Müteahhitler için 2025’ten Alınacak 10 Ders

2025, geçmişte alınan derslerin altının biraz daha koyu ve biraz daha kalın bir kalem ile çizildiği bir yıl oldu. Derlediğim 10 ders, bilinen ama çoğu zaman göz ardı edilen gerçekler aslında. Yazıyı Türkiye ölçeğinden çıkarıp dünyada neler oluyor perspektifiyle yazdım. Sektörde yaşanan sıkıntılara biraz yukarıdan bakıldığında, sorunların yalnızca coğrafyaya ya da tek başına ülkelere ait olmadığı daha net görülüyor. Dünyanın farklı köşelerinde benzer kırılganlıklar, benzer tıkanmalar ve benzer uyum sancıları yaşanıyor. Teknoloji hızla ilerlerken kurumların, iş yapma biçimlerinin ve zihinsel alışkanlıkların bu hıza ayak uyduramaması, birçok ülkede aynı sonuçları üretiyor. Farklı olan yalnızca bu sıkıntıların ortaya çıkış biçimi ve şiddeti. 

Bu yıl özellikle inşaat firmalarında yaşanan iflasların artışı oyunun kurallarının sessizce değişmekte olduğunu gösterdi. Bu değişimi, sadece ekonomik konjonktürle açıklanabilecek geçici bir dalgalanma olarak değerlendiremeyiz. Nakit akışından sözleşme yönetimine, risk öngörüsünden kurumsal reflekslere kadar pek çok konuda, uzun süredir ertelenen yapısal zafiyetlerin görünür hâle gelmesiyle karşı karşıyayız. Aşağıda kısaca anlatmaya çalışacağım 10 dersin, geçmişe yönelik bir muhasebeyle birlikte yapılması gerekenlere dair bir yol haritası da olmasını istedim.

1. “Ucuz yapan” değil, dayanıklı yapan kazanıyor

2025, “ucuz yap, nasılsa unutulur” devrinin kapandığını acı örneklerle gösterdi. Bangkok’ta inşası süren bir gökdelen, Myanmar’daki depremde şehrin tek çöken binası oldu ve soruşturma ucuz malzeme kullanımı şüphesine odaklandı reuters.comreuters.com. Sonuç mu? İhaleyi olması gerekenden düşük fiyatla alan müteahhit firmanın hisseleri birkaç gün içinde %27 değer yitirdi reuters.com. Kalitesiz iş yapmak şirkete itibar ve para kaybettirdi. Türkiye’de de 2023 depreminin ardından kamuoyu, “ucuza kotaran” müteahhitlik anlayışını affetmedi. Artık sektörde en düşük teklif değil, en güvenli ve dayanıklı yapı kazandırıyor. Yaşam döngüsü maliyet analizleri, ucuz inşaatın uzun vadede bakım masraflarını artırdığını gösteriyor; kalitesiz yapılan binaların sık sık onarıma ihtiyaç duyduğu bir gerçek greencitytimes.com. Hatta büyük bir projeyi ilk seferinde doğru yapmayıp sonradan düzeltmek, kontrat bedelinin %20’sine varan ek maliyet getirebilir greencitytimes.com. Bu yüzden müteahhitler, artık kısa vadeli kar uğruna malzemeden kısmak yerine, binanın ömrü boyunca getireceği yükleri hesaba katmak zorunda. Depreme dayanıklı, enerji verimli ve sağlam binalar inşa edenler uzun vadede hem itibar hem iş kazanıyor. 2025 yılı, “ucuza yapan” değil “sağlam yapan” anlayışının nihayet sektörde hakim görüş haline geldiği yıl oldu.

2. Nakit akışı = hayatta kalma

2025’te inşaat dünyasında nakit akışının şirketlerin can damarı olduğu yeniden hatırlandı. Bir müteahhitlik firmasının kasasına giren ve çıkan paranın zamanlaması, kârda olup olmamasından bile daha kritik hale geldi. Nakit sıkışıklığı, kâğıt üzerinde kârlı görünen şirketleri bile batırabilir. elliottdavis.com. Bunun başlıca nedeni, sektöre özgü ödeme gecikmeleri. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, ana yükleniciler hak ediş ödemelerini 30 günde yaptığını düşünürken, alt yükleniciler alacakları için ortalama 56 gün beklemek zorunda kalıyor. constructiondive.com. Yani taşeronlar iki aya yakın süre cepten çalışıyor. Bu durum Türkiye’de de farklı değil; uzun vade çekler, kamu ihalelerinde geciken ödemeler sektörün kronik sorunları. Bu yüzden ankete katılan müteahhitlik firmalarının %43’ü, beklenmedik giderleri karşılayacak yeterli işletme sermayesinden yoksun olduğunu belirtiyor. constructiondive.com. Nakit akışı sıkıntısı, projelerin durmasına bile yol açabiliyor: Firmaların neredeyse üçte biri, geciken alacaklar yüzünden projelerin aksadığını itiraf ediyor. constructiondive.com. 2025’te yükselen enflasyon ve faizler de nakit baskısını artırdı; finansmana erişim zorlaştı, borçlanma maliyetleri yükseldi. Bu şartlarda müteahhitler nakit akışını yönetmeyi hayatta kalma meselesi olarak görmeyi öğrendi. Artık akıllı firmalar her proje için nakit akış projeksiyonları yapıyor, alacaklarını hızlandırmanın yollarını arıyor, gerekirse finansman maliyetini tekliflerine yansıtıyorlar. Özetle 2025’in derslerinden biri şuydu: Kâğıt üzerindeki kâra aldanmayın, kasadaki nakde bakın.

3. BIM kullanmamak artık “kişisel tercih” değil

Dijital dönüşüm rüzgârı, 2025’te inşaat sektöründe en somut haliyle Bina Bilgi Modellemesi (BIM) alanında hissedildi. BIM kullanıp kullanmamak, müteahhitlerin insiyatifinde bir tercih olmaktan çıktı, bir zorunluluğa dönüştü. Bunun bir nedeni kamu otoritelerinin tavrı: Dünyada birçok ülke BIM’i kamu projelerinde şart koşuyor. İtalya, 1 Ocak 2025 itibariyle 1 milyon € üzerindeki tüm kamu inşaatlarında BIM kullanımını mecburi hale getirdi. business.bimobject.com. Polonya ve İspanya da benzer adımları atıyor. Birleşik Krallık zaten yıllardır BIM’i standart haline getirmişti. Bu trend, müteahhitler için net bir mesaj: BIM’siz ihaleye girilemeyecek noktaya hızla yaklaşıyoruz. Özel sektörde de büyük yatırımcılar ve müşteriler, proje süreçlerinin BIM ile şeffaf ve entegre yürütülmesini talep ediyor. Sektör profesyonelleri BIM’in sağladığı avantajları bizzat deneyimledi: Tasarım hatalarının erkenden tespiti, maliyet ve zaman tasarrufu, ekipler arasında koordinasyon… Rakamlar da bunu doğruluyor: BIM kullanımı dünya genelinde son altı yılda %17 seviyelerinden %70’ler düzeyine fırladı. novatr.com. Sektörün büyük bölümü BIM’i benimsedi, geride kalan azınlık ise hızlıca adapte olmak zorunda. 2025 itibarıyla BIM kullanmamak, tıpkı bilgisayar kullanmamak gibi düşünülemez hale geldi. Artık kimse “Ben eski usul çalışıyorum, çizimler kağıt üstünde olsun” diyemez; derse de rekabette yarışamayacağı kesin. Özetle bu yıl, BIM’in lüks değil yeni normal olduğunu gösterdi.

