Akılda kalan film replikleri

Sinemanın tek sevmediğim tarafı film seyrederken sevdiğim bir repliği, diyaloğu defterimi çıkarıp not alamamam. Film replikleri ile ilgili internette şöyle bir araştırma yapıp, seyrettiğim filmlerden bulduklarımı aşağıda paylaşıyorum.

Bilinç; korkunç bir lanettir. Düşünürsün, hissedersin, acı çekersin. Being John Malkovic

Bizim aşkımız sonsuza dek yaşayacak, çünkü yarım kalacak. Vicky Christine Barcelona

Kadınları bu kadar iyi nasıl yazabiliyorsun? – Bir erkeği düşünüyorum, sonra da mantık ve sorumluluğu çıkarıyorum. As good as it gets

Aşık olduğunuz anda panik yapmayın. Bir yere oturun, derin nefes alın ve katilinizle tanışmanın tadını çıkartın. La fille sur la font

Gençken bağ kurabileceğin birçok insan olacak sanıyorsun. Sonra bunun hayatta sadece birkaç kez olduğunu anlıyorsun Before Sunset

Hayatlarımızı bazen yakaladığımız fırsatlar belirler. Bazen de kaçırdığımız. The Curious of Benjamin Button

Eğer kaçamıyorsan ve başkalarına bağımlıysan, gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun. Mar Adentro içimdeki Deniz

Endişelenmek okumuşlara özgüdür, Tanrı cahilleri korur. Hair

Korkun seni mahkum eder, umudun seni özgür bırakır. The Shawshank Redemption

Hiç bir kitap size ne düşünmeniz gerektiğini söyleyemez. Mono Lisa Smile

2016’da beğenerek seyrettiğim, fırsat bulursanız mutlaka seyredin diyebileceğim 32 Film


Toni Erdmann – Yön: Maren Ade

Julietta – Yön: Pedro Almodovar

Paterson – Yön: Jim Jarmusch

Oli Maki’nin En Mutlu Günü – Yön: Juho Kuosmanen

Çakı Gibi – Swiss Army Man – Yön: Dan Kwan & Daniel Scheinert

Ben Daniel Blake – Yön: Ken Loach

İki Eli Kanda – Hell or High Water – Yön: David Mackenzie

Zamanın Yolculuğu – Voyage Of Time Life’s Journey – Yön: Terrence Malick

Mezuniyet – Graduation – Yön: Christian Mungiu

Frantz – Yön: Francois Ozon

Captain Fantastic – Yön: Matt Ross

3000 Nights – Mai Masri

I am Belfast – Mark Cousins

Ansızın – Aslı Özge

Ingrid Bergman – In Her Own Words Yön: Stig Bjorkman

Arabian Nights 1-2 Yön: Miguel Gomes

Güneşin Altında – Under The Sun – Yön: Vitaly Manski

Şimdi Nereyi İşgal Edelim Yön: Michael Moore

Remember – Yön: Atom Egoyan

Hithcock / Truffaut – Yön: Kent Jones

Sütak – Heavenly Nomadic Yön: Mirlan Abdykalykov

Toprağın Gölgesinde – Land and Shade Yön: Cesar Augusto Acevedo

Vicdanın Sesi – Chaharshhanbeh, 19 Ordibehesht Yön: Vahid Jalilvand

Ekşi Elmalar – Yön: Yılmaz Erdoğan

The Beatles Eight Days A Week – Yön: Ron Howard

Sully – Yön: Clint Eastwood

Toprağın Tuzu – Yön: Wim Wenders

Cafe Society – Yön: Woody Allen

Hitler’e Suikast – Elser – Yön: Oliver Hirschbiegel

Innocent of Memories – Masumiyet Müzesi – Yön: Grant Gee

Cobain: Montage Of Heck – Brett Morgen

Körlük Üzerine Notlar – Notes On Blindness- Yön: Pete Middleton

Sinemayı seviyorum çünkü…

aaeaaqaaaaaaaajaaaaajdywywjlode2ltbjzdmtndm0zs04owu3lwrlnjkynwnizdg5oa

Sinemayı seviyorum çünkü dünyanın uçsuz bucaksız bir yer olduğu hatırlatıyor bana, her ne kadar Shakespeare dünya büyük bir hapishaneden başka nedir ki demiş olsa da :)Sinemayı seviyorum çünkü kısa bir süreliğine de olsa dünyanın ne kadar boktan bir yer olduğunu unutturuyor insana…

Sinemayı seviyorum çünkü gördüklerimizin, yaşadıklarımızın, mevcutun içinde ne kadar küçük bir parça olduğunu gösteriyor ve bu kadar az veri ile nasıl böylesine keskin ve kararlı olabildiğimizin çelişkisini hissettiriyor insana…

Sinemayı seviyorum çünkü karanlık bir salonda bilmediğim dünyaların içinde kaybolmanın korkunç bir tadı var…

Sinemayı seviyorum çünkü bazı filmler bittikten sonra hafif bir yağmurun altında o filmi farklı boyutları ile yaşamak ruhuma çok iyi geliyor.

