Aşk, zamanı unuttururken, yaşadığını hatırlatıyor insana. Onu büyüleyici kılan da bu sanırım. Düşünüyorum da, birlikte zamanı değil de, yaşamı hissettik hep. İyi ki varsın, iyi ki doğdun, iyi ki 13 Haziranlar var.





Aşk, zamanı unuttururken, yaşadığını hatırlatıyor insana. Onu büyüleyici kılan da bu sanırım. Düşünüyorum da, birlikte zamanı değil de, yaşamı hissettik hep. İyi ki varsın, iyi ki doğdun, iyi ki 13 Haziranlar var.





Taşınmak, bir yerde yok olurken başka bir yerde tekrar varolmak. İnsan, bir yerde ne kadar uzun kalırsa, sanki orada kök salmışcasına ayrılması, kopması da o kadar zor oluyor. Her ayrılışın o mahallede geçirilen zamandan bağımsız bir hikayesi var. Başka bir yere gitmenin o tatlı heyecanı ağır basıyor olsa da içinden çıktığın ev, sokak, her sabah selamlaştığın insanlar farketmeden seni geri geri çekiyor gibi hissediyorsun. Duvarların, perdelerin içine saklanmış anıların bizi burada yalnız bırakma dediklerini duyuyorsun sanki. 23 yıl içinde o kadar çok şey değişmiş ki, senin unuttuklarını, eşyalar, defterler, kartvizitler, bir yerlerde unutulmuş bir kutunun içinden çıkan oyuncaklar, kitap arasından düşen kurutulmuş bir çiçek, bir sürü kayıp imge hatırlatıyor sana. Tozlu rafların arkasına düşmüş bir fotograf çıkıveriyor birden karşına. Bakıyorsun, fotoğrafta sarıldığın insanlar yok artık. Onlar da görseydi gideceğin yeni evini diyorsun tozlu albümleri silerken. Tozdan mı, fotoğrafta artık yanında olmayan o insanların hatırlattığı o anılardan mı, anlayamadığın bir şekilde boğazında düğümlenen bir şey genzini yakmaya başlıyor. 53 yıl içinde bu üçüncü ev değişikliğin, hayatının en hızlı akıp geçen günlerini bu evde geçirmişsin. Ama baktığında unuttukların hatırladıklarından ne kadar da fazla. Bitişlerin ve başlangıçların o hüzünlü heyecanını hissediyorsun içinde. Evin yeni sahiplerini, onların yeni anılarını, yeni kavgalarını, yeni sevinçlerini, yeni doğum günlerini, yeni ölümlerini düşünüyorsun.
Düşünüyorsun, taşınan insanların da uykusuz geceleri olacak mı acaba? Gecenin bir vakti uyanıp salona gelip bir kitap açıp ona dalıp kanepenin köşesinde uyuya kalacaklar mı onlar da? Perdeleri açık mı olacak yeni sahiplerin? Her odada ışık açık olacak mı yoksa sadece salonda solgun bir lamba ve televizyon ışığı ile oturup uykuları geldiğinde odalarının ışığını açmadan mı girecekler yataklarına? Evin yaramaz bir çocuğu olacak mı, arada bir annesi elinde bir terlik ile oğlanı kovalayacak mı? Kalabalık doğum günleri kutlanacak mı salonun orta yerinde? Doğum günü hediyesi alan tek tek sarılacak mı kendisine hediye verenlere? Yoksa eşinden ayrı çocuğu ile yaşayan bir kadın mı taşınacak bizim eve? Ya da kira parasını anca birlikte denk getirebilen bekar üniversite öğrencileri mi? Veya hayatının son günlerinde bakıcısı ile yaşayan gözü camda çocuklarının gelmesini bekleyen bir yaşlı mı?
Biz taşınmadan 23 sene önce ev sahibimizin annesi vefat etmişti bu dairede. Onun vefatının ardından bu ev boşaldığı için kiraya verilmişti ve biz tutmuştuk burayı. Bir ölüyü uğurlayan duvar kağıtlarının üzerine kalın bir boya sürüp duvarların geçmişi hatırlamasını engellemeye çalışmıştık. Muhtemelen yeni sahipleri de birkaç kat boya ile duvarların hafızasının tamamen silinmesini isteyecekler. Yıllar içinde eve sinen kokumuz, muhtemelen evin birkaç gün havalandırılması ile birlikte tamamen kaybolacak, daha sonra tadilat için gelen ustaların sigara, ter kokuları ile boya kokuları birbirine karışıp sinecek tüm odalara. Sonra da kırılacak yer karolarının tozları hakim olacak bütün eve. Ardından sıkı bir temizlik. Ve bizim bütün izlerimiz kaybolup gidecek. Ne duvarlar, ne yeni taşlarla döşenen yerler hatırlamayacak bu evde yaşanan sevinçleri, umutları, kederleri, kahkahaları, gözyaşlarını.