4. Yapay zekâ “gelecek” değil, şantiye yardımcısı

Uzun yıllar yapay zekâdan “geleceğin teknolojisi” diye bahsettik, ancak 2025’te yapay zekâ inşaat sahalarında bizzat çalışmaya başladı. Artık yapay zekâ, uzak bir vizyon değil, şantiyede bir teknik çalışanın yardımcısı gibi görev yapıyor. Büyük bir şantiyede mühendislerin baretlerine takılı 360 derece kameralar gün boyunca görüntü kaydediyor; yapay zekâ destekli bir yazılım bu görüntüleri anlık olarak projenin BIM modeli ve takvimiyle karşılaştırıp nerede gecikme ya da hata olduğunu anında tespit ediyor. Bu sayede proje yöneticileri, “nerede kalmıştık” demeden, her gün otomatik üretilen ilerleme raporlarına kavuşuyor. İsrail çıkışlı bir yapay zekâ platformu olan Buildots, tam da bu işi yaparak şantiyelerde gecikmeleri %50’ye varan oranda azalttığını raporluyor. openasset.com. 2025 yılında yapılan bir sektör anketi de müteahhitlerin %85’inin yapay zekâ sayesinde tekrar eden evrak işlerine daha az vakit harcayacağını, %75’inin ise yapay zekâ ile geçmiş projelerden ders çıkarıp daha isabetli kararlar alacağını düşündüğünü ortaya koydu. constructiondive.com. Bazı büyük firmalar, geçmiş projelerinin verilerini yapay zekâ ile analiz ederek teklif hazırlama ve maliyet öngörme süreçlerinde kullanmaya başladı bile. Şantiyede ise yapay zekâ destekli güvenlik kameraları işçilerin baret takıp takmadığını kontrol ediyor, riskli davranışları tespit ediyor. Artık yapay zekâ, “bir gün gelecek” denilen bir teknoloji değil, bugünün şantiyesinde elle tutulan bir yardımcı. Erken adapte olan şirketler verimlilikte ciddi artış sağlıyor; yapay zekâyı yok sayanlar ise rekabette geri kalma riskini iliklerinde hissetmeye başladı. 2025’in bize öğrettiği şu ki: Yapay zekâ, inşaatın geleceği olmaktan çıktı, bugünün gerçeği haline geldi.

5. Şantiye artık “sezgilerle” değil, veriyle yönetiliyor

Bir zamanların tecrübeli şantiye şefi, kulağını raylara dayayıp trenin gelişini hisseden kovboy misali, sadece sezgileriyle iş yönetirdi. 2025 ise şantiyelerde sezgilerin yerini veriye dayalı yönetimin aldığını gösterdi. IoT (Nesnelerin İnterneti) sensörlerinden drone’lara, akıllı baretlerden yazılımlara kadar pek çok teknoloji, şantiyeyi gerçek zamanlı verilerle takip etmemize imkân tanıyor. munichre.com. Artık beton dökümünde nem ve sıcaklık sensörleri, kuruma süresini anbean bildiriyor; iskelelerdeki akıllı cihazlar, kritik titreşim veya eğilme olduğunda anında uyarı gönderiyor. Şantiye makineleri GPS ve telemetri verileriyle izlenip verimsiz boşta çalışma süreleri azaltılıyor. Birbirinden kopuk ekipler yerine, tüm paydaşlar ortak dijital platformlar üzerinden anlık veri paylaşarak karar alıyor. 2025’te özellikle büyük müteahhitler veri analitiğine ciddi yatırım yaptılar: Geriye dönük proje verilerini analiz ederek iş programlarını iyileştiren, saha operasyonlarından toplanan büyük veriyi (big data) kullanarak riskleri öngören şirketler öne çıktı. Sezgi ve deneyimelbette hâlâ değersiz değil, ancak veriyle teyit edilmeyen öngörü riskli bulunuyor. Nitekim veri kullanımı sadece verimlilik değil, güvenlik açısından da fark yaratıyor; örneğin sensör verilerine dayalı proaktif bakım yapan şantiyelerde iş kazaları ve arızalar bariz şekilde azalıyor. Munich Re’nin sektör raporu, yapay zekâ, IoT, drone ve giyilebilir cihazları kullananların şantiyeleri “gerçek zamanlı hassasiyetle” yönettiğini vurguluyor. munichre.com. Kısaca 2025’te bildiğimiz bir gerçeği yeniden hatırladık: Ölçmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Şantiyelerde “bana öyle geliyor ki” dönemi bitti; artık sayılar, tablolar ve algoritmalar konuşuyor. Veriye dayanan müteahhitler işini zamanında ve bütçesinde tamamlarken, sezgiyle hareket edenler sürprizlerle boğuşuyor.

6. İş güvenliği maliyet değil, kârlılık kalemi

Eskiden iş güvenliği, müteahhitlerin gözünde bütçeye ek yük getiren bir zorunluluk gibiydi. 2025 ise iş güvenliğine yapılan harcamanın, aslında kazanç getiren bir yatırım olduğunu iyice ortaya koydu. ABD İş Sağlığı ve Güvenliği Kurumu (OSHA) verilerine göre iş güvenliği programlarına harcanan her 1 dolar, kazalar ve meslek hastalıkları azaldıkça işverene 4 ila 6 dolar arasında tasarruf olarak geri dönüyor. marshmma.com. Bu çarpıcı oran, güvenliğe yatırım yapmanın uzun vadede ne denli kârlı olduğunu net biçimde özetliyor. 2025’te birçok firma bu gerçeği yaşayarak öğrendi. Örneğin ABD’de bir inşaat şirketi, kapsamlı bir yüksekte çalışma güvenlik programı uygulamaya koydu ve sonuçta kaza maliyetlerini işçi saati başına 4,25 dolardan 0,18 dolara, yani %96 oranında düşürdü. marshmma.com. Düşünün: Koruyucu ekipman, eğitim ve denetim için yapılan harcamalar belki on binlerce dolar; ama önlenen ciddi bir kazanın şirkete maliyeti milyonlar olabilirdi. Türkiye’de de 2025 boyunca büyük inşaat projelerinde iş güvenliği denetimleri sıkılaştı, hatta bazı projeler güvenlik zaafiyeti nedeniyle durma noktasına geldi. Bu da gösterdi ki bir kaza olduğunda ödenecek tazminatlar, ceza ve iş durması maliyetleri, önceden harcanacak güvenlik bütçesinden katbekat fazla. Dahası, iş güvenliği kültürü yüksek şirketler nitelikli iş gücünü kendine çekiyor ve elde tutuyor; çalışanlar canlarını tehlikeye atmayan işverene sadık kalıyor. 2025’in bize öğrettiği ders net: İş güvenliği bir maliyet kalemi değil, kârlılığı artıran bir unsurdur. Güvenli şantiye, verimli şantiyedir – hem vicdanen doğru olanı yapar, hem de uzun vadede şirketinizi kara geçirir.

7. İnsan kaynağı “bulunur” değil, tutulur

İnşaat sektörü, eskiden “iş mi yok, nasılsa çalışacak adam bulunur” rehavetiyle hareket ederdi. 2025 ise bu ezberi bozdu: Artık asıl mesele eleman bulmak değil, elde tutmak. Zira sektörde ciddi bir yetişmiş eleman kıtlığı baş gösterdi. ABD verilerine göre 2025’te inşaat sektöründe talebi karşılamak için 439 bin yeni çalışana ihtiyaç olduğu tahmin ediliyordu. munichre.com. Türkiye’de de benzer biçimde, nitelikli usta, kalfa ve mühendis bulmak zorlaştı. Genç nesil, inşaatın zorlu koşullarına eskisi kadar heves etmiyor; var olan tecrübeli işgücünün bir kısmı ise emeklilik veya sektör değiştirme eğiliminde. Hal böyleyken şirketler, insan kaynağını elde tutmanın, yeni eleman bulmaktan çok daha kritik ve ekonomik olduğunu anladı. 2025’te yapılan bir sektör anketi, firmaların %94’ünün bazı pozisyonları doldurmakta zorluk çektiğini ortaya koydu. arcoro.com. Yani neredeyse her firma, özellikle vasıflı işçi ve teknik eleman açığı yaşıyor. Bu ortamda şirketler sadece yüksek maaş vermekle de sorunu aşamayacaklarını gördüler; çünkü rakip firma da aynısını teklif edebiliyor. Önemli olan, çalışanlara kendilerini geliştirebilecekleri, değer verildiklerini hissedecekleri bir iş ortamı sunmak. Artık büyük müteahhitlik şirketleri, iyi ustaları ve yetenekli mühendisleri elde tutmak için onlara düzenli eğitimler veriyor, kariyer planları yapıyor, prim ve hisse gibi uzun vadeli teşviklerle bağlılıklarını artırmaya çalışıyor. İşe yeni başlayan gençler için mentorluk programları uygulanıyor, iş güvenliği ve çalışma koşullarına yatırım yapılıyor. 2025’te pek çok şirket, yüksek turnover (devir) oranlarının projelere maliyetini hesapladı ve yetişmiş bir elemanın kaybedilmesinin şirkete yeni eleman bulup yetiştirmekten çok daha pahalıya patladığını fark etti. Kısacası bu yılın dersi: İnsan kaynağı öyle piyasadan ihtiyaç anında bulunacak bir meta değil; şirket içinde yetiştirilecek, değerlenecek bir sermayedir. Çalışanını tutabilen, geliştirebilen müteahhitler uzun vadede yarışta öne geçiyor.