Belki de insanlığın geleceğine ilişkin kaybettiğim umudumu toparlamama yardımcı olduğu için bu kadar çok seviyorum sinemayı…

Filmekimi Tavsiyelerim 

Bu yıl gösterime giren 47 filmden 25’inin İMDB puanı 7.5 ve üzeri, harika bir seçki hazırlamışlar. Filmekimi’nin süresi 10 gün değil de, biraz daha uzun olsa da daha çok film seyredebilsek diyorum ama ne yazık ki tüm filmler 7-16 Ekim arasında sadece 4 sinemada gösterime giriyor.
Bugün biletleri satışa çıkan Filmekimi’nde kaçırılmaması gerektiğini düşündüğüm öncelikli filmleri aşağıya yazdım. Çok filmin biletleri ilk bir kaç saat içinde tükeniyor, bilet bulamayanlar çok da üzülmesin derim, filmlerin bir çoğu yıl içinde Başka Sinema seanslarında gösteriliyor. Nisan ayında İstanbul Film Festivali’ndeki kaçan filmlerin büyük bir kısmı için maalesef tekrar izleme şansı olmuyor. Filmekiminin telafisi var yani 🙂
Toni Erdmann

Julietta

Hizmetçi

Çatışma

Alt Tarafı Dünyanın Sonu

Satıcı

Masumlar

The Beatles Turne Yılları

Paterson

Fırtınadan Sonra

Oli Makki’nin En Mutlu Günü

Ben Daniel Blake

Çakı Gibi

Aşk ve Savaş

Zamanın Yolculuğu – Yaşamın Seyri

Mezuniyet

Köpekler

Frantz

Sieranevada

Kaptan Fantastik

Öğrenci

O – Elle

Delidolu

Hangi kitap iyidir, hangi film seyredilmelidir diye düşünenler için kısa bir not

Okuduğunuz kitap, seyrettiğiniz film sizin dünyayı daha iyi anlamanıza ve beraberinde dünyayı daha güzel bir yer yapmanıza imkan veriyor mu? Bu soruya evet diyebiliyorsam, o kitap, o film iyidir benim için. Yoksa eleştiri yazarlarının öyle uzun uzun yazdıkları fazla da etkilemez beni.

İstanbul Film Festivali için film önerilerim

image

Toprağın GölgesindeDenizdeki Ateş

Sütak

Aşk Birleşik Devletleri

Dev Canavar

Sorgu

3000 Gece

Hatırla

Korku Virüsü

Binbir Gece Masalları 1

Binbir Gece Masalları 2

Vicdanın Sesi

24 Hafta

Marstan Haberler

Sarajevo’da Ölüm

Gayrimeşru

Toprağın Gölgesinde

Ayrılış

Büyükbabam Allende

Bergman

Lampedusa’da Kış

Ağustos Olayları

Şimdi Nereyi İşgal Edelim

Seni Seviyorum Heidi

Steve Jobs Bir Makina

Vatanım

Çete

2015’de en beğendiğim, her zaman tekrar tekrar seyredebileceğim 30 film 

   

