Evlatları yaşarken hiç bir anne ölmez

Gün doğmadan uyandığım sabahlarda gözlerimi hiç açmadan zihnimin içinde kendi kendime bir oyun oynarım. Annemin yanımda olduğunu düşünür, son günlerde yaşadıklarımı, tıkandığım noktaları, kızgınlıklarımı, bitmek bilmeyen öfkemi, çelişkilerimi ona anlatır, onun düşüncelerini sorarım. Anlattıkları ile hafif hafif gün aydınlanmaya başlar, gözümü açarım bakarım ki gitmiş, söyledikleri kalmış sadece. Konuştuklarımızı düşünürüm bir süre, konuyu yine benim göremediğim bir açıdan nasıl da yakaladı diye hayret ederim ama şaşırmam, çünkü hep öyleydi derim. Bu oyunu gece uykunuz kaçtığında kaybettiklerinizle oynamanızı tavsiye ederim. Ufkunuz açılıyor, farklı perspektifler kazanıyorsunuz. Ancak oyunu oynadığınız hiç kimse size anneniz kadar samimi ve net yaklaşamıyor. İnsan o zaman anlıyor ki evlatları yaşadığı sürece aslında hiç bir anne ölmüyormuş.

Ne kadar çabalasan da etiketlenmekten kurtulamıyorsun

Beni kolay kolay etiketleyemesinler diye bir çok farklı işi bir arada yapıyorum ama yine de bir şekilde etiketliyorlar. Dikkat ediyorum, ya görmek istedikleri ya da görmek istemedikleri şekilde etiketleniyorum. Neden bu kadar farklı işi bir arada yaptığımın yanıtını hiç bir zaman tam olarak veremedim kendime. Belki de Sartre’ın dediği gibi bir çok farklı alanda var olarak hiçliklerimi dolduruyorum.

Bugünün dünyasında söyleyemediklerimiz…

Viktoryen Çağ’da evli olmayan hanımların önünde pantolonlardan bahsedemezdiniz. Bugün de kamuoyu önünde bazı şeyleri söylemek iyi karşılanmaz: Kapitalizm sahne ismi olarak pazar ekonomisini kullanıyor; Emperyalizme küreselleşme deniyor, Emperyalizmin kurbanlarına gelişmekte olan ülkeler deniyor, cücelere çocuk demek gibi bir şey bu; Oportunizm pragmatizm oldu; İhanetin adı realizm; Yoksullara yoksun, dar gelirli ya da kıt kaynaklı insanlar deniyor;

Yoksul çocukların eğitim sistemi tarafından dışlanması eğitimi yarıda bırakma adı altında tanıtılıyor; Patronun, işçinin tazminatsız ve açıklamasız işine son verme hakkına emek piyasası esnekliği deniyor ve böyle devam edip gidiyor…

Eduardo Galeano

Tersine Dünya Okulu – Dil – 3

Şantiye Yönetimi ve Karlılık

Aşağıda detayları yer alan eğitimim ile ilgili tüm kontenjan dolmuştur, sadece kayıt iptalinden kaynaklanan 5 kişilik boş yer bulunmaktadır. Katılmak istiyorsanız Çarşamba günü (09.05.2018) mesai saati sonuna kadar bengusu.aktas@1insaat.biz adresinden Bengüsu Hanım ile irtibata geçebilirsiniz.

12 Mayıs Cumartesi günü Kozyatağı ByOtell’de Uluslararası Alman Firması TUV Rheinland ile birlikte gerçekleştireceğimiz tüm gün sürecek “İnşaat Projelerinde Şantiye Yönetimi” başlıklı, Şantiye Organizasyonu, Taşeron Yönetimi, Planlama ve Maliyet Kontrol konularının detaylı anlatılacağı bir eğitimim olacak. Eğitim içeriği ile ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz.

Eğitim Programı

09.00 – 09.30 Tanışma

09.30 – 10.45 Şantiye Organizasyonu – Baş Ağrıtmayacak Bir Şantiye Organizasyonu Nasıl Kurulur?

10.45 – 11.00 Ara

11.00 – 12.15 Taşeron (Alt Yüklenici) Yönetimi – Doğru Bir Taşeron Yönetimi İle Karlılık Nasıl Arttırılır?