8. Modüler ve prefab artık “niş” değil

2025 yılı, modüler ve prefabrikasyon yöntemlerinin inşaat sektöründe iyiden iyiye ana akım haline geldiği yıl oldu. Bir zamanlar “niş” ve sıradışı görülen, yalnızca küçük geçici yapılar veya birkaç öncü proje ile sınırlı kalan modüler inşaat, artık konutlardan hastanelere, otellerden okullara kadar geniş bir yelpazede tercih ediliyor. Neden? Çünkü hız ve verimlilik ihtiyacı, bu teknolojileri adeta zorunlu kıldı. Prefabrik ve modüler yapım, binanın parçalarının fabrika ortamında üretilip şantiyede monte edilmesi esasına dayanıyor. 2025’te bu yöntem, inşaat endüstrisini adeta devrimleştiriyor diyecek kadar yaygınlaştı. mte85.com. Fabrika ortamının kontrollü koşullarında duvarlar, döşemeler, modüler odalar üretilip sahaya getirilerek çok daha hızlı, isabetli ve az malzeme israfıyla inşa gerçekleştiriliyor. Bu sayede şantiyede geçirilen süre kısalıyor, hava şartlarına bağımlılık azalıyor, iş programları daha öngörülebilir hale geliyor. 2025 boyunca pek çok proje, geleneksel yöntemlerle aylar sürecek imalatları birkaç hafta içinde tamamladı. Örneğin İngiltere’de 25 katlı bir modüler otel projesi, tüm odaları fabrikada hazırlandığı için rekor sürede bitirildi. Modüler inşaatın avantajları saymakla bitmiyor: Daha az atık, daha temiz şantiye, daha güvenli çalışma ortamı ve gerektiğinde kolay ölçeklenebilme… Maliyet tarafında da ölçek ekonomisiyle rekabetçi hale geldi. Bir zamanlar “prefab” denince akla gelen kalitesiz yapılar imajı da hızla siliniyor; artık mimari tasarım açısından da son derece estetik ve dayanıklı modüler binalar görüyoruz. Sektör raporları, 2025’te ticari ve konut projelerinin giderek artan bir kısmının modüler yaklaşımları benimsediğini vurguluyor. mte85.commte85.com. Özetlersek, bu yöntem kesinlikle bir heves ya da niş uygulama değil, yeni norm haline geliyor. Müteahhitler için çıkarılan ders açık: Modüler ve prefabrikasyon trenini kaçıran, hız ve maliyet yarışında geride kalır.

9. ESG ve sürdürülebilirlik artık vitrin değil

Eskiden büyük inşaat şirketleri çevre ve topluma dair güzel sözleri yıllık raporlarının vitrinine koyar, ancak bunlar çoğu zaman lafta kalırdı. 2025 ise ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) prensiplerinin ve sürdürülebilirliğin “vitrin süsü” olmaktan çıkıp iş yapışın merkezine oturduğu bir yıl oldu. Bunun arkasındaki en büyük itici güç, yatırımcıların ve düzenleyici otoritelerin tutumu. Artık finansman bulmak isteyen bir müteahhit, proje finansmanı veya kredi talep ederken bankaların ve fonların karşısına ayrıntılı bir ESG stratejisi ve raporlaması ile çıkmak zorunda. Aksi halde paraya erişmesi neredeyse imkânsız. Nitekim 2024’te ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), halka açık şirketler için 2025 sonundan itibaren iklimle ilgili risklerini ve karbon emisyonlarını raporlamayı zorunlu kılan kurallar getirdi blog.bluebeam.com. Avrupa’da da Yeşil Mutabakat çerçevesinde inşaat sektörüne yönelik sürdürülebilirlik kriterleri sıkılaştı. Kısaca regülasyonlar, sürdürülebilirliği bir tercih olmaktan çıkarıp mecburiyet haline getiriyor. Bu gelişmeler, müteahhitlik şirketlerinin de zihniyetini değiştirdi. Örneğin büyük firmalar artık her yeni proje için karbon ayak izi hesaplıyor, çevresel etki değerlendirmesi yapıyor ve bu verileri yatırımcılarla şeffaf şekilde paylaşıyor. Sosyal boyutta ise işçi hakları, çeşitlilik, iş güvenliği gibi konular şirket performansının parçası olarak görülüyor. ESG yatırımlarının “boşa giden para” olmadığı, aksine getirisi olduğu da anlaşıldı. McKinsey’nin bir analizine göre, sürdürülebilir işletme uygulamaları operasyon giderlerini ciddi oranda azaltarak kârlılığı %60’a varan oranlarda artırabilir blog.bluebeam.com. Tüketiciler de benzer bir tavır sergiliyor: Araştırmalar, müşterilerin %70’inin benzer ürünler arasında çevre dostu olanı tercih etmek için daha fazla ödemeye razı olduğunu gösteriyor blog.bluebeam.com. Yani sürdürülebilirlik artık yalnızca itibar için değil, doğrudan iş getiren, kazanç sağlayan bir unsur. 2025’te Türkiye’de de büyük inşaat firmaları yeşil binalara yöneldi, yenilenebilir enerji kullanımı, atık yönetimi, karbon salımını azaltma gibi konularda somut adımlar attı. Özetle bu yıl sektör şunu gördü: ESG bir halkla ilişkiler meselesi değil, işin ayrılmaz bir parçasıdır. Geleceğin müteahhidi, sadece bina değil, aynı zamanda çevre ve toplum için değer inşa edendir.

10. Müteahhitlik, artık bir yönetim sanatı

Bunca değişimin ışığında 2025’in belki de en önemli dersi şudur: Müteahhitlik mesleği, eskiden sadece inşaat bilgisi ve saha becerisi gerektiriyordu; bugün ise bir yönetim sanatı haline geldi. Modern müteahhit, bir yandan finansmanı yöneten bir yatırımcı, bir yandan insan kaynağını harekete geçiren bir lider, bir yandan teknolojiyi entegre eden bir inovasyon yöneticisi olmak zorunda. Projeler teknik olarak çok daha karmaşık, paydaş sayısı daha fazla, belirsizlikler yüksek. Dolayısıyla bugünün müteahhidi, krizleri öngörüp yönetebilmeli, ekibini motive edebilmeli, vizyon koyup strateji çizebilmeli. Yıllar önce Peters ve Waterman, yöneticilerin yönetimin “sanatını” ihmal edip araçlara takılıp kalmasını eleştirmişti; “yönetim insana dair bir beceridir, sadece araçlarla ilgili değildir” demişlerdi. pmi.org. 2025 itibarıyla bu söz, müteahhitler için daha da geçerli hale geldi. Çünkü dijital araçlar, yazılımlar, modeller ne kadar gelişse de, bunları anlamlı bir sonuca dönüştürecek olan insan faktörü ve liderlik becerisidir. Günümüzün büyük müteahhitlerine baktığımızda, hepsinin inşaat sektöründeki yetkinliklerinin ötesinde birer orkestra şefi gibi davrandığını görüyoruz. Finansçılar, mühendisler, tedarikçiler, saha ekipleri arasında köprü kurup uyum sağlıyorlar. Şirketlerini vizyoner bir bakış açısıyla yönetip değişime adapte ediyorlar. Proje karmaşıklığı öyle boyutlara ulaştı ki (teknik, çevresel, organizasyonel karmaşıklıklar artık iç içe. pmi.org), bunu yönetecek kişinin çok yönlü olması şart hale geldi. Neticede 2025, müteahhitlik mesleğinin tanımını adeta güncelledi: Sadece beton döken, kaba inşaat yapan değil; riski yöneten, insanı yönlendiren, teknolojiyi kullanan, kısacası yöneticilik sanatıyla uğraşan müteahhitler ayakta kalacak. İyi bir müteahhit artık hem saha mühendisi hem finans uzmanı hem psikolog hem de stratejist olmak zorunda.

