İnsanı anlamadan İnsan Kaynakları işini yapmak

İnsanı ve doğayı anlamadan nasıl İnsan Kaynakları işini yapıyorlar anlamıyorum. Mülakatta anlatılanlar, CV’ler insanın kendini saklamasını kolaylaştırıyor çoğu zaman. Oysa mimikler, vücut dili her zaman daha çok şey anlatır. Kimi zaman adayın bir gülümsemesi CV’sinden daha fazla o işi yapıp yapamayacağı ilgili bir ipucu verebilir…

Mutsuzluk Döngümüzü Nasıl Yaratıyoruz?

Pahalı, lüks şeyler alıp onları tüketerek kaynağını çözemediğimiz, çözmek için üzerinde kafa dahi yoramadığımız sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Psikolojik gereksinimlerimizi doğru çözümleyemediğimiz için sürekli olarak maddi şeylere yöneliyoruz. Yöneldiğimiz bu maddi nesneler psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılayamadıkları gibi bizim gerçek ihtiyaçlarımızı bulmamıza da yardımcı olmuyorlar. Sonuçta kurtulamadığımız bir kısır döngü içinde kendimizi de hayatımızı da tüketiyoruz.

Savaşlar neden hiç bitmez?

Bu başlığı tıklayıp yazıyı okumaya başlayanların, savaşın insanın doğasında olduğunu, doğada fiziksel olarak bu kadar güçsüz bir canlı olmamıza rağmen aklımızla ve diğer canlılarla savaşarak ayakta kaldığımızı ve benzeri düşünceleri içlerinden geçirdiklerini hissedebiliyorum. Bunları hissetmekle beraber farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak istiyorum konuya.
Dikkat eder misiniz, tarih kitapları hep savaşları anlatır, savaşın süresi, başladığı yıl, bittiği yıl, ölenlerin sayısı (o yıllarda hangi teknoloji ile belirleniyorsa artık) ve bunlara benzer bir sürü bilgi. Çocukken çok merak ederdim, bu savaşan toplumların hiç barış dönemi olmamış mı, savaşmadıkları zaman nasıl bir yaşam kültürleri olmuş, o kültürden bugüne hangi izler kalmış, barışı neden devam ettirememişler? Bu sorularıma okulda iken hiçbir zaman cevap alamadım, belki de bunun için bir kurgu içinde verilen tarih derslerini hiç sevemedim.
Yeryüzündeki savaşların bitmemesinde,tarih kitaplarının, küçük yaşta bilinç altımıza işlediği savaş kazanmanın bir zafer olduğu algısının önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Oysa ki varsa gerçek zafer hiç savaşmayıp, barış içinde yaşayabilmektir. İnsanların savaş acısını yaşamamasıdır.
Bize verilen tarih derslerini ve o derslerdeki bilgileri düşündükçe şöyle bir sonuca ulaşıyorum; bütün o yazılı tarih, eksik bilgilerden üretilmiş, kazananların kaleme aldırdığı, doğruluğu hep sorgulanması gereken tartışmalı metinlerdir.

Neden okurun düşüncelerini okşayan yazarlar daha çok satar?

Bir kitabın arkasında yazarın fotoğrafını görünce ürkerek yaklaşırım o kitaba, yazdıklarında düşüncelerinden, fikirlerinden çok kendini öne çıkarma kaygısının ağır bastığını düşünürüm. Kendini öne çıkarmak isteyen kimseler düşüncelerini size empoze etmeye çalışırlar, kitabı okurken sizin o düşüncenin karşıtı tezler üzerinde düşünmenizi istemezler. Bunu düşündürtmeyecek şekilde yazarlar. Çoğu okuyucu okuduğu kitapta yeni fikirler üzerine düşünmekten çok kafasındakilerin pekişmesini ister. Böyle okuyucuların bol olduğu toplumlarda okurun düşüncelerini okşayacak ona kendini iyi hissettirecek yazarlar çok satanların ilk sıralarındadır. Bu yazarların kitaplarına dikkat edin, çoğunun arka sayfalarında fotoğrafları vardır hatta bazıları hızını alamaz ön kapağa da bir fotoğraflarını koyarlar. Nasıl kitabın kahramanlarını okur okurken gözünde canlandırıyorsa, yazarı da hayal etmeli diye düşünürüm. Bir yazarın ortalarda çok görünmesi, yüzünü eskitmesi yazdıklarındaki gizemi bir ölçüde kaybettiriyor.

Sorun başarılı olduktan sonra başlar

Başarılı olmanın yollarını öğretirler de başarılı olduktan sonra ne yapacağınızı onu nasıl koruyabileceğinizi öğretmezler. Sıkıntıların çoğu da bu noktada başlar, artık yeni bir strateji gerekiyordur, üç sıfır öne geçen takımın maç sıfır sıfırmış gibi oynamamasına benzer bu durum. Futbolda nasıl her atılan ya da yenilen golden sonra oyun şekli gözden geçiriliyorsa hayatta da benzer şekilde davranmak gerekiyor. Bir kazanım ya da kayıptan sonra istesek de hayata aynı gözle bakamayız artık. Başarının bu noktalarda gösterilen esneklik ile çok yakın bir ilgisi olduğunu düşünürüm.