
En korkutucu yalanlar
Hiçbir yalan saf bir yalan değildir, içinde mutlaka bir ölçüde doğruları da barındırır. Zaten en kötüsü de bu değil midir? Birkaç doğrunun karıştığı bir yalanı fark edip anlayabilmek, doğrunun içinden onu çıkarabilmek kolay olmaz. O açıdan en etkili ve zor anlaşılan yalanların içine birkaç doğru serpiştirilmiş yalanlar olduğunu düşünürüm.
Tiyatro Festivali öncesi bir aile yemeği

Bu hafta vizyona giren “Kutsal Geyiğin Ölümü” filmine ilişkin notlarım
Benim küçük filmekimi maratonumun son filmi. Film, ilk sahnesinden itibaren rahatsız edici bir tedirginlikle ilginç hikayesini çok iyi anlatıyor. Son filmleri ile festivallerden ödülsüz dönmeyen Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos, bu filmi ile de bu yıl Cannes’da en iyi senaryo ödülünü aldı. Önceki filminde olduğu gibi bu filminde de başrolde Colin Farrel var. Film ile ilgili şöyle bir ilginç not paylaşmak istiyorum. Bu yıl seyrettiğim tüm filmlerde filmin belli noktasında salondan çıkan seyirciler oldu, ben de sıkıldığım bir filmi seyretmek için zorlamam kendimi ancak “Kutsal Geyiğin Ölümü”nde iki saat boyunca tek bir seyirci bile terk etmedi salonu. Benim film ile ilgili düşüncem, hangi tür filmi severse sevsin tüm sinemaseverlerin dikkatini hiç kaybetmeden keyifle seyredebileceği bir film, Kutsal Geyiğin Ölümü

Hürriyet İK’da yayınlanan “İs Görüşmelerinde Etik Olmayan Sorular” konulu röportajım (18 Kasım 2012)
5 yıl önce Hurriyet İK’da yayinlanan “İs Görüşmelerinde Etik Olmayan Sorular” konulu röportajım. Söylediklerim bugün de geçerli ne yazık ki…

Mühendisliğin çok güzel bir tanımı
ABD Mühendisler Birligi Mühendisliği “insanları örgütleme, yönetme, doğadaki malzeme ve gücü kontrol etme sanati” biçiminde tanımlamış…
Hocam Prof. Dr. Dogan Sorguc’un 15 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki yazısından…
Başarısızlıklarınızdan korkmayın
Düşünüyorum da belki de başarısızlıklarım, başarılarımdan daha fazla olduğu için eğlenceli bir hayatım oldu. Böyle olunca koruyacak ya da kaybetmemek zorunda olduğu fazla bir şeyi olmuyor insanın. Erken yaşta gelebilecek başarıların altında ezilmeden yoluma devam ettim. Başarısızlıklarımla mücadele etmek, bir taraftan beni zinde ve dinç tuttu. Başarısızlığın bir güzel tarafı da sana öğrenebileceğin çok şey sunması. Başarılar yeterince analiz edilmez iken başarısızlık daha fazla didikleniyor ve daha çok çıkarsama yapma imkanı veriyor insana. Durumuna en çok üzüldüğüm insanlar da başarısızlıkların fark edemeyip, bu fırsatı kullanamayarak, sürekli bir başarı zırhının arkasında dolaşanlar. Başarısızlık dediğimiz bir çok şey aslında uyumsuzluk değil midir? Yanlış bir sisteme uyum sağlamak ne kadar başarı olarak kabul edilebilir ise uyumsuzluk da o kadar başarısızlıktır.
Son 50 yılın en güzel 50 aşk şiirinden biri olarak seçilen Nazım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ şiiri
Londra’da bulunan sanat merkezi Southbank Center, son 50 yılın en güzel 50 aşk şiiri arasına Nazım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ şiirini de aldı.
Şiirler, Southbank Center’ın şiir dalında uzman ekibi tarafından bir yıllık bir çalışmayla 30 ülkeden şairleri arasından belirlendi. Seçmeler yapılırken modern döneme ağırlık verildi.
Ekip üyelerinden James Runcie, ”Gerçekten uluslararası ve üslup bakımından da çeşitlilik barındıran bir liste oldu. Zor olan, sadece 50 şiir seçmekti” dedi.
NazımSeçilen şiirler farklı şair ve aktörler tarafından 20 Temmuz’da Southbank’ta düzenlenecek etkinlikte seslendirilecek. Bazı şiirler kendi dillerinde okunacak. Bunlardan biri de Nazım Hikmet’in ‘Severmişim Meğer’ şiiri.
Severmişim Meğer
yıl 62 Mart 28
Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Platonik biricik sevdam da buymuş meğer
meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim aynı ırmakta yıkanılmaz bir kere bile
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremeyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gök kubbe
hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın
kulağıma sesler geliyor
gök kubbeden değil meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine
ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Peredelkino’da kışın
çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına
ucu işlemeli
yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarda dilsiz uzak
hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
eşkiyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayri alacakları eşyam da yok
ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöz’e gidiyorum Ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener
belki böyle bir şey olmadı
….
çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyoryaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim salıncak buluklara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
…
severmişim meğer
gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim
güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmayacaksın
meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofki’nin denizleri bir yana
bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara
ayışığı geliyor aklıma en aygın baygın en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim
yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim
beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın
içinde ve çıkar yolculuğa hartada çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer
ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Prag-Berlin treninde
yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir eski ölümdür benim için
Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyredere
Önceliklerimizi doğru belirleyemezsek, yaşayacaklarımız
Önceliklerimizi doğru belirleyemezsek, yaşayacaklarımız:
1)Stres
2)Yorgunluk
3)Mutsuzluk
4)Huzursuzluk
5)Başarısızlık
Sonuçta hayattan bezme hali…
Güzel bir katılımla gerçekleşen Planlama Dersimden kareler
Katılımcıların paylaştıkları deneyimlerle keyifli bir ders oldu, saatin nasıl 22:30’a geldiğini hiç hissetmedik 😊






