Doğanın anlattıkları

Bulutlar, deniz, yağmur, rüzgar, çimenler, ağaçlar her gün farklı bir dil ile konuşur, yorulmadan bir şeyler anlatmak isterler bize. Onları anlamaya çalışırken kendimi, dünyayı daha derinden hissedebildiğimi fark ederim. Ya da bana öyle gelir. Onun için söylediklerini anlamasam da özellikle bahar günlerinde insanlardan daha çok dinlerim bulutları, denizi, ağaçları, rüzgarı, yağmuru, çimenleri…

30 yıl önce bir falcının söyledikleri

20 yaşında gittiğim bir falcı elime baktı ve bana ne diye neler olacağını soruyorsunuz ki sizde çok farklı bir duyarlılık var, tanıştığınız kişileri kısa sürede çok iyi tanıyabiliyorsunuz, lütfen siz bana beni anlatın gibi bir şeyler söylemişti. Falcıların müşterilerini kendilerine bağlamak için yaptığı basit bir oyun olduğunu düşünerek sonrasında söylediklerini çok fazla ciddiye almamıştım. Bana o gün geleceğime yönelik ilginç şeyler söyledi. Artık anlattıkları mı, anlatış şekli mi, o değişik heyecanı mı bilemiyorum ama söylediklerinden etkilenmiş ve bir kenara da not etmiştim. Aradan 30 sene geçtikten sonra o gün avcumun içinden gördüklerinin büyük bir kısmının bugün gerçekleştiğini görüyorum ve düşünüyorum bahsettiği o çok farklı duyarlılığı da sahip miyim acaba?

Sözcükler yeterli olmuyor mu gerçekten?

Duygularımızı tam olarak anlatamadığımızda sözcükler yeterli olmuyor, bu durumu tam olarak anlatabilecek bir kelime yok deriz. Oysa ki dil, kelimeler sınırsızdır. İyi kullanabilirsek hissettiklerimizin karşılığını dilde bulabiliriz. Bize yetersiz olduğumuzu düşündürten günlük dilde kullandığımız klişelerdir. Klişeler sınırlı, dil sınırsızdır.

Otoyollar şehri çalar sizden

Otoyollar şehri çalar sizden. Yapısı gereği yüksek kodlardan geçer. Aracınızın penceresinden şehre, çevredeki binalara gerçekdışı bir yükseklikten bakarsınız. Kentin kokusunu da, sesini de duyamaz, insanlarını da göremezsiniz. Şehrin içinde değil tuhaf bir kibirle üstünde hissedersiniz kendinizi. İçindeki hayatlardan haberdar olamadığınız o şehri de sevemezsiniz bir türlü.

Babam sadece bir hayat vermedi bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bıraktı ardında…

Babam sadece bir hayat vermedi bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bıraktı ardında

Anneler Günü’nde gün doğmadan uyandığım sabahlar annem ile derin sohbetler yaptığımı yazmıştım. Babamla ise gün içinde daha çok beraberim. Her erkeğin, gençlik döneminde biraz uzak düştüğü babasıyla yılların ilerlemesi ile birlikte daha bir yakınlaşmaya başladığını düşünüyorum.

Eskisinden daha sık yine babam gibi davrandım diyorum ve bu bana çok iyi geliyor. Hayatta kaybolmamışlık hissi uyandırıyor üstümde. Neden – Sonuç ilişkilerimi daha rahat oturtuyorum kafamda. Diyorum ki endişe etme, doğru yoldasın, baban da aynısını yapardı.

Bir seminerim bittiğinde onun alkış sesini de duyuyorum kafamın içinde.

İyi bir insan olmanın her şeyin önünde gelen bir değer olduğunu söylediği sözlerini ve davranışlarını hatırlıyorum.

Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen hayatını nasıl böylesine basit ve derin yaşayabildiğini anlamaya gayret ediyorum.

Bana bıraktığı günlüklerinden onu, hayatı ve yazdığı günlerdeki Türkiye’yi daha iyi anlamaya çalışıyorum.

Anneme olan o büyük aşkının şifrelerini çözmeye çaba sarf ediyorum.

Sözün özü hem ayna, hem ışık tutuyor hayatıma.

Düşünüyorum da, babam sadece bir hayat vermemiş bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bırakmış ardında.