Bir mahalleyi en iyi kim tanır?

Bizim mahalleyi en iyi tanıyan kişinin akşam hava karardıktan sonra çöp toplayan gençler olduğunu düşünüyorum.

Neden mi dersiniz? Çünkü bir mahallede yaşayan insanların şifreleri, yani yaşam alışkanlıkları, neyi tükettikleri, neyi tüketmeden attıkları, yedikleri, yiyemedikleri hepsi çöplerin içinde saklı.

Kapitalizm ölümü ne zaman ve nasıl kullanır?

Ölümün bilinirliği yaşamı yaşamı değerli kılan, onu hakettiği gibi yaşamamızı sağlayan en önemli unsur. 500 yıllık bir ömrümüz olsaydı, şu anda ortalama 80 yılda yaşadığımız kadar kaliteli hayatımız olmayacaktı diye düşünüyorum. Nasılsa önümde koca bir 500 yıl var diye her şeyi ağırdan alıp, erteleyerek, heyecansız bir hayat yaşayacaktık. Kapitalizm, insan ömrünü hiç bitmeyecek gibi gösterip, ölümü unutturarak insanı uzun vadeli borçlarla sisteme daha fazla entegre etmek, tüm yaşamı boyunca sistemin kölesi olmasını ister. Şımarmak senin de hakkın, bir kere dünyaya geliyorsun gibi söylemler, hızlı ve büyük ölçekli tüketimleri daha bir iç rahatlığı ile hızlı bir şekilde fazla düşünmeden yapabilmemiz için üretilmiş sloganlardır. Hızlı tüketmeni istiyorsa tatil, lüks, işine çok fazla yaramayacak lüks ürünleri fazla düşünmeden tüketmeni istiyorsa o noktada ölümü sana hatırlatır. Ama uzun vadeli daha büyük yatırımlara girmeni istiyorsa ölümü unutmanı ister.

Anlamını kaybetmiş klişe kelimelerle derdinizi ne kadar anlatabilirsiniz?

Ne kadar anlatacağınızı bilemem ama karşı tarafın sizi çok da dikkatle dinlemeyeceğini, anlattıklarınız ilgi çekici de olsa kullandığınız kelimelerin içi boşaltılmış, söylene söylene anlamını yitirmiş olmasından dolayı dinleyen üzerinde bir etki yaratamayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta bu kelimeleri tekrarlaya tekrarlaya konuşmanızı uzatırsanız karşınızdakinin yavaş yavaş uykusu gelmeye başlayacaktır. Samimi söyleyeyim, böyle konuşan insanları dinlerken içimden ne zaman toparlayacaklar diye bekliyorum. Bu kelimeler medyada, televizyonlarda, günlük hayatta o kadar çok tekrarlanıyor ki konuşanın anlattıklarına kendisinin de inandığı konusunda tereddüte düşüyorum.

İşte o kelimeler 🙂

Atıyorum, sallıyorum: Neden atıyorsunuz ki, somut bir sayı ile ya da net bir ifade ile örnek verin. Yaklaşık bir değerden bahsedecekseniz bir aralık tanımlayın (100 -200 arası gibi)

Aynen: En sevmediğim geçiştirme sözcüklerinden biri. Dinlediğinizi karşı tarafa göstermek için üstüste bu kelimeyi kullanıyorsanız, bunun anlamı benim bu konuda çok fazla bir düşüncem yok, aklıma bir şeyler geliyor ama onları ifade edecek kadar da kelime hazinem gelişmiş değil, ben yaklaşık 2000 kelime ile hayatımı idame ettiriyorum, benden fazla bir beklentin olmasın ama seni sanki anlıyor gibiyim :))

Sıkıntı Yok: Bir geçiştirme kelime daha. Çok kurcalama demenin kibarcası.

Filan: Bir konuyu hararetli bir şekilde anlatırken birden aklımıza bir şey gelmediğinde, yani beynimiz el frenini çektiğinde sarıldığımız kelimedir filan. Anlattıklarınızın ve ciddiyetinizin etkisini azaltmak istiyorsanız bol bol kullanın derim.

Şey: İçinde hoş bir gizem barındırdığı için severim “şey” kelimesini. Aklınıza o an gelmeyen kelime için size biraz zaman kazandırır ancak olur olmaz her yerde şey demeye başladığınızda karşınızdakine verdiğiniz mesaj net olarak kelime dağarcığınızın zayıf olduğudur. Şey yerine anlattıklarınıza bağlı olara olgu, nesne, durum, söylem gibi kelimelerden yardım alabiliriz.

Bunların dışında bir de düşünmeyi fazla sevmeyenlerin çok sık kullandıkları hayırlısı, kesinlikle, kısmet, yapacak bir şey yok, tabii ki de var. Bu sözlerin hepsinin anlatmak istediği şu; söyleyecek fazla bir şeyim yok, düşünmeyi ve okumayı da fazla sevmediğim için ancak bu kadar katılabiliyorum sohbete. Bazı arkadaşlarım, sosyal medya ve cep telefonlarının sohbeti öldürdüğünden yakınıyorlar, ben de onlara diyorum ki düşünmeyi bilmeyen, fikirleri kafasında sentez yapamayan, yeni bir şey üretemeyen, kitap okumayan, tiyatroya gitmeyen, sanat ile bir ilgisi olmayan insanın konuşacak fazla neyi olabilir ki? En fazla bir yerlerden duyduklarını kendi fikri gibi alıp tekrarlayabilir o kadar. Onun sohbeti dönüp dönüp aynı şeyleri tekrarlamanın ötesine geçemez. Böyle sıkıcı birinin karşısındaki insanın o konuşurken cep telefonu ile oynaması da çok doğaldır.