Sonuç: 2025 yılı, inşaat sektörünün kabuk değiştirdiği bir yıl olarak hatırlanacak. Yıl boyunca yaşananlar, müteahhitlere başarının artık eski alışkanlıklarda değil, bu yeni derslerde yattığını tekrar tekrar gösterdi. Kalite, finans, teknoloji, insan ve gezegen odaklı bir anlayış filizlendi. Müteahhitler için 2025’in dersleri belki zor yoldan öğrenildi ama kalıcı olacağını düşünüyorum. Bu dersleri alıp içselleştirenler, önümüzdeki yıllarda hem daha rekabetçi hem daha saygın olacaklar. Sonuçta, güçlü bir binanın temeli ne kadar sağlamsa, güçlü bir şirketin temeli de öğrenilmiş dersler kadar sağlamdır. 2025’in öğrettiklerini iyi hazmeden müteahhitler, geleceğin şehirlerini kurarken eskisinden çok daha donanımlı ve bilinçli adımlar atacaklar.

2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Güzel Haberler

Algoritmalara kızıyoruz, kirli olduğunu düşünüyoruz ama onları oluşturan insanlığın binlerce yıl içinde biriktirdikleri. Korkuları, hayal kırıklıkları, beklentileri, zaferleri, yenilgileri.

En güçlü güdümüz hayatta kalmaksa doğal olarak tehlikeleri konuşmayı, onlar üzerine kafa yormayı daha fazla seviyoruz. İyi olan şeyler mi? Pek fazla getirileri yok. Çünkü bizi korumuyorlar.

Bu yılı kaparken farklı bir yıl sonu yazısı tasarladım. Aslında bir değil, iki yazı. İlki şu anda okuduğunuz “2025’de İnşaat Sektöründen Gelen Güzel Haberler.” Diğeriyse “2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Olumsuz Haberler.” Hangisinin daha fazla okunacağını merak ediyorum. Güzel haberler ilgi görürse o zaman algoritmaları yazanların yeniden düşünmesi gerekmiyor mu?

Peki tüm bu gelişmelerden bizler neler öğrendik? O da Mart sayısında: “Müteahhitler İçin 2025’den Alınacak 10 Ders” Neden mühendisler, mimarlar, inşaat sektörü profesyonelleri değil de müteahhitler diye sorabilirsiniz. Çünkü algoritmalar öyle istiyor. Müteahhit kelimesinin tıklanması, diğer tüm sektör kelimelerinden daha fazla.

Yeşil Dönüşüm: Sürdürülebilir Yapılar ve Şantiyeler

Bu yıl güneş panelleri ve küçük rüzgâr türbinleri birçok çok projenin standart bir parçası haline geldi; artık yeni binaların çatıları mini elektrik santralleri gibi çalışıyor. Enerji ihtiyacının önemli bir bölümü yerinde ve temiz kaynaklarla karşılanıyor. Yansımalarını küresel ölçekte de hissetmek mümkün: Solartechonline 2025 itibariyle 618,5 milyar dolara ulaşan sürdürülebilir inşaat pazarının, on yıl içinde iki katına çıkacağını öngörüyor.   

Şantiyelerde de benzer bir yeşil dönüşüm rüzgârı esiyor. “Yeşil şantiye” kavramı Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok ülkede pilot projelerle hayata geçirildi. Dizel jeneratörlerin gürültüsüne ve egzozuna alternatif olarak hibrit jeneratörler ve bataryalı enerji depolama sistemleri kullanılmaya başladı. Londra’da bazı büyük inşaat projeleri, gündüzleri şebeke ve güneş enerjisinden şarj olan bataryaların gece boyu şantiyeye sessizce güç sağladığı sistemleri test ediyor. İlk sonuçlar oldukça olumlu: Bu hibrit sistemler yakıt tüketimini %80’e varan oranlarda azaltırken, karbon emisyonlarını da ciddi ölçüde düşürüyor. (anernstore.comelectrek.co) Aynı zamanda komşu mahalleler için gürültüsüz ve temiz bir çalışma ortamı sağlanmış oluyor. İnşaatta dizel ekipman devrinin kapanmaya yüz tuttuğunu, sektörün elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji entegrasyonuyla yepyeni bir çağa girdiğini söylemek mümkün.

Avrupa’da 2025 başında yürürlüğe giren Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), büyük şirketlere çevresel ve sosyal etkilerini detaylı biçimde raporlama zorunluluğu getirdi. Artık inşaat firmaları karbon ayak izlerini, enerji tüketimlerini ve atık azaltım performanslarını daha şeffaf bir şekilde ortaya koyuyor. Yeni düzenlemeler, şirketleri karbon emisyon verilerini açıklamaya zorluyor ve böylece daha çevreci uygulamaları benimsemeye teşvik ediyor. (plantandcivilengineer.com)

Bu gelişmeler ışığında diyebiliriz ki inşaat sektörü, 2025 yılında gezegene karşı sorumluluğunu ciddiye alan bir sektörprofili çizdi. Binalar daha temiz enerji kullanıyor, şantiyeler daha az kirletiyor ve şirketler iş yapış biçimlerini yeşil bir gözle yeniden tasarlıyor. On yıllardır “beton ormanlar” yaratmakla eleştirilen sektör, şimdi o ormanları daha sürdürülebilir ve yaşanabilir kılmak için kolları sıvamış durumda.

Teknolojiyle Güvenli ve Verimli Şantiyeler: Dijital Devrim

Teknoloji inovasyonlar açısından da verimli bir yıldı 2025. Artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) artık tasarım ofislerinden sahaya kadar sektörün pek çok alanında kullanılıyor. Mimarlar VR gözlükleriyle tasarladıkları binaların içinde yaptıkları sanal turlarla olası sorunları önceden tespit edebiliyor; teknik ekip AR uygulamaları sayesinde bitmemiş bir binanın şantiyesinde, duvarların, kolonların ve tesisatın gelecekte nerede olacağını çalışanlara gerçek ortamda gösterebiliyor. (openasset.comopenasset.com) Özellikle işçi eğitimlerinde VR simülasyonları büyük fark yaratıyor: İş güvenliği eğitimlerinde sanal ortamda oluşturulan inşaat sahneleri, çalışanlara gerçeğe çok yakın deneyimler sunarak potansiyel tehlikeleri birebir yaşamadan öğrenme imkânı sağlıyor. (openasset.com) Yüksekten düşme riskine karşı bir VR simülasyonu, işçiye hem doğru emniyet kemeri kullanımını öğretiyor hem de başına gelebilecekleri güvenli bir ortamda tecrübe etmesini sağlıyor. Böylece, teorik anlatımların ötesine geçen “yaşayarak öğrenme”, sahada daha bilinçli ve hazırlıklı bir iş gücü oluşturuyor.

Şantiyelerde giyilebilir sensörler ve IoT destekli izleme teknolojileri de 2025’in bir başka gözdesi. İşçilerin baretlerinden yeleklerine entegre edilen akıllı sensörler, anbean veriler topluyor. Vücut ısısı ve nabız ölçümü yapan sensörler, bir işçinin sıcak çarpmasına maruz kalabileceğini önceden algılayıp mola vermesi için uyarı gönderebiliyor. Hareket sensörleri, bir çalışan uzun süre hareketsiz kalırsa olası bir düşme veya bayılma durumuna karşı hemen şantiye şefine alarm iletiyor. Bu teknolojiler sayesinde işçiler görünmez bir koruyucu tarafından izleniyor ve tehlike belirtileri ortaya çıkar çıkmaz önlem alınabiliyor. 

Yapay zekâ destekli analiz araçları da milyonlarca veri noktasını tarayarak riskli durumları proaktif şekilde öngörebiliyor. Örneğin, bir inşaat projesinin dijital takip sistemi, çeşitli şantiyelerden gelen verileri kıyaslayarak “hafta başlarında vinç operatörlerinde hata riski artıyor” gibi bir çıkarım yapıp ekstra tedbir alınmasını önerebiliyor. Dijital izleme ve risk tahmini yazılımları, proje sapmalarını veya kaza potansiyellerini daha ortaya çıkmadan yakalayıp yöneticilere erken uyarı sinyali veriyor. (cmicglobal.com) Eskiden “hiç beklemiyorduk” veya “kaza oldu, ne yapalım”şeklinde çaresizlikle kabullenilen durumlar, şimdi yönetilebilir ve önlenebilir hale geliyor.