  Susan Sontag Hakkında: Susan Sontag’ın ağzından kendini anlatan bir belgesel. If Istanbul’da tek seans oynadı, onu yakalayıp seyrettim, maalesef vizyona girmedi, DVD’si yayınlanmadı.
Kabile (The Tribe): Konuşma ve duyma engellilerinin eğitim aldığı bir okulda geçen filmde, hiç bir konuşma ya da alt yazı yok. Ukrayna’lı Yönetmen Miroslav Slaboshpitsky oyuncuların sadece beden dilini kullanarak nefes nefese seyredilen bir film yapmış. Vizyona kısa süreli girdi, sanırım DVD’si var.
Sihirli Kız (Magical Girl): Genç İspanyol Yönetmen Carlos Vermut, bu ikinci filmi ile bir çok festivalden ödül ile döndü. Bu filmden sonra, İspanyollar Vermut için yeni Almodovar diyorlarmış ki, bence haksız değiller. Önümüzdeki yıllarda Vermut’un akıllarda kalacak bir çok filmini seyredeceğimizi düşünüyorum.
Gueros: Meksika’lı yönetmen Alonso Ruispalacios’un senaryosunu yazıp yönettiği İstanbul Film Festivali’nin de, yılın da en dikkat çekici filmlerinden biriydi. Maalesef vizyona girmedi, DVD’si çıkmadı.
Taxi: İran’da film çekmesi yasaklı Jafar Panahi’nin bir taksinin içinde çektiği bu olağanüstü filmi ne yapıp ne edip mutlaka seyredin derim. Film, bir klasik, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, hep aynı keyifle seyredilecek bir film. DVD’si yayınlandı biliyorum.
Tanrılarla Konuşmalar (Words With Gods) Farklı yönetmenlerin, farklı din ve inanışlar üzerine çektikleri 7 kısa film. Türkiye’de vizyona girmedi, büyük ihtimalle de girmeyecektir. Bir yerlerden bulabiliyorsanız mutlaka seyredin derim.
İsrail Usulu Boşanma (Get: The Trial of Viviane Amsalem) Din, toplumsal hayat ve evlilik üzerine farklı görüşlerin yer aldığı, 2 saat süresince sadece bir mahkeme salonunda geçen harika bir beyin fırtınası. Vizyona girmedi, DVD’si de çıkmadı henüz.
Sessiz Kalp (Silent Heart): Bill August’un eleştirmenlerce biraz fazla klişelere yer verdiği için eleştirilen bu aile dramını, konusu, kurgusu, görüntüleri ve oyunculukları ile ben çok beğendim.
Charlie’nin Ülkesi (Charlie’s Country): Harika bir Aborjin filmi. Filmin başrol oyuncusu David Gulpilil de gerçek bir Aborjin. Bu sene katıldığı bir çok festivalden ödülle dönen yılın en özgün filmlerinden biri.
Messi: Messi’yi takım arkadaşları, teknik direktörleri ve ailesin anlattığı çok keyifli bir belgesel.
Before I Dissappear: Her ne kadar Amerikan filmlerini çok fazla klişelere yer verdikleri için sevmesem de Shawn Christensen’in yazıp yönettiği bu film çok hoşuma gitti. Film, vizyona girdi, DVD’si de çıktı.
Hayatımın Şarkısı (La Femillie Belier): Bu sene seyrettiğim en eğlenceli komedi filmi. Eric Lartigau’nun yönettiği film, bir Fransız köyünde konuşma ve duyma engelli bir ailedeki konuşabilen tek kız çocuğunun ailesi ile yaşadıklarını anlatıyor.
45 yıl (45 years): 45. evlilik yıldönümlerinde geçmişten aldıkları bir haberle sarsılan çiftin hikayesi. Aşk ve kıskançlık üzerine çatışmalara hiç girmeden sadelikle sahnelenmiş ilginç bir deneme.
Küçük Ölüm (The Little Death) Cinsellik üzerine yapılmış, seyrettiğim en güzel komedi filmlerinden biri
Sahipsiz Çocuk (No One’s Child): 7 yaşına kadar ormanda hayvanlarla yaşamış bir çocuğun kente geldikten sonra yaşadıkları üzerine çok ilginç bir deneme. Bosna’da yaşanmış gerçek bir olaydan alınmış film.
Fanusta Yaşayanlar (Life in a Fishbowl): 2015’te İzlanda’nın Oskar adayı olan mükemmel bir dram. Sanırım DVDsi yayınlanmadı.
Gençlik (Youth): Bu sene Film Ekim’inde seyrettiğim ilk filmdi. Filmden çıktıktan sonra, Film Ekim’inde daha sonra seyredeceğim hiç bir filmin bu filmin verdiği tadı veremeyeceğini düşündüm. Yanılmamışım, Paolo Sorrentino’nun filmi bu yıl Taksi ile beraber seyrettiğim en mükemmel filmdi. Ocak ayında vizyona girecek ve tekrar seyretmeyi düşünüyorum. Büyük ihtimalle DVD’si de çıkacaktır.
Mantıksız Adam (An Irrational Man): Woody Allen’ın filmi, bir çok eleştirmence yeterince iyi bulunmamasına rağmen yaklaştığı konu ve yaklaşım biçimi açısından Allen’nın zaman içinde klasiklerinden biri olacak diye düşünüyorum. 80 yaşına yaklaşan Woody Allen’ın her sene bir film çekecek enerjisine de hayranım.
Saul’un Oğlu (Son of Saul) Savaş filmleri ile ilgili ezberimizi bozan mükemmel bir yapım. Bu yıldan geleceğe kalacak klasik eserlerden biri. DVD’sinin olması gerekiyor.
Lobster: Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi’nde olduğu gibi yine aykırı bir film yapmış, film şu anda vizyonda. Ele aldığı konu, temposu ve kendine özgü farklılığıyla film çok hoşuma gitti.
Mustang: Deniz Gamze Ergüven’in Fransa adına bu sene Oscar adayı olan filmi. Uzun süre vizyonda kaldı, DVD’si çıktı biliyorum, mutlaka seyredin derim.
Güneş Tepedeyken: Hırvatistan’ın bu yılki Oscar adayı. Aynı oyuncuların oynadığı 3 farklı hikaye üzerinden bir savaş eleştirisi. Başka Sinema’dan DVDsi çıkar diye düşünüyorum, fırsat bulursanız bu filmi de mutlaka seyredin.
Yeni Ahit: Harika bir komedi. Konu itibari ile Türkiye’de vizyona girmesi ve DVD’sinin çıkması pek muhtemel görünmüyor, internet üzerinden bir şekilde seyredin derim.
Dheepan: Cannes Fim Festivali’nde bu sene büyük ödülü alan ve şu anda vizyonda olan göçmen sorununa farklı açıdan yaklaşan bir film. Cannes’da büyük ödül alan bir çok film gibi, bu film de mükemmel.
Knight Of Cups: Terence Mallick’in mükemmel görüntüleriyle rüya gibi bir film. Mallick’in tarzını sevenlere tavsiye ederim. Mallick’in kendine özgü yönetmenliğini sevmeyenler için sıkıcı gelebilir. Ben filmi seyrederken, çok kişi salonu terk etmişti. 😀
Annem (Mia Madre): Eleştirmenler fazla beğenmeseler de Oğul Odası filminin unutulmaz yönetmeni Nanni Moretti’nin annesinin son günlerinde onunla yaşadıklarında yola çıkarak yaptığı bu film beni çok etkiledi.
Ali Baba ve Yedi Cüceler: Her Cem Yılmaz filmi gibi bu filmi de çok sevdim.
Nadide Hayat: Cem Yılmaz gibi, Çağan Irmak’ın da her filmini keyifle seyrediyorum, Çağan Irmak bu sefer çok tatlı, yumuşak bir komedi filmi yapmış, tavsiye ederim.
Life: James Dean ve Life Dergisi’nin fotografçısı Dennis Stock arasında geçen ilişkiyi yönetmen Anton Corbijin, sinemaya çok naif ve sade biçimde uyarlamış. Muhtemelen DVDsi de çıkacaktır.
Casuslar Köprüsü (Bridge Of Spieces): Spielberg’in bu yılki Oscarlarda bir çok dalda aday olacağını düşündüğüm filmi. Şu anda az sinemada da olsa vizyonda, büyük olasılıkla DVD’si de çıkacaktır.

