Bazı mikropların ya da virüslerin sağlık sektörünü canlı tutmak için insan eliyle üretildiğini düşünüyorum. Düşünsenize sağlık sektörünün son 10 yılda bütün dünyada bu kadar büyümesi sadece insan ömrünün ortalama beş yıl daha uzamasından mı kaynaklanıyor? Kural çok basit aslında; Bu kadar çok sağlık kompleksi yapılıyorsa o kadar da hasta yaratmak gerekiyor. Arz yüksekse, talep de yüksek olmalı. Eskiden bu kadar çok hastalık yoktu, bu kadar da sık hastalanmazlık. Hepimize iyi gelen bildiğimiz ilaçlar vardı, eczaneden o ilaçları alırdık, belki bir gün evde dinlenirdik ve hayatımıza devam ederdik. Şimdi biraz ateş yükselince ya da bağırsaklarımızı bozduğumuzda hastaneye gitmeden, serum yemeden iyileşebilmek mümkün değil. Bugün hastanede bir serum ile toparlanıyoruz belki ama yarın labaratuvarlarda etkinliğini ve yayılma hızını kontrol edemedikleri bir virüs üretecekler ve asıl sıkıntı o zaman yaşanacak.
Büyüdükçe uzaklaşırız o özgür küçüklüğümüzden
Büyüdükçe uzaklaşırız o özgür küçüklüğümüzden. Maddesel veya fiziksel büyüklüğümüz geliştikçe artan bağımlılıklarımız ve beklentilerimizle birlikte daha bir yalnızlaşırız ama özgürleşemeyiz.
Hedeflerimize ulaştıkça neden geçmişi daha fazla özleriz?
Hedeflerimize ulaştıkça geçmişi daha fazla özlemeye başlıyoruz. Belki de hedeflerimize gittiğimiz yolda gün geçtikçe yalnızlaşmaya başladığımızı fark ediyoruz. Özlediğimiz geçmiş değil de kendimizi yalnız hissetmediğimiz o zamanlar olmasın.
Basit bir mutluluk testi
Basit Bir Mutluluk Testi: Yaptığın şey seni özgür mü kılıyor, bağımlı mı? Seni özgürlüğe götürüyorsa mutluluğu da getirecektir beraberinde, değil ise bir yerlerde yanlış yapıyorsun.
Eğitimin amacı ne olmalı?
Eğitimin ilk amacı, çocuktaki yetenekleri keşfetmek, ikinci amacı da çocuğa yeteneklerini doğru yönetmesini öğretmek olmalıdır.
Bilmek değil yapabilmek özgür kılar bizi
Bilmek değil artık yapabilmek önemli. Bizler bilmek üzerine eğitim aldık ancak gelecek neslin ihtiyaç duyduğu konu bilmek değil yapabilmek olacak. Bu durumda eğitim sisteminin de bilgi yüklemek değil, bilgiyi yönetmek üzerine kurgulanması gerekiyor. Ancak ne yazık ki hala okullar, üniversiteler bilgi yükleme tabanlı bir eğitim veriyorlar. Bugün mezun olan bir genç 10 yıl sonra pek de işine yaramayacak bir sürü bilgiyi alarak eğitiliyor. Oysa ki gelecek için önemli olan okul başarısı değil alınan bilgilerin ne şekilde kullanılabileceğine yönelik yetenekleri geliştirebilmek. Eğer ki sahip olduğumuz bilgiyi efektif olarak ne şekilde kullanacağımızı bilemiyorsak o bilgiyi biliyor olmamızın da bize bir faydası olmayacaktır.
AVM’lerde o iğrenç müzikler neden çalar bilir misiniz?
AVM’lerde o iğrenç müzikler neden çalar bilir misiniz? Alacağınız ürüne hızla karar verip oradan uzaklaşmanız için. Yani kararsız kalıp bir şey almama riskinizi minimize etmek için. Yumuşak bir müzik sizin sakin sakin düşünüp, o ürüne gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını sorgulayacak bir ortam hazırlar, böyle bir dingin düşünme süreci de büyük olasılıkla sizin o ürüne ihtiyacınız olmadığını size hissettirecektir. Hızla karar ver, hızla satın al, hızla sıkıl, hızla da yenisini al. Koy tekno müziği, hızlandır döngüyü. 🙂
İşi bırak iknaya bak :)
İşinizi nasıl anlattığınızın nasıl yaptığınızdan daha önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Karşınızdakini ikna etmek, işinizi doğru ve kaliteli yapmanızdan çok daha önemli günümüzde. En kaliteli hizmeti verin, müşterinizi ikna edemiyorsanız işiniz zor. Çünkü sistem yapana değil konuşana bakıyor.
Sürekli rahatsız eden call center aramalarına karşı bir çözüm önerisi
Önceleri pazarlama stratejilerindeki detayları merak ettiğim için uzun uzun dinlerdim. Sizin her cevabınıza göre önceden hazırladıkları cevapları var. Tüm olasılıkları çok iyi etüd etmişler. Sonraları kibarca toplantıdayım, şu an müsait değilim, akşam sekizden sonra arayın diyorum nasılsa o saatte mesaileri bitmiş oluyordur diye. Ama onlar vazgeçmiyor akşam sekiz olmasa sabahın sekizinde yine arıyorlar. Geçen gün farklı bir yöntem denedim telefonu açıp efendim dedim ve sustum karşı taraf bir süre konuştu sonra oradamısınız alo alo deyip kapattı.Hiç beklemedikleri, hazırlamadıkları bir cevap şekli. Şimdi açıyorum efendim deyip telefonu uzak bir masanın üzerine koyup işime devam ediyorum artık oraya nasıl not düşüyorlarsa bir daha beni aramıyorlar.
Sistemin pek de sevmediği birisiyim :)
Sistemin sevmediği bir insanım ben, hem beni ele geçirip bir şekilde borçlandırarak kendilerine bağlı yapamadıkları için sevmezler, hem de özgürlüğümü kaybetmeyip aklıma eseni yaparak diğer insanları da yoldan çıkarabilme riskim olduğu için pek haz etmezler benden ve çok iyi bilirler ki benim de bu mevcut hastalıklı sistemi sevmediğimi.