İvmesi bu yıl daha da yükselen teknolojik devrimin somut sonuçları da yüz güldürüyor. İş kazaları ve güvenlik ihlalleriaçısından sektör uzun zamandır kötü bir şöhrete sahipti. 2024’de 1000’in üzerinde can kaybıyla ABD’de en ölümcül çalışma alanlarından biri şantiyelerdi. (openasset.com) Ancak 2025 itibariyle bu tabloyu değiştirecek adımlar atıldı. Örneğin, iş güvenliği yazılımları ve dijital denetim sistemlerini devreye alan inşaat firmaları, ilk yıldan itibaren iş kazalarında belirgin azalmalar bildiriyor. Sahadaki tehlikelerin erken tespiti, anında raporlama ve yönetim ile anlık iletişim sayesinde birçok kaza daha oluşmadan önleniyor. Bir araştırmaya göre, kapsamlı güvenlik yazılımı kullanan firmaların çoğu, şantiyede yaralanmaların kayda değer oranda azaldığını rapor etmiş durumda. (sitedocs.com

Teknolojinin getirdiği bir diğer güzel haber verimlilik cephesinden. Otonom inşaat ekipmanları, özellikle lojistik ve malzeme taşıma konusunda devrim yaratıyor. Şantiyelerde boy gösteren otonom forkliftler, şoförsüz çalışarak hem insan hatasını minimuma indiriyor hem de 7/24 durmaksızın faaliyet göstererek işleri hızlandırıyor. Büyük bir depolama alanında veya prefabrik elemanların üretim tesisinde görev yapan otonom forkliftler, sensörleri ve AI destekli görüş sistemleri sayesinde etraflarındaki işçileri ve engelleri algılıyor, çarpışmaları önceden engelliyor. Amazon gibi devlerin lojistik merkezlerinde yaygınlaşan bu araçlar, insanlı forkliftlere kıyasla malzeme taşıma verimliliğini %50’ye varan oranda artırabiliyor ve hataları neredeyse ortadan kaldırıyor. (evmagazine.comKesintisiz çalışabilmeleri sayesinde de vardiya değişimi, mola gibi duraklamalar ortadan kalkıyor; böylece günlük iş hacmi çarpıcı biçimde yükseliyor. (evmagazine.com) Üstelik otonom forkliftlerin temelinde yatan yapay zekâ, her hareketi optimize ediyor: En güvenli ve hızlı rotayı seçmek, yükleri dengeli taşımak gibi konularda anlık kararlar alıyor. Bu sayede şantiyede lojistik akışı hızlanırken güvenlik de artmış oluyor. 2025’te bu teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte, sektör geneline baktığımızda daha az kaza, daha yüksek üretkenlik gibi iki kritik göstergede iyileşme görüyoruz. Kısacası, inşaat sektörü dijital çağa ayak uydurdukça hem çalışanlar akşamları evlerine sağ salim dönüyor, hem de projeler daha planlı ve ekonomik şekilde ilerliyor.

İnovasyonla Artan Dayanıklılık: Hızlı, Güçlü ve Akıllı Yapılar

İnşaat dünyasındaki güzel haberlerin önemli bir bölümü de yapım tekniklerindeki yeniliklerden geliyor. Geçmiş yılları göz önüne aldığımızda 2025’te modüler ve prefabrik yapı yöntemleri altın çağını yaşadı diyebiliriz. Fabrikalarda ön üretimi yapılan konut modülleri veya bina bileşenleri, şantiyeye getirilip kısa sürede birleştiriliyor. Bu yöntem, inşaat süresini hissedilir biçimde kısaltarak özellikle konut krizlerinin yaşandığı ülkelerde nefes aldırıyor. Örneğin Kanada’da yapılan bir analiz, modüler konut yönteminin inşaat sürelerini geleneksel yönteme kıyasla %30-50 aralığında kısaltabileceğini ortaya koydu. (cdhowe.org) İngiltere’de dokuz katlı bir modüler konut bloğu sadece 12 hafta içinde dikilerek sektörü şaşırtmıştı. Yıllar süren inşaatlar devri kapanıyor olabilir. Maliyet cephesinde de modüler yapı avantaj sağlıyor: Standartlaşmış seri üretim sayesinde birim metrekare maliyetlerinde %10-20’ye varan tasarruflar mümkün oluyor (reic.ca) Ayrıca modüler yapıların hız ve maliyet avantajı sadece rakamlardan ibaret değil: Şantiyede geçirilen sürenin azalması, hem o bölgede yaşayanlar için daha az gürültü ve rahatsızlık, hem de hava koşulları veya diğer dış etkenlerden kaynaklı risklerin düşmesi anlamına geliyor. Daha kısa sürede, daha ucuza ve daha az riskle inşa etmefikri, 2025 itibariyle ütopya olmaktan çıkıp birçok ülkede gerçek proje deneyimi haline geldi. Özellikle sosyal konut, öğrenci yurdu, acil durum konutu gibi alanlarda modüler çözümler hızla yaygınlaşıyor. Bu da, geçmişten gelen “inşaat sektörü yeterince verimli üretim yapamıyor” önyargısına karşı bize güçlü bir argüman sunuyor. 

Akıllı şehir altyapıları da inşaat sektörünün yeni ufuklarından biri. 2025 yılında dünya genelinde şehirler, altyapı yatırımlarını “akıllı” kavramı etrafında yoğunlaştırdı. İklim değişikliği ile mücadele ve şehirlerde yaşam kalitesini artırma hedefiyle, yeşil enerji ve IoT tabanlı sistemlere büyük yatırımlar yapılıyor. Akıllı trafik ışıkları, akıllı elektrik şebekeleri, sensörlerle donatılmış su ve atık sistemleri derken kentler adım adım geleceğin bilimkurgu filmlerini andıran verimli ekosistemlerine dönüşüyor. Bu alanda küresel pazar da hızla büyüyor: Akıllı şehir teknolojilerine yönelik küresel yatırım hacmi 2023’te 204 milyar dolar seviyesindeyken, 2028’e gelindiğinde 417 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. (globenewswire.com) Bu yatırımlar sayesinde şehirler daha az enerji harcayan, kaynakları etkin kullanan ve vatandaşlarına daha iyi hizmet veren sistemlerle donatılıyor. Akıllı enerji altyapıları sayesinde yenilenebilir enerji üretimi şehir şebekelerine kolayca entegre ediliyor, fazla enerji depolanıp eksik olana aktarılabiliyor. IoT destekli akıllı aydınlatma sistemleri, sokak lambalarını kimse yokken kısıyor, hareket algılandığında parlaklığı artırıyor; böylece ciddi elektrik tasarrufu sağlanıyor. Yeşil enerji ile çalışan ulaşım ağları, otonom elektrikli toplu taşıma araçları, akıllı binalar… Tüm bunlar, inşaat ve altyapı sektörünün 2025’te ne denli pozitif bir dönüşüm geçirdiğinin işareti. Eskiden kentleri proje paftalarından ibaret gören sektör, şimdi kent yaşamının algoritmasını yeniden yazıyor.

Elbette 2025’in inşaat gündemi sadece hız ve verimlilik değil, dayanıklılık konusunda da güzel haberler var. Son yıllarda dünyanın farklı köşelerinde yaşanan depremler, fırtınalar ve felaketler, yapıların dayanıklılığının ne kadar hayati olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı. İşte bu nedenle, sektörde yüksek dayanımlı yeni malzemeler ve yapı teknolojileri üzerine ciddi bir yoğunlaşma görüyoruz. Ultra yüksek performanslı beton (UHPC) ve fiber takviyeli beton gibi malzemeler, eski tip betona kıyasla katbekat sağlam ve esnek yapıları mümkün kılıyor. UHPC, özel karışımı sayesinde müthiş basınç dayanımına sahip; öyle ki normal betondan 5-6 kat daha yüksek mukavemet değerlerine ulaşılıyor. Bu tür malzemelerle inşa edilen kolon ve kirişler, deprem anında çok daha az hasar alıyor. Fiber takviyeli betonlar ise betonun zayıf noktası olan çekme dayanımını artırıyor, çatlamayı minimize ediyor. (brown-cp.com) Özellikle sismik hareketlere maruz kalan bölgelerde fiberle güçlendirilmiş betondan yapılmış taşıyıcılar, sallantılara karşı adeta bir “süspansiyon” gibi çalışarak çatlak oluşumunu engelliyor. (brown-cp.com) HSLA çelikleri gibi Yüksek mukavemetli çelik alaşımlar da, inşaat demiri olarak kullanıldığında, eski tip demirlere göre çok daha fazla esneme ve enerji yutma kapasitesi getiriyor. (brown-cp.com) Bu sayede binalar deprem enerjisini çelik donatıları vasıtasıyla daha iyi absorbe edebiliyor. 

