Çok zengin olmak isteyenler için dünyanın en zengin insanlarından birinin öğütleri

İTÜ İnşaat Fakültesi’nde üçüncü sınıftayız. Yapı İşletmesi Hocamız Prof Dr. Doğan Sorguç, sınıfa bir soru sordu. “Ne için para kazanmak istiyorsunuz?” Hepimiz tahmin edebileceğiniz yanıtları verdik, daha iyi yaşamak için, daha mutlu olmak için, çocuklarımızı iyi koşullarda yetiştirmek ve onlara bir şeyler bırakabilmek için vb. Doğan Hoca tüm bu yanıtlardan sonra bize döndü ve bu sınıftan çok büyük bir zengin çıkmayacak dedi. Doğal olarak, neden ki hocam para bu söylediğimiz şeyler için kazanılmaz mı dedik. Hayır çocuklar dedi, çok zengin insanlar parayı tek bir şey için kazanmak isterler, o da kazandıkları paradan daha büyük paralar kazanmak içindir. Doğan Hocamın öngörüsü doğru çıktı, bildiğim kadarı ile bizim sınıftan çok büyük bir zengin çıkmadı. Tahmin ediyorum, hepimiz bu verdiğimiz yanıtları doğrulayacak şekilde para kazanıp hayatımızı sürdürüyoruz.

Parayı daha fazla paraya sahip olmak için kazanmış bir zenginin öğütleri neler olabilir diye internetten şöyle bir araştırma yapınca karşıma “Warren Buffet’ın Servet yaratırken kullandığı 13 taktik” diye bir yazı çıktı. Warren Buffet’ın bu 13 taktiğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

1. İhtiyacın olmayan şeyler satın alma

“Eğer ihtiyacınız olmayan şeyler satın alırsanız, çok geçmeden ihtiyacınız olan şeyleri satmak zorunda kalırsınız.”
Warren Buffett’in bu sözüne ekleyecek bir şey var mı sizce? Hele ki saçma sapan bir tüketim alışkanlığına teşvik eden bir dünyada.

2. Biriktirmeye alıştır kendini

“Harcadıktan sonra kalanı biriktirmeyin, birikimi kenara ayırdıktan sonra kalanı harcayın.”
Warren Buffett, çocukluğundan beri bunu yapıyor. Şu an 84 yaşında. Bu kültüre sahip olan insanların kalıcı bir servete ulaştığını söylüyor kendisi.

3. Risk al ama…

“Nehrin derinliğini iki ayağınızla birlikte ölçmeye kalkmayın.”
Burada Warren Buffett her şeyini kaybedecek şekilde risk almamanın altını çiziyor. 75 milyar USD servete ulaşmak için defalarca risk aldığını hiç çekinmeden söylüyor, ancak hiç bir zaman kumar oynamadığını belirtiyor.

4. Ucuz insanları hayatından çıkart

“Dürüstlük çok pahalı bir hediyedir, onu ucuz insanlardan beklemeyin.”
Uzun vadede kazandıracak şey “Dürüstlük” diyor Warren Buffett. Dürüstlüğün kıt kaynak olduğunu ve pahalı bir hediye olduğunu belirterek ucuz insanları hayatınızdan çıkartmayı tavsiye ediyor.

5. Bir insanın karakterini mi öğrenmek istiyorsun, ona para ver

Bu sözü Almanlardan ödünç alıyor aslında Warren Buffett. Ve biraz da geliştiriyor.
“Para, insanın temel karakteristik özelliği neyse onu öne çıkarır. Görgüsüzsen, paran olduğunda da ‘milyarder bir görgüsüz’ olacaksın demektir.”

6. Başkaları korktuğunda aç gözlü ol

“Başkaları aç gözlü olduğunda kork ve geride dur, başkaları korktuğunda aç gözlü ol.”
Warren Buffett’ın en meşhur sözüdür bu. Yatırım felsefesini en iyi bu cümle özetler. Çünkü Warren Buffett borsa yükselirken hisse senedi almaz, düşerken alır. Ya da ekonomik kriz olduğunda şirket satın alır.