12.15 – 13.30 Öğle Yemeği arası

13.30 – 14.30 İnşaat Projelerinde Planlama – İnşaat Projelerinde Doğru Bir Planlama ile Verimlilik Nasıl Sağlanır?

14.30 – 14.45 Ara

14.45 – 16.00 İnşaat Projelerinde Maliyet Kontrolü – Maliyet Kontrolü Kontrolden Çıkmadan Neler Yapılabilir?

16.00 – 17.00 Soru-Cevap

Her bölümün sonunda yaşanmış olaylardan yola çıkarak eğitimin içselleştirebileceği atölye çalışmaları yapılacaktır.

Detaylı Bilgi için:

Bengüsu Aktaş

bengusu.aktas@1insaat.biz

212 518 39 22

Kapitalizmin sonu nasıl gelecek?

Son zamanlarda en çok kafamı yoran soru bu diyebilirim. Sanayi devriminin kendi koşulları içinde ortaya çıkan kapitalizmin bilgi çağına girdiğimiz 21. yüzyılda ömrünü bir şekilde sonlandıracağını düşünüyorum.

Sağlık sektörü, insan eliyle üretilen virüslerle büyütüldüğü gibi, kapitalizm de küresel güçlerin manipüle ettiği krizlerle varlığını sürdürebiliyor. Muhtemelen çok yakın gelecekte bu şekilde yaratılan küresel ölçekte kontrol edilemeyecek bir kriz kapitalizmin sonunu getirecek.

Unutulmamalı ki bir sistem çözdüğünden çok sorun yaratıyorsa sürdürülebilirliği bir yere kadardır. Bu durum eğitim sistemi için de, devlet veya firma yönetimi için de, küçük bir aile içindeki işleyiş için de geçerlidir.

Her ne kadar kapitalizm, çöküşüne yönelik sinyaller vermiş olsa da, doğa ile barışık yaşamayı becerememiş, çok da iyi bir tür olmayan insanın kapitalizmin yerine koyacağı yeni yapının daha iyi olup olmayacağı da apayrı bir soru işareti olarak önümüzde duruyor. 🙂

Yaşar Kemal’in Kaleminden Hıdırellez

Bugün Hıdırellez bayramı. Tüm toplumların kendi mitleri ve yaşamı kutsayan hikayelerindeki canlılığı görebileceğimiz Hıdırellez, Yaşar Kemal’in cümleleriyle adeta bir masala dönüşmüş.

Yaşar Kemal’den, Hıdırellez Hakkındaki Duygularını Aktardığı Harikulade Bir Tasvir

“bu gece beş mayısı altı mayısa bağlayan gecedir. bu gece hızır’la ilyas’ın buluştukları an gökyüzünde bir çift yıldız tokuşur. yıldızın birisi yalp yalp ederek mağrıptan, öteki pervazlanıp dönerek maşrıktan gelir, tokuşurlar. tokuşur tokuşmaz da büyürler, çoğalırlar, yeryüzüne top top ışık olur sağılırlar.

tam bu sırada da yeryüzünde ne varsa, o an için durur, ölür. damarlardaki kan durur. yeller esmez, sular akmaz, yaprak kıpırdamaz kuşların, böceklerin, kanatları kalkmaz. her şey, kirp diye kesilir. ses durur, uyku durur. çiçeklerin açması, otların büyümesi durur. tekmil canlılardaki, cansızlardaki devinme, yaşam durur, ölür. bir an için her şey ölür.

işte bu anda bir insan gökteki yıldızların tokuştuğunu, tokuşup yeryüzüne sağıldığını görürse, işte bu an bir insan akan suyun kirp diye kesildiğini görürse, tam o an, ne isterse olur. isterse, isteği hiçbir vakit olamaz bir istek olsun, olur…

eğer beş mayısı altı mayısa bağlayan gece hızır’la ilyas buluşmazlarsa, buluştukları an dünya ölmezse, bir daha çiçekler açmaz, bir daha doğanlar doğmaz, doğuranlar doğurmazlar. onlar buluştuklarında topraktaki her şey birden ölür, sonra, bir an sonra yeniden daha gür, daha canlı, yaşam yenilenir, fışkırır.”