ben de zaman kazanır, o ilk öfkelerini biraz olsun yatıştırmış olurdum. Muhtemelen seyrettiğim filmlerden, okuduğum kitaplardan öğrendiğim bir şeydi içimdeki şeytan fikri. O günlerde komşu teyzelerin annemlere aman çocuğun üzerine pek fazla gitmeyin diye konuştuklarını hatırlarım. Bu kalıbı bir kaç kez kullandıktan sonra annem durumu fark etti. Annem zaten benim bu küçük oyunlarımı çok çabuk anlar, hemen bir karşı taktik geliştirirdi. Bir akşam televizyon seyrederken yanıma yavaşça yaklaşıp, şu içindeki şeytana söyle de biraz ders çalışmanı söylesin sana dedi. Bana verdiği mesaj çok açıktı, şeytanların falan arkasına saklanma, yaptıklarının farkındayım. Böylece çocukluk şeytanlarımla vedalaştım.
Bugün düşünüyorum da insanın içinde şeytanları olamaz mı acaba? Yıllar içinde alışkanlık haline gelen, bize verdiği zararları kabul ettiğimiz ama bir türlü bırakamadığımız, değiştiremediğimiz, kimi içgüdüsel, kimi sonradan edinilen huylar bizim içimizde yaşatıp büyüttüğümüz şeytanlarımız değil mi aslında? Kontrol edemediğimiz, hatta zaman zaman bizi kontrolü altına alan alışkanlıklarımız hepsi birer şeytan değil mi?
Bu soruyu kendime sorduğumda içimde bayağı bir şeytan beslemiş olduğumu gördüm. İşte benim içimdeki şeytanlarım:
Felaket şeytanı: O gün planladıklarımın elimde olmayan bir şekilde gerçekleşmeyeceğini hissettiğim anlarda ortaya çıkıyor. Dakikalarına kadar planladığım bir hayatım var, gereksiz bir telefon araması, aniden ortaya çıkan bir toplantı sanki bir felaket ile karşılaşmışım gibi öfkelendiriyor beni. Bu şeytanı kendimi bildim bileli atamadım içimden.
Disiplin şeytanı: Bu şeytanı olabildiğince derinlerde bir yerlerde saklamaya çalışıyorum. Biliyorum ki dışarıdan hissedildiği anda beni çok sevimsizleştirecek bir şeytan. Sonuçlandırmayı istediğim bir işe gözümü karartarak odaklanmamı sağladığı için bu şeytan ile aram diğerlerine oranla daha iyi diyebilirim ama siz fark etmeden hayatın içinde çok şeyi kaçırmanıza, daha da kötüsü kaçırdıklarınızı fark etmemenize neden oluyor.
Gözümde büyütme şeytanı: Savaşa savaşa alt edebildiğim tek şeytan. İnsanlar, yaşlandıkça bu şeytan ortaya çıkarken ben de tersi oldu, yaşlandıkça bu şeytan küçüle küçüle iyice kayboldu içimden.
Unutamama şeytanı: Fil gibi bir hafızam var. 🙂 Yaşadığım iyiliklere de, kötülüklere de o anda yüklediğim anlamı bir türlü unutamıyorum. Sevgili şeytanımın iyi tarafı, hayatta az sayıda kötülük gördüğüm insanın bunu tekrarlatmasına izin vermiyor. Ama iyilik gördüğüm insanın da sonrasında yine benzer bir iyiliği yapacağı yanılsamasını yaratıyor. Oysa ki zaman da, insanlar da değişiyor, kötünün kötü, iyinin hep iyi kalacağı kabulü bu şeytanımın içimde daha semirip büyümesinden başka işe yaramıyor. İyiliğin tekrarlanacağı yanılgısı nankörlük, vefasızlık gibi olumsuzlukları daha fazla yaşamama neden oluyor. Hiç bir zaman kurtulamayacağım bir şeytan bu…
Detaycılık şeytanı: Özellikle disiplin şeytanı ile bir araya geldiğinde etkisi çok daha sertleşiyor. 40 yaşımdan sonra bu şeytanı da bir hayli alt edebildiğimi düşünüyorum ama o fırsatını bulup, beni boş bir anımda yakalarsa yine istediğini alabiliyor benden. Tüm şeytanlarım gibi her zaman için tetikte olmam gereken, belki de en fazla uyanık olmam gereken şeytanım detaycılık şeytanı.
Bir de annemin ricasını kırmayan, hani o televizyon seyrederken bana hadi artık biraz ders çalış diyen şeytanım var. O, beni ömrüm boyunca hiç bırakmadı. Ama onunla artık arkadaş olduk, ne zaman biraz dalga geçer gibi olsam otur çalış diyor annemin ses tonuyla…
Mühendisliğin en önemli kazanımı
Mühendisliğin en önemli kazanımı ne oldu diye sorduklarında; benim için soru sormayı öğretmesi oldu diyorum. Geceler boyunca bir mukavemet ya da statik problemini çözemeyince farketmeden bir sürü soru sormaya başlıyorsun kafanın içinde. Tüm o sorular da yetmiyor çoğu kez içinde kaybolduğun problemi çözmeye. Ama sonra bir bakıyorsun ki, hiç anlamadan zihnin sana bir sürü soru üretmeyi öğretmiş. Zaman geçtikce bu okul yıllarında kendiliğinden öğrendiğin beceriyi, yavaş yavaş hayatına da yansıtıyorsun. Artık hazır cevapların değil, kendi sorularının izinden gidiyorsun. Farkediyorsun ki cevaplar, zaten birilerinin elinde, keşfedilmeye, değiştirilmeye öyle pek ihtiyaçları da yok. Oysa soruları düşündüğünde, peşine takıldığın her yanıtsız soru, seni daha önce keşfetmediğin, bilmediğin bir yerlere götürüyor. En güzeli de yepyeni cevaplara ulaşıyorsun…
Yalnızlık üzerine Oğuz Atay ve Rousseau’dan iki metin
Birinci metin Oğuz Atay’ın Günlük’ünden (1970). İkincisi Rousseau’nun Yalnız Gezenin Düşleri’nden (1782). İkisi de yaşadıkları hayal kırıklıkları sonrasında kendi içlerine dönüşlerini ne kadar güzel anlatmışlar.
“Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız!” diyor Oğuz Atay…


Kadıköy’de Günbatımı
