Hırvatların, kravatı keşfetmelerinin hikayesi

Hırvatistan’a gelmeden önce merak ettiğim konulardan biri de Hırvatlar ile kravat arasında nasıl bir ilişki olduğu idi. Bu ilişkinin ilginç hikayesini internette NTV’nin sayfasında buldum, sizlerle paylaşıyorum. Bu arada Hırvatlar sadece kravatın keşfedilmesine aracı olmamışlar, aynı zamanda dünyanın ilk eczanesi ve yetimhanesi de 17. Yüzyılda Dubrovnik’te açılmış.
1635’de, 30 Yıl Savaşları sürerken Fransız Kralı XIII. Louis için savaşan yaklaşık 160 bin lejyoner ve şövalye arasında bir grup asker vardı ki kıyafetlerindeki bir ayrıntı nedeniyle diğer askerlerden rahatlıkla ayrılabiliyordu. Hırvat askerleri farklı kılan, boyunlarına bağladıkları atkılardı.
Savaşa giden Hırvat askerlerini uğurlayan eşleri, sevgilileri, anneleri başlarından çıkarttıkları atkıları, sevdikleri adamların boyunlarına bağlamış ve birer düğüm atmışlardı. Bir yandan evlerinden uzakta oldukları sürece bu atkıları her gördüklerinde kendilerini ve evlerini anımsamalarını istiyor bir yandan da attıkları özel düğümlerin erkeklerini kötülüklerden koruyacağına inanıyorlardı.
Savaş sürerken, Hırvat askerlerin boyunlarındaki bağlar dikkatlerden kaçmadı. Kadınlardan yadigar bu uğurlar, Fransız modacıların elinde önemli bir aksesuara dönüşürken tabii ki süreç içinde büyük değişikliklere uğradı. Savaşa giden Hırvat erkeğinin boynuna eşarpını bağlayan Hırvat kadın ile sabah evden çıkarken eşinizin kravatınıza son bir biçim vermesi aslında ne kadar da birbirine yakın iki davranış. Üstelik aradan geçen asırlara rağmen…

Zaman, yavaş aksın diye saatlerinden yelkovanı kaldırmış Hırvatlar

Dubrovnik’te kentin meydanındaki 2 tarihi saatte de yelkovan yer almıyor. Nedeni de Hırvat’ların, zamanın yavaş akmasını istedikleri için hızlı ilerleyen yelkovanı saatlerine koymamaları. Zamanlarının, yelkovanın ilerlemesi gibi geçmesini istememiş Hırvatlar. Bu tatilde biz de çıkardık saatlerimizin yelkovanlarını, tabii İstanbul’a dönünce tekrar takmak üzere çünkü zaman kimseyi beklemiyor, geç kalanı da affetmiyor 😊

Hırvat halkının karşı çıktığı Tudjman Köprüsünün hikayesi

Bu köprü Hırvatistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman için yapılmış, onun adını taşıyor. Halk, Split yolunda, o bölgede çok köprü olduğu için gereksiz yere yapıldığını söylüyor, köprünün sadece Tudjman’ın adını yaşatmak için yapılmış boşa bir yatırım olduğunu düşünüyorlar. Boşa yapıldığını söyledikleri köprü öyle milyar dolarlara da yapılmamış, sadece 24 milyon dolara mal olmuş. Bu arada köprünün estetik anlamda tek bacağı var, tek adamlığa bir gönderme yapmış olabilirler 😊

İlginç bir hikayesi olan Kayaların Efendisi Kilisesi – Perast Karadağ 

Denizin üzerindeki bu kilisenin çok ilginç, ibretlik bir hikayesi var. Ayakları rahatsız 2 çocuk 15.yy’da denizin üzerinde Meryem Ana resimleri buluyorlar, bu resimleri önce evlerine sonra kiliseye getiriyorlar. Halk resimlerin bulunduğu denizin ortasındaki bu noktaya taşlar getirip atıyor, amaç oraya bir kilise yapmak ve 17.yy’da da şu anda fotoğrafladığım kilisenin inşası başlıyor. Halkın başlattığı her hareket gibi bu taş yığma eylemi de güzel bir sonla bitiyor. Ama burada ilginç bir nokta var, hikayeden anladığım halk 200 yıla yakın yılmadan bu kilise için suya taş taşıyor. Demiyor ki, bizim gücümüz ne ki, denizi taşla doldurup nasıl bir kilise yapabiliriz? İnanıyorlar, vazgeçmiyorlar ve başarıyorlar. Mutlaka onlara da boşver be abi, senin topladığın taşlarla mı olacak o kilise diyen dönemin bilmişleri olmuştur. Ama bugün tarih onları değil, kiliseyi yapanları hatırlıyor.

Masal Şehir Kotor

Balkan turuna çıkmadan önce bana en çok methedilen şehirlerden biriydi Kotor. Anlatılanların eksiği olabilir ama fazlası yok, tam bir masal şehri, sokakların arasında kayboldum derken birden saat meydanında buluveriyorsunuz kendinizi. Tüm yollar bir şekilde bu meydana çıkıyor. 1979’dan beri Unesco’nun koruması altında olan şehir ayrıca dünyanın en iyi 25 koyundan birine sahip

Balkan Seyahati Öncesi Düşüncelerim

Çocukluğumda Yugoslavya denince aklıma hemen basketbol ve neşeli insanları gelirdi. Bir de 70’li yılların başında futbol takımlarımız sürekli Yugoslav oyuncuları transfer ederler, gelen Yugoslav futbolcular maç sonlarında bildikleri bir kaç Türkçe sözcük ile yaptıkları şiveli konuşmalar o zamanlar bize hem tuhaf, hem de komik gelirdi. Bugün ise Balkanlar denince aklıma ilk hüzün geliyor, senelerce birarada yaşayan insanların birden birbirleri ile bu denli düşman olmalarını insanın aklı kolay kolay almıyor. Benzer senaryoların senelerdir benim güzel ülkem için de kurgulandığını düşündükçe hüznüme öfke karışıyor. İşte bu duygularla başladım Balkan Yolculuğuna.
Yola çıkmadan yaptığım internet araştırmalarımın özetle söylediği şu: Denizi, limanları, sahili, doğası, tarihi, korunmuş ortaçağ mimarisi yapıları, daracık eski sokakları, şarapları ile görülesi topraklar Balkanlar. Hüzün ve neşenin birbirine bu kadar yakınlaştığı çok az yer olduğunu düşünüyorum yeryüzünde. Yıkılan yapılar onarılıyor ama ruhların onarılması o kadar kolay değil, bir çok noktada savaşın izlerini görüyorsunuz.

Balkan Seyahatimizin ilk durağı Balkanlar’ın en eski şehri Budva

Balkan Seyahatimizin ilk durağı Balkanlar’ın en eski şehri Budva. Şehri, Venedikliler kurmuş, dar sokakları ile bir İtalyan Kasabasını, dağınık yerleşimi ile de bir Türk Kasabasını andırıyor. Buraya son yıllarda Rusya’dan ciddi bir göç olmuş, nüfus kısa sürede 17.000’den 26.000’e çıkmış, çevrede çok otel inşaatı var. Fiyatlar onlar için ucuz, bizim için pahalı 😔