Bir süre komşular anacak bizi. Sizden önce o evde yaşayanlar diye başlayıp bizi anlatacaklar evin yeni sahiplerine, artık onların hafızalarında nasıl bir iz bıraktı isek o bakış açısıyla. Sonra onlar da yavaş yavaş unutmaya başlayacaklar bizden kalanları. Evin eski sahibinin ölümünü bugün kimsenin hatırlamadığı gibi bir süre sonra bizi de hatırlamayacaklar.
Sonra bir gün yolum bu mahalleye düştüğünde gözüm sürekli olarak eski bir tanıdığı arayacak. O aradığım insanı da öyle hemen kolaylıkla bulamıyacağım. Farkedeceğim ki tanıdıklarımızın da büyük bir kısmı ayrılmış bu mahalleden. Sonra birden uzaktan gelen bir yaşlıyı eski bir komşumuza benzetip heyecanla yaklaşacağım ona doğru. Yakınına gelince onun olmadığını, bana yabancı gözlerle baktığını fark edeceğim. Eskilerden bir komşu çıksın binanın kapısından diye çamların altındaki banka oturup geçmiş anıları hatırlamaya çalışırken otoparktan çıkmak üzere olan bir araba yanıma yaklaşacak. Aracın içindeki hanım, hafifce camı indirip, başını uzatarak; nerelerdesiniz, ne kadar zaman oldu gideli hiç uğramaz mı insan diyecek hafif sitemkar bir sesle. Hanımı hatırlayacağım ama ismini hatırlayamayancağım, sonra arabanın ön koltuğunda ki genç adama takılacak gözüm. Biz mahalleden ayrıldığımızda bebek arabası ile gezdirdikleri çocuk şimdi üniversite çağına gelmiş. Hayat, İstanbul ülke üzerine biraz konuşacağız. O bildik kelimelerle geleceğe yönelik umutsuz yorumlar yapacağız birbirimize. Sonrasında arabadaki hanımefendi vefat eden komşularımızın son zamanlarına ilişkin kederli şeyler anlatacak. Anlattıkları bende tuhaf bir hüzün yaratacak, belki de küçük bir göz yaşı damlası ıslatacak yanağımı ya da zor yutkunduğumu hissedeceğim. Hanımefendi durumu fark edip konuyu değiştirecek, eee sizler ne yapıyorsunuz, hayat nasıl gidiyor benzeri sorular soracak. Ben de hayatımızla ilgili önemli başlıkları kısaca söyleyeceğim. Büyük olasılıkla anlatacaklarım içinde onun hiç de beklemediği şeyler olacak, dinlerken şaşıracak, aaa bak şu işe gibi şeyler söyleyecek. En sonunda bu apartmanda geçirdiğimiz zamana ilişkin ortak yaşanmışlıklardan bahsederek sohbetimizi bitireceğiz.
Tuhaf bir buruklukla kalkacağım çamların altındaki banktan. Yerdeki çam kozalağının içinden çıkmış bir fıstığa takılacak gözüm birden. Arka bahçede fıstık toplayarak geçirdiğimiz o yazı hatırlayacağım. Sonra o evde geçirdiğimiz diğer yazları, diğer kışları, diğer baharları. Ağır ağır dalgın dalgın yürüyerek ayrılacağım eski evimizin o taşlı girişinden. Ve garip bir şekilde hiç bir şey hatırlamak istemeyeceğim geçmişe dair. Uzaklaştıkça küçülen binamıza bakacağım. Burada artık yeni insanlar, yeni hatıralar, yeni hikayeler yaşanacak ve onlar konuşulacak. Bizim hikayelerimize ne olacak derseniz, biz onları, onlar da bizi yaşatmaya devam edecekler…
Akıncı Laws ile birlikte “İnşaat Projelerinde Gecikme ve Ek Süre Talepleri” konulu seminer serimiz canlı bir katılım ile keyifli bir ortamda gerçekleşti. Eylül ayında yeni konu ve konuklarla seminerlerimiz devam edecek. Bu güzel organizasyonların gerçekleşmesinde katkısı bulunan tüm dostlarıma çok teşekkür ediyorum.



Çin’de otoyollara güneş enerjisi panelleri döşeniyor ve bu şekilde yoldan elektrik üretiliyor…
https://www.nytimes.com/2018/06/11/business/energy-environment/china-solar-roads-renewables.html
Doğan Hasol Hoca bu konuda bugün yaptığı paylaşımda konuyu çok güzel açıklamış.
