Tatil Günleri Ne Yapmalı?

İnsan, fırsatını bulabiliyorsa tatil günlerinde kendi iç derinliğine giden yolu temizlemeli. Kimbilir, yol üzerinde ne kadar çok ruhunu tıkayan pislikle karşılaşacaktır? Başka da bir şeye gerek var mı derseniz, yok bence. Zaten bundan daha etkili yapılabilecek ne olabilir ki?

Hayatın sonuna geldiğinde tüm hedeflerini gerçekleştirmek midir başarı?

Hayatın sonuna geldiğinde tüm yapmak istediklerini gerçekleştirebildin mi sorusuna verilecek cevap evet mi olmalı, hayır mı olmalı? Evet, büyük bir tatmini gösterse de, hayır iştahın daha tükenmediğini anlatır ki, bu anlamda hayattan kopmadığını göstermesi açısından hayır çok daha etkileyicidir diye düşünürüm.

Fotografta açı mesafe uyumu

İyi bir fotografçı, farklı bir açıyı doğru mesafe ile eşleştirebilmeli diye düşünüyorum. Yatay ile olan açı küçüldükçe fotograftaki yatay perspektif derinleşirken, açı büyükçe de dikey perspektif heyecan veriyor bana. Ne kadar yapabildiğimi bilmiyorum ama çektiğim fotograflarda açı, mesafe uyumunu yakalamaya çalışarak, fotografın kurgusunu oluşturmayı istiyorum. Ayrıca fotograf karesinin sadeliğinin yanında anlattığı hikaye de bir o kadar derin olabiliyorsa ne güzel. Buradaki sadelik-derinlik kontrastı renk, ışık ve boyut kontrastından daha çok etkiliyor beni.

İnstagram Sayfam https://instagram.com/ckafadar2/
IMG_2838

Çocukluğumun geçtiği ağaç

İnsanların çocukluklarının geçtiği ev, sokak, mahalle olur da, hiç ağaç da olur mu demeyin. Benim ve arkadaşlarımın böyle bir ağacı vardı. Yaz akşamları, okul sonraları birbirimize hiç sormadan bu ağacın çevresinde toplanırdık. Hepimizin arka pencereleri ağacın olduğu bahçeye baktığı için bir arkadaşımızı gördük mü orada, atardık kendimizi ağacın altına. Ben sevmediğim Biyoloji, Tarih gibi dersleri üst dallarına çıkıp çalışırdım. Hiç bir zaman kafamın almayacağını düşündüğüm (herhalde soyadım kafa-dar diye bu dersler girmiyor içeri derdim 😀) bu dersleri bu ağacın dalları arasında nasıl olduğunu anlamadan anlardım. Okul bittiğinde de o tiksindiğimiz bütün derslerin defterlerini bu ağacın altında yaktığımız ateşin içine atar, alevlerin etrafında hoplaya zıplaya okulun bitişini kutlardık 😀

Bugün dünyanın neresinde bir ağacın kesildiğini duysam, Ataköy’deki bu çocukluğumun geçtiği ağaç geliyor aklıma ve kendi kendime diyorum ki demek ki bunların hayatlarında hiç ağaçları olmamış, onun için bu doymamışlıkları, açlıkları, gözlerindeki mutsuzlukları…


  

Eğitim sistemi bugünün dünyasına ne kadar uygun?

Bugünün dünyasında bilgiyi işleyip yorumlayarak öğrencilerine iletebilmek hocanın ilk işi olmalı. Derslerde bilginin sadece kitaplarda olduğu gibi anlatıldığı günler artık geride kaldı. Geçmiş eğitim sisteminde geçmişin dünyasına uygun monolog bir yapı vardı, hoca söyler, öğrenci dinlerdi. Bugün ise çok farklı, çok sesli bir dünyanın içindeyiz. Bu doğrultuda öğretmen kavramının ve tanımının yeniden yapılması gerekiyor. Aksi durumda bilgiyi nasıl kullanacağını bilmeyen, onu işleyemeyen, kafasının içi hiç bir zaman işine yaramayacak bir sürü bilgi ile doldurulmuş olan yeni bir kuşak ile karşı karşıya kalacağız.

Elinin yerini makinaya bırakınca mı başladı insanın mutsuzluğu?

William Morris, sanayileşmenin yeni yeni başladığı 19. yüzyılın sonlarında, insanın eli ile yaptığı üretimin insanı mutlu edeceğini araya makinanın girmesi ile ortaya çıkacak eserlerin eskisi gibi olmayacağını ve insanı da mutlu etmeyeceğini, mutluluğun sadece el emeği ile elde edileceğini savunur. İnsan ile maddenin arasına giren makinanın, endüstriyel girişimin yakın gelecekte güzelliği yok edeceği görüşündedir. Yalnız ve yalnız insan elinin maddeye can verebileceği ortaçağ sanatçılarının eserlerinden aldığı zevkle mutlu ve özgür olduğunu söylüyordu. Belki de Morris’in dediği gibi makinayı bulması ile başladı insanın mutsuzluğu…

Yanlış bir eğitim sistemi ile doğru bir çocuk yetiştirebilirmiyiz?

Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
İnternet ile içiçe büyüyen, istediği bilgiye istediği an ulaşabilecek bir çocuğa bir sürü bilgiyi ezber yoluyla belletme çabasının nasıl bir mantığı olabilir ki? Merak ediyorum, bu durumdan eğitimciler hiç bir rahatsızlık duymuyor mu, bu konuda rahatsızlık duyan kişiler uluslararası bir platform oluşturup, çocukların küçük yaşta aptallaştırılmasının önüne geçmek için kafa yoruyorlar mı?

AB ve Göçmen Krizinin Hatırlattığı Soru

Göçmen krizini yaşadığımız şu günlerde aklıma hep Mahatma Gandi’nin o mükemmel cevabı gelir. Gandi’ye sorarlar, “Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye, Gandi’nin yanıtı çok nettir: Olsa iyi olurdu. 🙂

Mutluluk saplantımız mıdır, bizi mutsuz eden?

Freud; ”İnsan mutlu olmak ister; bu yüzden berbat haldedir.” der ve ekler “Yaradılışın planında insanoğlu mutlu olacaktır diye bir kaide yoktur”. Belki de bu hastalıklı mutluluk saplantımızdır, bizi mutsuz eden…