Beton ve çelik dışında, ahşap yapı teknolojilerini de bu yıl çok konuştuk. Cross-laminated Timber (CLT) gibi ileri mühendislik ürünü ahşap paneller, yangına ve depreme karşı dayanıklı, hafif ama güçlü yapılar sunuyor. (brown-cp.com) Özellikle hafifliği sayesinde depremde yapıya daha az yük bindiren CLT binalar, Japonya’dan Kanada’ya örnek projelerle kendini kanıtladı. Bu yapıların bir başka faydası da, prefabrikasyona uygun olduğundan inşaat süresini kısaltması. Basitçe özetlersek “hızlı ve sağlam” ikilisini buluşturan ahşap teknolojileri de ivme kazanmış durumda.

Geleceğe Umutla Bakan Bir Sektör

2025 yılı, inşaat sektörü için pek çok güzel haberin yılı oldu. Yeşil enerjiyle kendi elektriğini üreten akıllı binalar, dijitalleşmenin güvenli hale getirdiği şantiyeler, modüler yapıların hız kazandırdığı projeler ve yüksek dayanımlı malzemelerin koruduğu yapılar… Bütün bu parçalar bir araya geldiğinde, karşımıza bambaşka bir sektör tablosu çıkıyor. Belki de en güzeli “inşaat” denildiğinde akla gelen olumsuz algının yerini, 2025 ile birlikte yavaş yavaş yenilikçi, sürdürülebilir ve insan odaklı bir sektör imajının alması. Bugün, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” cümlesini daha bir güvenle söylüyoruz.

2025’te İnşaat Sektöründen Gelen Olumsuz Haberler

2025 yılının inşaat sektörü için diken üstünde geçtiğini söylesek abartmış olmayız. Yıla damgasını vuran yüksek faizler, eldeki projelerin maliyetini şişirirken, yeni yatırımların önünü kesti. Konut tarafında aylardır konuşulan “erişilebilirlik krizi”, kâğıt üzerindeki bir kavram olmaktan çıkıp, kabullenmesi gereken bir gerçek haline geldi. Büyük ekonomilerden gelen veriler, inşaat harcamalarında uzun yıllar sonra ilk kez gerileme yaşanabileceğini gösteriyor. Sektör profesyonelleri bir yandan iflas haberleriyle sarsılırken diğer yandan çelikten çimentoya malzeme fiyatlarındaki gelgitlerle boğuştu. Kara bulutların eksik olmadığı 2025, inşaatçıların hafızasında “zor yıl” olarak yerini aldı.

2025, küresel inşaat sektörü için pek çok cepheden zorlu geçti. Enflasyonun gölgesindeki yüksek faizler, finansman yükünü artırdı; konut piyasalarında bir “erişilebilirlik krizi” patladı. Dünya genelinde inşaat harcamaları yıllar sonra ilk kez gerilemeye hazırlanırken, bazı bölgelerde ekonomik türbülans iflasları körükledi. Üstelik malzeme piyasalarında yeniden beliren dalgalanmalar ve jeopolitik çalkantılar, şantiyelerin planlarını altüst etti. İşte 2025 boyunca inşaat dünyasından gelen can sıkıcı haberlerin bir özeti:

Finansman Maliyetleri Yatırımları Frenliyor

Yıl boyunca yüksek seyreden faiz ve kredi maliyetleri, inşaat projelerinin fizibilitesini zora soktu. Birçok ülkede enflasyon düşüşe geçse de parasal sıkılaşma tam anlamıyla çözülmedi; sermaye bulmak maliyetli kaldı. ABD’de 2025 toplam inşaat harcamalarının, 14 yıl aradan sonra ilk kez yıllık bazda %1 düşeceği öngörülüyor – bunda da en büyük etkenlerden biri yüksek faiz ortamının yatırım iştahını törpülemesi precast.orgprecast.org. Yükselen finansman giderleriyle müteahhitler teminat mektupları ve nakit akışı konusunda sıkıştı; kimi projeler rafa kaldırıldı. Küresel ölçekte faiz patikasının belirsizliği, inşaat yatırımlarında temkinli bir bekleyiş doğurdu.

Konutta “Erişilebilirlik Krizi” ve Zayıflayan Yeni Başlangıçlar

Konut sektöründe 2025’te erişilebilirlik sorunu iyice derinleşti. Yüksek konut kredisi faizleri, inşaat maliyetlerindeki artış ve durgun gelirler birleşince birçok ülkede ev sahibi olmak hayal oldu. Bunun sonucu olarak yeni konut projeleri başlamaktan çok uzakta kaldı. ABD’de tek ailelik konut inşaatı harcamalarının 2025’te %3 düşeceği tahmin ediliyor; zira hane gelirine oranla mortgage ödemeleri rekor seviyelerde seyrediyor. precast.org. Benzer şekilde Avrupa’nın pek çok şehrinde satışlar durma noktasına geldi. Konut geliştirme şirketleri, talebin ödeme gücündeki aşınma nedeniyle projeleri erteledi veya iptal etti. Bu kriz, sadece dar gelirlileri değil, orta sınıfı da konut piyasasının dışında bırakmaya başladı.

ABD İnşaat Harcamalarında Yıllar Sonra İlk Düşüş

Küresel inşaat pazarının lokomotifi ABD’de de işlerin eskisi gibi gitmediği sinyalleri alındı. 2025’te ABD’nin toplam mühendislik ve inşaat harcamalarının, 2009’dan beri ilk kez yıllık bazda %1 gerilemesi bekleniyor precast.org.Konut yatırımındaki sert düşüş (%9 civarı düşüş öngörülüyor) ve imalat yapılarındaki yavaşlama, bu gerilemenin temel sebepleriprecast.org. Öte yandan altyapı harcamaları artıda kalsa da, özel sektör inşaatlarındaki durgunluk genel tabloyu aşağı çekiyor. Yüksek borçlanma maliyetleri ve ekonomik belirsizlik, Amerikalı inşaat şirketlerini temkinli davranmaya itiyor. 14 yıl aradan sonra gelen bu düşüş, sektör için bir kırılma noktası olarak yorumlanıyor.

İngiltere’de Konut İnşaatı Tarihi Diplerde

Birleşik Krallık inşaat sektörü 2025’te özellikle konut alanında neredeyse durma noktasına geldi. Yüksek faiz oranları ve ekonomik belirsizlik, müteahhitleri yeni konut yapmaktan alıkoydu. Sektör güven endeksi (PMI) verilerine göre, Konut inşaatı faaliyetleri Kasım 2025’te pandemi dönemi (Mayıs 2020) sonrasındaki en düşük seviyesine indi reuters.comreuters.com. Sadece konut değil, altyapı ve ticari inşaatlarda da ciddi yavaşlama görüldü. Müteahhitler, zayıf talep ve belirsiz bütçeler nedeniyle şantiyelerini küçültüyor. Uzmanlar, İngiltere’nin konut üretiminde son on yılların en durgun dönemlerinden birini yaşadığına dikkat çekiyor; bu durum barınma krizini daha da derinleştirebilir.

Avrupa Birliği’nde İflaslarda Artış Alarmı

Avrupa ekonomisindeki baskılar, inşaat firmalarının bilançolarına da yansıdı. 2025’in ikinci çeyreğinde AB genelinde iflas beyanlarında bir önceki çeyreğe göre %1,7’lik artış kaydedildi ec.europa.eu. Özellikle inşaat sektörü, iflas artışında başı çeken sektörlerden oldu – bu dönemde inşaat sektöründeki iflaslar %8,1 oranında yükselerek en büyük artışlardan birini gösterdi ec.europa.eu. Yükselen girdi maliyetleri, yüksek faizler ve talep daralması birçok küçük ve orta ölçekli inşaat firmasını finansal darboğaza soktu. Bankaların kredi koşullarını sıkılaştırması da zor durumdaki şirketlerin yeniden yapılandırma şansını azalttı. Sonuç olarak Avrupa’da inşaat firmaları arasında bir iflas dalgasının yükselişe geçtiği gözleniyor.

İnşaat Sektörü İflaslarda Oransal Olarak Zirvede

Bazı ülkelerde inşaat sektörü, toplam iflaslar içindeki payıyla endişe veriyor. Örneğin İngiltere’de Haziran 2024 – Haziran 2025 arasındaki iflasların %17’si inşaat sektöründe gerçekleşti pinsentmasons.com, ki bu tüm sektörler arasında en yüksek oranlardan biri. Bu kırılganlık, sektördeki yapısal sorunların ve yüksek risk seviyesinin göstergesi. Avrupa genelinde de benzer bir tablo söz konusu: Özellikle nakit akışına duyarlı ve borç yükü yüksek inşaat firmaları, zorlu piyasa koşullarında ilk tökezleyenler oluyor. İflasların toplam içinde bu denli yüksek pay alması, inşaat ekosisteminde (taşeronlar, tedarikçiler, mühendisler vb.) zincirleme etkilere yol açarak ekonominin geneline sirayet ediyor.