7. Ne alırsan al ucuza al.

“Çorap da olsa, hisse senedi de olsa fiyatı düşerken satın alırım.”
Warren Buffett’ın en önemli silahının bir şeyi satın alırken uygun fiyata aldığını kendisi hep belirtir. Bazı zamanlar der ki “Belki de bildiğim tek şey bu”

8. Anlamadığın hiç bir işe girme

Warren Buffett hep bildiği konulara yatırım yapmıştır. Bir işi öğrenmenin çok zor olduğunu söyler her daim. Çoğu zaman yatırım dünyası tarafından teknoloji şirketlerine yatırım yapmadığı için geri kafalı olarak eleştirir. Eleştirilere tebessüm ederek mütevazi bir cevap verir: “Anlamıyorum teknolojiden, anlasam niye yatırım yapmayayım?” Bu arada 2000’li yıllardaki dot com balonunu önceden tahmin eden kişidir.

9. Ne yaparsan yap ama itibarını kaybetme

“İtibar kazanmak 20 yıl sürer, kaybetmek 5 dakika!”
Warren Buffett’ın sürekli ağzından düşürmediği bir sözü daha.

10. Kendinden daha iyi konumda olanlarla arkadaşlık et.

Çok sevdiğim bir söz var. “En yakın 5 arkadaşının ortalaması sensindir” diye. Warren Buffett da bu konuda şu sözü söylemiş:
“Daima kendinden daha iyi konumdaki insanlarla birlikte olmak iyidir, senden daha iyi tavırlara sahip olan insanlarla vakit geçir. Zamanla onlara benzediğini göreceksin.”

11. İyi çalışanlara sahip olan bir şirket ol.

“Bana iki şirket getirseler, birinde kötü bir iş ancak iyi çalışanlara sahip bir şirket, diğerinde ise süper bir iş ama vasat çalışanların olduğu bir şirket ben 1.’sini seçerim.”
Warren Buffett, burada iş modeli kötü bile olsa iyi insanlar o iş modelini ne yapıp ne edip doğru bir hale getirerek, işi başarıya sürükleyeceğine inanıyor.

12. Basit ol basit

Warren Buffet’ın bir şirkete yatırım yaparken 3 kriteri var; 1. Kriter: İyi çalışanlar, 2.Kriter: Değerinin altında bir paraya alım yapılması, 3. Kriter: İşin basitliği. Buradaki taktiği de şudur. İşi anlattığın zaman 7 yaşındaki bir kişinin de 77 yaşındaki kişinin de anlaması.

13. İşe dans ederek gitmiyorsanız o işi bırakın, yüksek ihtimal para kazanamayacak ve servet yaratamayacaksınız.

Peki Warren Buffet’ın bu önerilerine katılıyor musunuz derseniz, ben öylesine bir zengin olmadığım ve hayatta hiç böylesine bir hedefim de olmadığı için bu konuda bir şey diyemem. Ancak sadece para kazanmak üzerine odaklanmış bir hayatın çok da mutlu bir yaşam olmadığını söyleyebilirim. Benim merakım, Warren Buffet tüm bu servete sahip olurken ya da olduğunda yeterince mutlu olabildi mi bu konuda neler öğütleyebilir acaba insanlara. İnsanın hayattaki asıl amacının mutluluk, paranın ise bir çıktı olduğunu düşünürsek bu amaca ulaşabildi mi Warren Buffet ya da böyle bir amacı var mıydı? Öğütlerinden çok, bu sorular takılıyor kafama…

Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu

Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu. Biriken deneyimleri birer lego parçası gibi düşünürsek, onları birbirleri ile birleştirerek yeni bir şeyler ortaya çıkarıyoruz. Yaptıklarımız kırılıp döküldüğünde elimizde ne kadar çok deneyim parçası varsa o parçalardan daha farklı şeyler üretebiliyoruz. Hayat yıkıyor, biz yapıyoruz döngü böyle devam ediyor.

