“Hayat nedir?” sorusuna yazar ve düşünürlerin cevapları:
Dostoyevski “Cehennem”
Sokrates “Izdırap”
Platon “Bilgi”
Aristoteles “Mücadele”
Nietzsche “Güç”
Picasso “Sanat”
Gandhi “Savaş”
Schopenhauer “Boş bir şey”
Bana göre ise “Vazgeçmemek”
“Hayat nedir?” sorusuna yazar ve düşünürlerin cevapları:
Dostoyevski “Cehennem”
Sokrates “Izdırap”
Platon “Bilgi”
Aristoteles “Mücadele”
Nietzsche “Güç”
Picasso “Sanat”
Gandhi “Savaş”
Schopenhauer “Boş bir şey”
Bana göre ise “Vazgeçmemek”
Edebiyat dostlarımla… 😊






Çocukluğumuzda sık sık büyüklerimizden duyduğumuz, şimdilerde ise artık bizim söylemeye başladığımız ”Nerede o eski Istanbul” sözünün bize hissettirdiği hüznün nedenini, Baudelaire ne güzel anlatmış;
“İnsan kalbi ne yazik ki şehir kadar hızlı değişmiyor”
Sürekli memnuniyetsizler, şikayet edenler sadece kendi enerjilerini sömürmezler, sizin enerjinizi de hissettirmeden tüketirler. O insanlarla bir süre birlikte kaldıktan sonra üzerinizde tuhaf bir yorgunluk, birşey yapmama isteği ortaya çıkmaya başlar. Bir departmanı kendi içinden parçalamak istiyorsanız mızmız, dırdırcı birini o bölüme bir virüs gibi sokun kısa sürede orayı içerden çürütecektir. Bir süre sonra herkes yaptığı işten mutsuz, söylenmeye başlayacaktır. Artık onlardan başarı bekleyemediğiniz gibi başarılı olduklarında mutlu olacak enerjileri de kalmamıştır.
Yapmamız gerektiğini düşünüp yapamadıklarımız ve yapmamamız gerektiğini düşünüp yaptıklarımız, bunları arada listemeli insan, liste uzayıp gidiyorsa durum kötü 😀
Pablo Picasso, bu sorunun cevabını ne kadar güzel vermiş…
“İnsanları uyandırmak gerek. Şeyleri algılama biçimlerini altüst etmek. İnsanları kızdıracak, kabul edilmez imgeler yaratmak lazım. Pek güvenilir olmayan, tuhaf bir dünyada yaşadıklarını, sandıkları gibi bir dünyada bulunmadıklarını anlamalarını sağlamak.”

Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamak olmalıdır bence. “Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı. Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz…
Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri ile iş dünyasına yönelik okullarda öğretilmeyenleri, muhtemelen bundan sonra da öğretilmeyecekleri;
Bugünden iş dünyasına nasıl hazırlanabileceklerini,
Doğru bir kariyer yönetimi için neler yapabileceklerini,
İnsanın ne için çalışması gerektiğini,
Başarı, mutluluk ve para üçgeninin iç ve dış açılarını 😊,
Networklerini nasıl genişletebileceklerini,
Dünyanın hayal edebildiğimizden ne kadar da büyük olduğunu,
Nitelikli bir iş bulmak için neler yapmaları, neler yapmamaları gerektiğini
İşe alımlarda firmaların öncelikle dikkat ettiği noktaları,
İşe girdikten sonra onları bekleyen bilinmezlikleri,
Proje yönetiminin püf noktalarını,
Şantiye yönetimini,
Belki de en önemlisi, geleceğin nasıl geleceğini konuştuk…
Haa unutmadan, bir de Isparta’nın meşhur kabak tatlısını yedik böylesi yoğun bir seminerden sonra… 😊





Antalya – Isparta yolculuğumda yol arkadaşım Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”ı. 1990 Mart’ında çıkar çıkmaz kendimi içinde kaybederek ilk baskısından okumuştum kitabı. Okuduğum günden beri hep bir fırsatını bulup tekrar okumak istiyordum, kısmet 28 yıl sonra bu seyahate imiş. 😊
Alışılmadık bir dille yazılmış, insanın dönüp dönüp yeniden okumak istediği kitaplardan biri Kara Kitap. Birçok Pamuk kitabı gibi…