Malzeme Fiyatlarında Oynaklık Geri Döndü

Pandemi sonrası bir miktar durulan inşaat malzemesi fiyatları, 2025’te yeniden dalgalı bir seyre girdi. Özellikle çimento, çelik, akaryakıt gibi temel girdilerde yıl içinde ani fiyat oynamaları yaşandı. 2025’in ilk çeyreğinde, inşaat girdi fiyatları yeniden yıllıklandırılmış %9,7 artış hızına ulaştı slabstack.com, bu da 2024’teki göreceli durgunluğun ardından ciddi bir tırmanış anlamına geliyor. Bu oynaklık, müteahhitlerin teklif verirken zorlanmasına yol açıyor: Birçok firma malzeme fiyatlarındaki belirsizlik nedeniyle teklif geçerlilik sürelerini kısaltmak veya sözleşmelere fiyat eskalasyon maddeleri eklemek zorunda kaldı. Uzmanlar “fırtına öncesi sessizlik” benzetmesi yaparak, 2025’te görülen durağanlığın suni olduğunu ve fiyat fırtınasının tekrar kopabileceğini belirtiyor slabstack.com. Bu durum bütçe sapmalarını artırarak projelerin kârlılığını tehdit ediyor.

Çelik Piyasasında Dengesizlik ve Kârsızlık Baskısı

Küresel çelik sektörü, yapısal bir kapasite fazlası sorunuyla boğuşmaya devam ediyor. 2025’e girilirken özellikle Asya kaynaklı yeni çelik fabrikalarının devreye girmesiyle küresel üretim kapasitesi talebin çok üzerinde kaldı. OECD’nin son raporuna göre, 2021 zirvesinden sonra çelik fiyatları tarihi düşük düzeylere inmiş durumda ve sektörün kârlılığı da sert biçimde geriledi oecd.org. Küresel kapasite kullanım oranının %70’lere düşmesi bekleniyor oecd.org. Bu aşırı arzdurumu, inşaat maliyetlerini kısa vadede düşürse de çelik üreticilerinin yatırım yapma gücünü ve yeni teknolojiye geçiş imkanını azaltıyor. İnşaat sektörü ile çelik endüstrisi arasındaki simbiyotik ilişki düşünüldüğünde, çelikteki bu kârsızlık baskısı uzun vadede inşaat malzemesi tedarik zincirinde istikrarsızlık anlamına gelebilir.

Tarife ve Jeopolitik Gerilimlerin Çelik Fiyatlarına Şoku

2025’te ticaret politikaları da çelik fiyatlarında bölgesel şoklara yol açtı. Özellikle ABD’nin beklenmedik bir kararla çelik ve alüminyum ithalat vergilerini Mart ayındaki %25 seviyesinden Haziran 2025’te %50’ye çıkarması piyasaları sarstı spglobal.com. Kanada ve Meksika gibi ABD’ye başlıca tedarikçi ülkeler bu gelişmeden en olumsuz etkilenenler oldu; tedarik zincirlerinde aksamalar ve bölgesel maliyet artışları görüldü. Avrupa’da da jeopolitik gerilimler bazı bölgelerde çelik arzını etkiledi. Sonuç olarak, bir bölgede uygulanan tarife veya ambargo, diğer bölgelerde inşaat maliyetlerini sıçratacak zincirleme etkilere yol açtı. Müteahhitler, bu tür ani politika değişimlerinin yarattığı fiyat oynaklıklarına karşı sözleşmelerinde esnek fiyatlama ve stok stratejileri geliştirmenin önemini bir kez daha deneyimledi.

Kızıldeniz Gerginliği ile Uzayan Transit Süreleri ve Navlun Maliyetleri

Orta Doğu’daki jeopolitik riskler, kritik deniz ticaret rotalarından Kızıldeniz/Süveyş hattını olumsuz etkiledi. Bölgede 2024’ten beri süren güvenlik tehditleri, 2025 boyunca da tam çözülmedi. Birçok konteyner hattı, gemilerini Kızıldeniz yerine Ümit Burnu’ndan dolaştırmak zorunda kaldı. Bu rotasyon, Asya-Avrupa arası taşıma sürelerini haftalarca uzatarak navlun maliyetlerini yükseltti nnrglobal.com. Normalde Süveyş Kanalı üzerinden 20 günde gelen yükler, Güney Afrika rotasıyla 30-35 günde varmaya başladı. Yıllık 852 milyar €’luk yük hacmi taşıyan bu güzergâhın sekteye uğraması, inşaat malzemesi lojistiğinde gecikmelere ve fiyat artışlarına yol açtı nnrglobal.com. Şantiyeler, kritik malzemelerde tedarik sürelerinin uzaması nedeniyle iş programlarını revize etmek durumunda kaldı. Transit rotalar normale dönse bile, büyük hatlar yeniden programlarını eski haline getirmekte temkinli davranacaklarını belirtiyor.

Sigortacılar Riskli Projelere Kemer Sıkıyor

İnşaat sektöründe 2025 yılı, yalnız finansmanın değil sigorta piyasasının da zorlaştığı bir yıl oldu. Büyük hasar deneyimleri ve belirsizlik ortamı sigorta şirketlerini temkinli hale getirdi. Dünya genelinde inşaat sigortacıları, özellikle doğal afet riski yüksek projelerde teminatları kısmaya ve poliçe şartlarını ağırlaştırmaya başladı businessinsurance.com. Örneğin Asya-Pasifik’te sigortacılar, tayfun/deprem riski altındaki projelerde katastrofik hasar teminat limitlerini düşürüp kapsam dışı bırakılan durumları artırdılar businessinsurance.com. Ayrıca şantiyelerden artık çok daha detaylı risk yönetimi bilgi talep ediliyor wtwco.com. Bu gelişmeler, yüksek prim artışlarıyla birleşince müteahhitlerin maliyet kalemlerini şişirdi. Riskli projeler için sigorta bulmak zorlaşırken, mevcut poliçelerde daha yüksek muafiyetler ve alt limitler standart hale geliyor businessinsurance.com. Sektör profesyonelleri, sigorta piyasasındaki bu sertleşmenin özellikle büyük altyapı ve yüksek binalarda finansmanı da zorlaştırdığını ifade ediyor.

Çin’de Gayrimenkul Yatırımlarında Sert Düşüş

Dünyanın en büyük inşaat piyasalarından Çin’de 2025 yılında emlak sektörü adeta frene bastı. Hükümetin borç kısıtlama tedbirleri ve talepteki durgunluk, gayrimenkul yatırımlarını keskin biçimde aşağı çekti. Yılın ilk 11 ayında Çin’de emlak yatırımları, bir önceki yıla kıyasla neredeyse %16 düştü apnews.com. Konut fiyatları da 2021 zirvesinden bu yana ortalama %20 geriledi. Bu gelişmeler, inşaat hacmini doğrudan vurdu: Birçok proje askıya alındı, yeni başlangıçlar azaldı. Çinli inşaat devleri nakit akışı sıkışıklığı yaşarken, çelik ve çimento talebindeki azalma küresel emtia piyasalarını bile etkiledi. Emlak sektöründeki bu sert düzeltme, Çin ekonomisinin geneline sirayet eden bir sorun haline gelirken, 2025’te Çin inşaat sektöründe büyüme değil küçülme konuşulur oldu.

Almanya’da Konut Tamamlamaları Sert Düşüyor

Avrupa’nın lokomotifi Almanya da 2025’te konut inşaatında zorlu bir döneme girdi. Yüksek faizler ve inşaat maliyetleri nedeniyle yeni proje geliştirme yavaşlarken, mevcut inşaatların tamamlanma sayıları da düşüyor. 2024’te 252 bin konut tamamlayan Almanya’nın, 2025’te yalnızca ~235 bin konutu bitirebileceği tahmin ediliyor refire-online.com, 2026’da ise bu rakamın 215 bine kadar gerilemesi bekleniyor refire-online.com. Bu, hükümetin yılda 400 bin yeni konut hedefinin çok uzağında. Özellikle büyük şehirlerde çok katlı konut projeleri durma noktasına geldi; inşaat firmaları izin almış projeleri bile başlatmakta isteksiz. İzin süreçlerinden tamamlamaya kadar 2-3 yıl süren zaman diliminde, 2022-23’te yaşanan izin azalmasının etkisi şimdi görülüyor refire-online.com. Almanya’da konut arzındaki bu eksilme, kira piyasasında baskıyı artırırken, inşaat sektörüne bağlı birçok yan sektörü de olumsuz etkiliyor.

