Isparta’da keyifli bir seminer

Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri ile iş dünyasına yönelik okullarda öğretilmeyenleri, muhtemelen bundan sonra da öğretilmeyecekleri;

Bugünden iş dünyasına nasıl hazırlanabileceklerini,

Doğru bir kariyer yönetimi için neler yapabileceklerini,

İnsanın ne için çalışması gerektiğini,

Başarı, mutluluk ve para üçgeninin iç ve dış açılarını 😊,

Networklerini nasıl genişletebileceklerini,

Dünyanın hayal edebildiğimizden ne kadar da büyük olduğunu,

Nitelikli bir iş bulmak için neler yapmaları, neler yapmamaları gerektiğini

İşe alımlarda firmaların öncelikle dikkat ettiği noktaları,

İşe girdikten sonra onları bekleyen bilinmezlikleri,

Proje yönetiminin püf noktalarını,

Şantiye yönetimini,

Belki de en önemlisi, geleceğin nasıl geleceğini konuştuk…

Haa unutmadan, bir de Isparta’nın meşhur kabak tatlısını yedik böylesi yoğun bir seminerden sonra… 😊

Antalya yolculuğumda yol arkadaşım Kara Kitap

Antalya – Isparta yolculuğumda yol arkadaşım Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ı. 1990 Mart’ında çıkar çıkmaz kendimi içinde kaybederek ilk baskısından okumuştum kitabı. Okuduğum günden beri hep bir fırsatını bulup tekrar okumak istiyordum, kısmet 28 yıl sonra bu seyahate imiş. 😊

Alışılmadık bir dille yazılmış, insanın dönüp dönüp yeniden okumak istediği kitaplardan biri Kara Kitap. Birçok Pamuk kitabı gibi…

İnsan 40’lı yaşlarını neden önceki yaşlarından daha çok sever?

İnsan 40’lı yaşlarını neden önceki yaşlarından daha çok sever?

20’li yaşlarımızda her şeyi bildiğimizi sanıyoruz, bu bize o yıllar için çok iyi geliyor, hayat hep 20’li yaşlarda devam etseydi, bu duygu ile yaşamak mükemmel olurdu. 30’lu yaşlarda bir bakıyoruz ki hayat hiç de 20’li yaşlarda gördüğümüz gibi değil, bildiğini zannettiğimiz çok şeyi aslında bilmiyormuşuz. Ve 40’lar geldiğinde bu bilgisizliğimizi kabullenmeye başlıyoruz, hayat ile daha rahat yüzleşiyoruz, hafiflemeye başlıyoruz ve tüm bu sakinleşme bize çok iyi geliyor.

Gençlik ve yaşlılık, varoluş kaygılarının en fazla yaşandığı iki mevsim

Gençlikte zihin, bedene varoluş kaygılarını daha bir sıklıkla iletir. Bütün o çılgınlıkları da belki onun için yaparız. Yaşlanmaya başladığımızda ise bu sefer işler yavaş yavaş tersine döner. Bu kez de beden, zihine varoluşa yönelik endişelerini göndermektedir. Vucudun, bana fazla güvenme, benden artık buraya kadar demeye başladığı mevsimdir yaşlılık.

Sonuç olarak, her ikisi de ruhumuzu yorar bir şekilde.

Sağlık sektörünü canlı tutmak için üretilen mikroplar

Bazı mikropların ya da virüslerin sağlık sektörünü canlı tutmak için insan eliyle üretildiğini düşünüyorum. Düşünsenize sağlık sektörünün son 10 yılda bütün dünyada bu kadar büyümesi sadece insan ömrünün ortalama beş yıl daha uzamasından mı kaynaklanıyor? Kural çok basit aslında; Bu kadar çok sağlık kompleksi yapılıyorsa o kadar da hasta yaratmak gerekiyor. Arz yüksekse, talep de yüksek olmalı.

Eskiden bu kadar çok hastalık yoktu, bu kadar da sık hastalanmazlık. Hepimize iyi gelen bildiğimiz ilaçlar vardı, eczaneden o ilaçları alırdık, belki bir gün evde dinlenirdik ve hayatımıza devam ederdik. Şimdi biraz ateş yükselince ya da bağırsaklarımızı bozduğumuzda hastaneye gitmeden, serum yemeden iyileşebilmek mümkün değil. Bugün hastanede bir serum ile toparlanıyoruz belki ama yarın labaratuvarlarda etkinliğini ve yayılma hızını kontrol edemedikleri bir virüs üretecekler ve asıl sıkıntı o zaman yaşanacak.

Eğitim görmemiş insanların sağduyusu nereden kaynaklanır?

Genel fikirlerin yanlış uygulanmasından kaynaklanan hayata dair yanlış görüşlerin, sonradan uzun yılların tecrübesiyle düzeltilmesi gerekmektedir ve nadiren tamamen düzeltilebilmektedir. Eğitim görmemiş insanlar arasında sıkça görülen sağlam sağduyu sahibi insanlara okumuşlar arasında bu kadar az rastlanmasının sebebi işte budur.

Schopenhauer