Dev boyutlu “Şehir Hastaneleri” yanlıştır. Dünyada artık 1500-2000 yataklı hastane yapılmıyor. Elli yıl önce hastanede yatış süresi ortalama 14 gündü; şimdi bir buçuk gün. Bugün optimum boyut 230 yatak. 200’ün altı, 600’ün üstü verimsiz. Hasta garantili YİD modeli ihale de yanlış
Bugün uygulanan şekliyle “Yap İşlet Devret” modeli tutarsızdır. Şehir Hastanelerinde girişimciye hasta garantisi veriliyor, köprülerde de araç geçiş garantisi. Hasta ve araç sayıca az gelirse farkı devlet yani millet ödüyor. Ayrıca girişimcinin aldığı kredilerin kefili de devlet.
Bu soruya çok net olarak hayır diyebilirim. Nottan daha önemli olan o dersi, konuyu iyi anlamış olmak, hedefiniz notlarınızın yüksekliğinden önce mesleğinizi iyi öğrenip, içselleştirmek olsun. Notlarınızın yüksek olması bunun tek başına bir göstergesi değil.
İş yaşamında okulda aldığınız notlar pek işinize yaramıyorsa o zaman işinize yarayan şeyler neler? Öncelikle networkünüz, okul yıllarında oluşturduğunuz arkadaşlıklar, çevrenizin genişliği. İş hayatında belli noktalara gelen insanların ortak özelliklerine bakarsanız hepsinin geniş bir çevrelerinin olduğunu görürsünüz. Bu çevre, sadece sizin iş bulmanızda değil, daha sonraki yıllarda tedarikçi temininden, eleman seçimine bir çok konuda size yardımcı olacaktır. İş hayatında ulaşmanız gereken bilgileri kitaplarda değil, o konuyu iyi bilen insanlarda bulacaksınız. Çevreniz ne kadar geniş olursa doğru kişilere daha hızlı ulaşacaksınız.
İlk iş görüşmelerinde de size okulda aldığınız notlar sorulmayacak, ilgi alanlarınız, hobileriniz, mesleğinize yönelik katıldığınız etkinlikler, kurslar sorulacak. Okulda notları yüksek ama mesleki seminerlere, ilgili programlara katılmamış, ilgi alanları kısıtlı, kendini iyi ifade edemeyen bir yeni mezunun istediği kadar iyi eğitim almış olsun iş bulması kolay değil.
Bir de şunu unutmayın size para kazandıracak bir çok yeteniğinizi üniversiteden mezun olduktan sonra kazanacaksınız çünkü okulda gördüğünüz teorik dersler sizin kendinizi tanımanıza ve anlamanıza izin vermiyor, daha çok kafanızı karıştırıp sizin kendinizden uzaklaşmanıza neden oluyor.
Sigmund Freud, Prenses Bonaparte’e yazdığı mektubunda şöyle demiş:
“Kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır.”
Bence kişinin dünyayı ve kendini daha iyi anlamasıdır esas olan. Bu anlam arayışının sonrasında kurduğu yaşamı üzerine çok fazla da kafa yormasına gerek yok. Dünya üzerinde bildiğimiz bu tek hayatı mukayese edebileceğimiz başka bir yaşamımız olmadığına göre böyle bir sorgulamadan sağlıklı bir sonuç alabilmemiz de pek mümkün görünmüyor.
1) Siyah yalan (Black lie): Bencil duygularla söyleriz
2) Beyaz yalan (White lie): Başkalarının yararına olduğunu düşünerek söyleriz
3) Mavi yalan (Blue lie): Grup çıkarı ve aidiyet duygularıyla söyleriz.
En kötüsü de bir süre sonra bir bakmışız ki, biz de kendi yalanlarımıza inanmaya başlamışız 😊
Daha fenası da yalan ortaya çıksa bile kimsenin umurunda olmaması…

Böylesine listeleri çok fazla sevmem. Listeler, hayatı kolaylaştırdığı kadar ucuzlatır da. Mükemmel hayatların yaratabileceği sıkıntıları anlatmaz listeler. Bilinçaltınıza konfor alanınızı terk etmemenizi tembihler sinsice. Fazla risk almadan sistemin istediği gibi bir insan olursanız her şeyi çözümleyebileceğinizi söyler size.
Yaşamın öyle kolay kolay basite indirgenemeyeceğini bildiğim halde bu liste her şeyi çok güzel özetlemiş gibi göründü gözüme. Hemen tercüme edip ekledim bloğuma 😊
1 Daha çok uyu
2 Eksersiz için zaman yarat
3 Daha çok su iç
4 Daha az şeker tüket
5 Daha sabırlı ol
6 Daha çok oku ve yaz
7 Hayatındaki karışıklığı azalt
8 Arkadaşlarınla bağlantıyı koparma
9 Olumsuz cevaplar verme
10 Affet
11 Daha çok gül
12 Sakinliğini koru