Euro Bölgesi’nde Girdi Maliyetleri ve Gecikmeler Yeniden Artıyor

2025 sonuna doğru Euro Bölgesi’nden gelen veriler, tedarik zinciri sorunlarının ve maliyet baskılarının geri döndüğüne işaret ediyor. Arz sıkıntılarının azaldığı bir dönemin ardından, yıl sonunda özellikle imalat sektöründe ham madde tedarik süreleri tekrar uzamaya başladı. Aralık 2025’te Euro Bölgesi imalat PMI verisinde tedarikçilerin teslim süreleri, Ekim 2022’den bu yana en uzun seviyeye çıktı ve bu durum girdi maliyet enflasyonunu 16 ayın zirvesine taşıdı reuters.com. Enerji maliyetlerindeki dalgalanma ve Orta Doğu’daki krizlere bağlı lojistik gecikmeler, inşaat malzemelerinin fiyatlarını da yukarı yönlü etkiledi. İnşaat firmaları 2024’te bir nebze rahatlayan demir, çimento gibi fiyatların yılın son çeyreğinde yeniden yükselişe geçtiğini gördü. Tedarik gecikmeleri ayrıca şantiyelerin teslim takvimlerini tehdit ederek ek maliyetlere yol açıyor. Bu göstergeler, 2026’ya girerken maliyet belirsizliğinin hala yüksek olduğunun altını çiziyor.

Karbon ve Enerji Dönüşümü Baskısı Artıyor

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, inşaat ve bina sektörüne yönelik karbon azaltım baskısı 2025’te iyice hissedildi. Birçok ülkede yeni enerji verimliliği yönetmelikleri devreye girdi, mevcut binaların karbon ayak izini azaltmak için zorunlu renovasyon programları başlatıldı. Bu gelişmeler sektör için uzun vadede olumlu olsa da kısa vadede uyum maliyetini artırıyor. Örneğin, 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmak için mevcut bina stokunun en az %20’sinin derin renovasyondan geçmesi gerekecek globalabc.org, bu da yıllık renovasyon hızının katbekat artmasını şart koşuyor. Bu ölçekte bir dönüşüm, sektör için devasa bir finansman ve iş gücü yükü demek. Ayrıca düşük karbonlu malzeme kullanımına yönelik standartlar yaygınlaşıyor: Çimento ve çelik gibi yüksek emisyonlu malzemelere alternatifler bulmak gerekiyor ki bunlar genelde daha pahalı. Yeni nesil yeşil bina kodları ve karbon düzenlemeleri, proje maliyetlerine %5-10 arası ek yük bindirebiliyor, bu da özellikle retrofit (yeniden yapılandırma) projelerinde bütçeleri zorluyor. Sonuç olarak inşaat firmaları, karbon ayak izini azaltma yarışında uyum sağlarken, finansal sürdürülebilirliklerini de dengelemek durumunda.

İflas ve Yeniden Yapılandırma Dalgası Tırmanıyor

Genel ekonomik sıkışma, dünya genelinde bir şirket iflasları dalgasını tetikledi ve inşaat sektörü de bundan muaf değil. 2024’te küresel iflaslar yeniden artış trendine girdi, 2025’te de yüksek seviyelerde seyredeceği öngörülüyor financierworldwide.com. Özellikle marjları daralan ve borç yükü yüksek şirketler ardı ardına konkordato veya tasfiye başvurularında bulundu. Nitekim, yüksek işletme sermayesi ihtiyacı olan veya sermaye yoğun sektörler – özellikle gayrimenkul ve inşaat – küresel temerrüt dalgasına en büyük katkıyı yapanlar arasında financierworldwide.com.Bir başka deyişle, pandemi döneminde borçla ayakta kalan veya ucuz finansmana alışmış inşaat firmaları, şimdi yükselen faizler ortamında borçlarını döndürememe riskiyle yüzleşiyor. Avrupa’da ve Çin’de bazı büyük müteahhitlik ve emlak firmalarının borç yapılandırma haberleri manşetlere taşındı. Atradius gibi kredi sigortacıları, 2024’te dünya genelinde iflas sayısının %19 arttığını, en çok da inşaat ve gayrimenkul KOBİ’lerinin iflas ettiğini raporluyor. Bu iflas dalgasının yansımaları, sektörde istihdamdan yarım kalan projelere kadar geniş bir alanda hissediliyor.

Kamu Sektöründe Bütçe Baskısı ve Altyapıda Riskler

Küresel çapta kamunun borç yükü ve finansman maliyeti artınca, kamu altyapı projeleri de baskı altına girdi. Özellikle yerel yönetimler, yükselen faiz oranlarıyla borçlanma maliyetlerinin tırmanması sonucu bütçelerini kısmak zorunda kaldı. Bu durum, yürütülen altyapı programlarının ölçeğini küçültüyor, hatta bazı projelerin rafa kalkmasına neden oluyor. Yerel yönetimlerin mali sıkıntısı, köprü, yol, su şebekesi gibi kritik yatırımlarda kalite ve sürdürülebilirlik riskleri doğuruyor; çünkü eldeki sınırlı kaynakla ancak ucuz malzeme ve yöntemlere başvuruluyor. Örneğin ABD’de bir eyalet ulaşım idaresi, 2023-2025 arasında enflasyon yüzünden 37 milyon dolar alım gücü kaybettiğini ve bu nedenle bazı bakım-onarım işlerini ertelediğini açıkladı news.constructconnect.com. Benzer şekilde Avrupa’da da belediyeler yükselen inşaat maliyetleriyle boğuşurken, sosyal konut ve altyapı projelerinde hedeflerin gerisinde kalıyor. Sonuç olarak, kamu tarafındaki finansman açmazı, uzun vadede altyapı varlıklarının kalitesini ve dayanıklılığını tehdit ediyor.

Küresel Belirsizlik: Faizlerde Senkronize Gevşeme Olmayınca Öngörü Zorlaştı

2025, inşaat sektörü için bir başka zorluk da makro belirsizliklerin gölgesinde plan yapma güçlüğü oldu. Dünya genelinde enflasyon gerilemeye başlasa da her ülkenin merkez bankası farklı hızda hareket etti. ABD ve Avrupa faiz indirimine temkinli ve geç başlarken, bazı gelişen ülkeler erken gevşemeye geçti. Bu senkronize olmayan para politikası seyri, uluslararası projeler yapan müteahhitlerin işini zorlaştırdı. Finansman planlaması yaparken kur, faiz, enflasyon tahminlerinde yanılma payı arttı. Turner & Townsend’in analizine göre, enflasyon ve faizlerdeki belirsizlik, jeopolitik gerilimler ve ticaret politikası belirsizlikleriyle birleşerek müteahhitlik firmalarının iş öngörüsünü bulanıklaştırıyor publications.turnerandtownsend.com. 2024’te normalleşme sinyalleri veren küresel ekonomi, 2025 başı itibarıyla yeni bir belirsizlik döngüsüne girdi. Faiz indirimlerinin başlaması umut verse de bunun sürdürülebilir olup olmayacağı net değil. Dolayısıyla küresel çapta proje üstlenen inşaat firmaları, 2025’te risk yönetimi ve senaryo planlamasına her zamankinden fazla ağırlık vermek zorunda kaldı. Öngörülebilirliğin zayıfladığı bu dönemde, temkinli iyimserlik ve esneklik sektöre yön veriyor.

Koca bir yılın muhasebesini yaparken görüyoruz ki inşaat sektörü o kadar da kolay pes etmiyor. 2025’te ardı ardına gelen kötü haberler moral bozsa da sektör oyuncuları içgüdüsel bir direnç sergiledi. Şimdi ufukta beliren 2026 için herkes daha temkinli iyimser: “Daha kötüsü olmaz herhalde” diye espri yapan da var, “kriz bizi güçlendirdi” diyen de… Neticede inşaat, bir yerde tuğla üstüne tuğla koyma sanatıysa, sektör yaşadığı sorunların da üstüne koya koya yükselmenin bir yolunu bulacaktır. 

30 Aralık 2025

Çiftehavuzlar