Daha iyi bir hayat yaşamak istiyorsanız kullandığınız olumlu kelimelerin sayısını artırın

Thomas Jefferson Üniversitesi’nden nörobilimci Dr Andrew Newberg ve bir iletişim uzmanı olan Mark Robert Waldman “Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir” isimli kitaplarında şöyle diyorlar: “Tek bir kelime bile fiziksel ve duygusal stresi düzenleyen genlerin üzerinde etkilidir.” Kitaptan başka bir alıntı: “Öfkeli sözcükler beyine, alarm mesajları gönderirler, frontal loblardaki mantık ve mantıksal düşünme bölgelerini kısmen kapatırlar.” Bu durumda görülüyor ki, pozitif kelimeler, negatiflerin yerini aldıkça beyin daha hızlı çalışmaya başlıyor.
Pozitif Psikoloji üzerine yapılan bir araştırma, pozitif kelimeler kullanmanın etkilerini gösteren detaylar sunuyor. 35-54 yaş arası bir grup yetişkinden, o gün içinde yolunda giden 3 şeyi nedenleriyle birlikte yazmaları istendi. Sonraki 3 ay boyunca mutluluklarının artmaya, depresyon duygularının da azalmaya devam ettiği gözlendi.
Kelimeleri değiştirerek hayatımızı değiştirebilmek elimizde. Aynı sözcükleri kullanarak kendini tekrar eden kısır hayatları yeni kelimeleri dilimize kazandırarak aşabiliriz. Hep demez miyiz, hayatımı değiştirmek istiyorum diye, o zaman ilk kelimelerden başlamalıyız, beyin arkasını getirecektir nasılsa.

Kadını yaşlandıran zaman değil hayal kırıklıklarıdır

Yaşının üzerinde gösteren kadınları gördüğümde hep onların yaşadıkları hayal kırıklıklarını gözümün önüne getirmeye çalışırım. Erkek, yaşadığı olumsuzlukları telafi etmede kadına göre biraz daha kuvvetli. Onu yaşlandıran ise hayatı yanlış çözüp, bunu da geç fark etmesi.

İlkokul 2.sınıftaki Hayat Bilgisi dersi üniversite son sınıfa kadar okutulmalı

Ne gariptir okullarda her türlü bilimi öğretiyorlar ama yaşamayı öğretmiyorlar. Nasıl yaşayacağını öğrenmemiş bir insanın okulda öğrendiklerini hayata geçirebilmesi bu nedenle kolay olmuyor. Hiç bitmiyor bocalamamız.

İlkokul 2.sınıftaki Hayat Bilgisi dersinin üniversite son sınıfa kadar okutulması gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde duygusal zekası yüksek insanları yetiştirebiliriz. Aksi takdirde mühendislikten geçsek de, hayattan kalmaya devam edeceğiz.

Bir inşaat kalfasının hüzünlü hikayesi

Her insanın içinde bir gizli bir hikayesi olduğunu düşünürüm. Kimileri bu gizi bir şekilde hissettirirken, kimilerinin ise hiç farkında bile olmayız. Çoğu zaman bu hikayeler, o kişi ile birlikte kaybolsa da bazen hiç beklemediğimiz bir anda o hikayenin dinleyeni oluveririz. Geçtiğimiz günlerde ekşi sözlükte karşılaştığım bir inşaat kalfasının böylesi bir hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

zonguldak şantiyesinde tanıdığım bi kalfa vardı, ismi mustafa. güleryüzlü, basit bir adamdı. her sabah herkesten yarım saat önce şantiyeye gelip çayı demler, sahada bi tur atar, üzerine revizyon gelen hükümsüz projeleri veya gazete kağıtlarını masaya serip kahvaltı sofrasını hazırlar, sonra beni beklerdi. ben bazı sabah sekizde, bazı sabah sekiz buçukta gelirdim işe. ben gelmeden kahvaltıya başlamazdı. oturup kahvaltılığı yerken üç beş laflar, o günkü işleri programlardık. hiç itiraz ettiğini, hiçbir işi yokuşa sürdüğünü, yalan konuştuğunu duymadım. ne işçileri bana karşı korurdu ne de beni işçilere karşı. çok düz, çok basit bir adamdı.