Casuslar Köprüsü (Bridge Of Spies)

Casuslar Köprüsü, anlatım dili çok daha olgunlaşmış, eskisi kadar klişelere sarılmayan bir Steven Spielberg filmi. Coen Kardeşler’in senaryoya verdikleri katkının da bunda payı büyük. İlk sahneden, finale kadar karanlık mekanlarda Spielberg’in ışığı kullanması çok etkileyici, ışığın açıları, izlediği yol filmde apayrı bir tat veriyor. Bu arada Rus Ajanını canlandıran Mark Rylance sade ve basit oynuyla mükemmel bir performans sergiliyor. Bu yıl Oscar’larda filmin de, yardımcı oyuncu Mark Rylance’ın da adının çok anılacağını düşünüyorum. Spielberg’in en iyi filmlerinden biri Casuslar Köprüsü (Bridge Of Spies), vakit bulabilirseniz özellikle sinemada seyretmenizi tavsiye ederim.

Anlaşılamayan filmler üzerine

Sinema olgusu hep eğlendirmek ya da filmin seyredene bir takım mesajlar vermesi üzerine oturtulduğu için deneysel çalışmalar seyirciyi çok rahatsız ediyor ve eee şimdi ne anlattı bu film noktasında mutlaka bir cevap bulmak istiyor seyirci. O cevabı bulamadı ise kendi değerlerine göre bazı cevaplar uyduruyor, uyurdukları da tatmin etmedi ise bu film çok kötü demekte buluyor çareyi 🙂