Akıncı Hukuk Bürosundaki seminerimden

Bugün Akıncı Hukuk Bürosu’nda gerçekleştirdiğimiz seminer serimizde soru cevaplarla interaktif bir ortamda inşaat taahhüt projelerinin hukukla kesişen noktalarını, oluşan problemleri, bu problemlere yönelik proaktif olarak neler yapabileceğimizi mercek altına aldık. Dört saat boyunca keyifli bir etkinlik oldu. Tüm konuşmacı ve katılımcı arkadaşlara teşekkür ederim 😊

Doğru Bir Proje Yönetimi ile Kalitesizlik Maliyetleri Nasıl Düşer?

17 Mayıs Cuma günü Akıncı Laws’da vereceğim “Doğru Bir Proje Yönetimi ile Kalitesizlik Maliyetleri Nasıl Düşer?” konulu seminerimde katılımcılarla aşağıdaki noktaları konuşacağız… Seminere gösterdiğiniz yoğun ilgi için çok teşekkür ederim.
• Neden kalite sistemlerini bir türlü hayata geçiremiyoruz?
• İnşaat sektöründe kalite olgusuna nasıl yaklaşmalıyız?
• Kalitesizlik başımıza hangi dertleri açar? 3P
• İnşaat projelerinde zamanı, maliyeti, kaliteyi nasıl yönetebiliriz?
• İnşaat projelerinde maliyeti arttıracak noktalar nelerdir?
• Her düşük fiyat doğru fiyat mıdır?
• Birim fiyatların doğru belirlenmesi için neler yapmalıyız?
• İyi bir planda olması gerekenler neler?
• Bir projede planlamayı neler mahveder?
• Bir inşaat projesinde planlama ile neleri yönetebiliriz?
• Bir inşaat projenin süresini nasıl kısaltabiliriz?
• Projedeki miktar, fiyat ve gelir sapmalarını nasıl yönetebiliriz?
• Bir projede uyuşmazlıklar ve çelişkiler hangi nedenlerden ortaya çıkar?
• Bir projede ağırlıklı olarak hangi durumlarda hak talepleri (claim) oluşur ve bu talepler nasıl yapılır?

Zaman ve varoluş üzerine küçük bir not

Engin Geçtan ölümsüz eseri İnsan Olmak’ta zaman, varoluş ilişkisi üzerine ne güzel bir tespit yapmıştır:

“Özellikle katı ve baskıcı bir ortamda yetişmiş insanlar için zaman, içinde bulunulan anın değerlendirileceği bir varoluş boyutu olmaktan farklı biçimde, tüketilmesi ve bitirilmesi gereken bir nesne gibi kullanılır.”

İnsan Olmak, Sayfa 164

Değişmeyen bakışların

Dün sabah yatağında uyurken seni seyrettim bir süre. Önce farklı farklı zamanlarından görüntüler geldi gözümün önüne. Ardından birbirini itiştiren irili ufaklı anı parçacıkları doluştu zihnimin koridorlarına. Dersin bitiş zili ile beraber merdivenlere koşan öğrenciler gibi küçük küçük hatıralar… 26 yıl önce hastanede bir camın arkasından seni ilk kez gördüğüm anı hatırladım birden. Yüzündeki olgun ifadeyle dünyaya yeni gelmiş bir bebekten çok buraları, bizleri gayet iyi tanıyan bir yetişkin gibi bakıyordun bana. O kadar abartmanıza gerek yok, daha önce doğan milyarlarca canlı gibi benim de zamanım geldi ve işte yanınızdayım diyen anlamlı bakışlar. Siz sakin olun, bakın her şey daha kolay olacak diyen o yumuşak bakışların hiç değişmedi biliyor musun? Kafamın çok karıştığı zamanlarda o ilk bakışmamızı getiririm gözümün önüne. Hiçbir şey korktuğun gibi olmayacak diyen derin bakışlarını. Sonra düşünürüm, doğru söylemiş Umut’un gözleri derim. Hiçbir şey ama hiçbir şey düşündüğüm kadar korkunç olmadı ki… 😊👍

Evlatları yaşarken hiçbir anne ölmez…

Gün doğmadan uyandığım sabahlarda gözlerimi hiç açmadan zihnimin içinde kendi kendime bir oyun oynarım. Annemin yanımda olduğunu düşünür, son günlerde yaşadıklarımı, tıkandığım noktaları, kızgınlıklarımı, bitmek bilmeyen öfkemi, çelişkilerimi ona anlatır, onun düşüncelerini sorarım. Anlattıkları ile hafif hafif gün aydınlanmaya başlar, gözümü açarım bakarım ki gitmiş, söyledikleri kalmış sadece. Konuştuklarımızı düşünürüm bir süre, konuyu yine benim göremediğim bir açıdan nasıl da yakaladı diye hayret ederim ama şaşırmam, çünkü hep öyleydi derim. Bu oyunu gece uykunuz kaçtığında kaybettiklerinizle oynamanızı tavsiye ederim. Ufkunuz açılıyor, farklı perspektifler kazanıyorsunuz. Ancak oyunu oynadığınız hiç kimse size anneniz kadar samimi ve net yaklaşamıyor. İnsan o zaman anlıyor ki evlatları yaşadığı sürece aslında hiç bir anne ölmüyormuş.

Bu satırları 3 yıl önce, annemin ayrılışından ise bir yıl sonra bir Anneler Günü sabahında uyanır uyanmaz yazmıştım. Sohbetlerim devam ediyor annemle. İlginçtir, özlem arttıkça daha iyi anlıyoruz sanki birbirimizi…