bir akşam paydostan sonra ofise geldi, hakediş hazırlıyordum. “şef, hadi gel bi bardak çay içelim” dedi. normalde böyle şeyler olmadığından refleksle “hayırdır ya kötü bi şey mi oldu canın mı sıkkın senin?” diye sordum. “yoo, öyle sıkıldım biraz” dedi.
zonguldak’ ta bilen bilir, çok güzel çay bahçeleri vardır. alabildiğine deniz manzaralı, ferah, yüksek yerler. insanın gerçekten hem içi açılır hem de o devasa karadeniz görüntüsü karşısında biraz garip hissedersin. bu çay bahçelerinden birine oturduk, o çay söyledi ben kahve. “yauv sen de hep kayfe içiyosun, çarpıntı yapmayor mu?” dedi, kafasını diğer tarafa dönerek güldü. huyu böyleydi, şaka yollu takıldığında gülerken başka tarafa dönerdi. “çay sevmiyorum ya, alışınca zaten çarpıntı falan da yapmıyor” dedim ben de güldüm.
biraz böyle uzağa baktı, insanın canı öyle bi manzara karşısında ya hiç konuşmak istemez ya da konuşmaya başladığında artık hiç lafını kontrol etmeyeceğini bilirsin. biraz öyle sanırım konuşacaklarını kafasında toparladıktan sonra başladı anlatmaya.

on beş yaşındaymış, sevdiği kızı ne kadar istediyse de vermemişler. araya aracılar göndermiş, babasının karşısına bizzat kendisi gitmiş dikilmiş, abileriyle konuşmuş. olmamış. ne yaptıysa para etmemiş. askere gitmeden önce kızı başkasına vermişler, mustafa’ dan daha zengin birine. mustafa askere gitmiş, tezkereyi aldığı gibi nizamiye kapısından çıkar çıkmaz inşaat işlerinde çalışan bi köylüsünü aramış. mersin’ de bir şantiyedeymiş o sıralar köylüsü, mersin otobüsüne bilet almış mustafa. dönmemiş bir daha köye. ne bir ev ne bir yurt, şantiyelerden başka mekanı yok.
“kaç yaşındasın?” diye sordum, “kırk iki yaşındayım şefim” dedi. düşünmesi bile ürkütüyor beni, yirmi yedi yıl. koskoca yirmi yedi yıl. dipsiz bir boşlukta geçmiş, karanlıkta yaşanmış bir insan ömrü. “o kızı bir allahın günü olsun unutamadım yau şef, nerden bulduysa adresimi bulmuş bir tane fotoğrafını göndermiş her akşam bakar dururum” dedi. “ne zaman bu kadar yıl geçti ben hiç anlamadım, işten başka şu hayatımda hiçbi şey bilmedim, öyle yaşadık gitti işte boşu boşuna biz de”

akşam saat altıydı çay bahçesine oturduğumuzda, saat dokuz buçuğa kadar anlattı mustafa. “eh, hadi yeter bu kadar kafanı şişirdim senin de” dedi, güldü, kafasını diğer tarafa çevirdi.
ertesi sabah uyanmış, herkesten yarım saat önce şantiyeye gelip çayı demlemiş, sahada bi tur atmış, üzerine revizyon gelen hükümsüz projeleri masaya serip kahvaltı sofrasını hazırlamış, sonra beni beklemiş. yüzüne baktım, o dün akşam bana hikayesini anlatan adamdan en ufak bir eser yok. mustafa değil, mustafa usta duruyor karşımda.

size hikayeyi onun kelimeleriyle anlatmadım, bunu özellikle yapmadım. mustafa’ ya haksızlık olur gibi geldi.

unutmamak deyince hep mustafa’ nın o fotoğraftan gülümseyerek bahsedişi geliyor aklıma.

Hayata sığdırabildiklerimiz mi yoksa dışarıda kalanlar mı daha önemli?

“Hayat başlar ve biter.

Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil,

İkisi arasına neler sığdırabildiğin önemlidir aslında” der Amin Maalouf.

Ben Maalouf’a tam olarak katılmıyorum, insanı oluşturan yapı taşları bu süreye sığdırdıklarından çok sığdıramadıklarıdır. Biz hep o araya sığdıramadıklarımızın peşinden koşup, onların hayalleri ile yaşamımızı kurarız. Bizi biz yapan içeri alabildiklerimizden çok dışarıda kalanlar ve onların özlemidir.