Eğitim üzerine Albert Einstein’in düşünceleri

İnsana bir uzmanlık öğretmek yetmez. Bununla insan, doğrusunu isterseniz, işe yarar bir makine olur ama, tam, eksiksiz bir kişilik kazanamaz. Elde edilmeğe değer bir şeye coşkunlukla yönelmesi gerekir onun. Bir güzellik ve ahlakça iyilik duygusu edinmelidir. Yoksa, insan uzmanca bilgileriyle, dengeli bir biçimde gelişmiş bir insandan çok, iyi eğitilmiş bir köpeğe benzer. Komşusu ve topluluk karşısında bir tutumu olabilmesi için, insanların dürtülerini, özlemlerini ve acılarını anlamaya çalışması gerekir.

İyi bir eğitim için ayrıca, bağımsız eleştirici düşüncenin de gençlerde geliştirilmesi önemlidir. Oysa, bu gelişme gereğinden çok şey okutularak büyük ölçüde kösteklenmiştir. Gereğinden çok şey okutmak, ister istemez, düzeyde kalmaya ve kültürsüzlüğe götürür. Öğretim öyle olmalı ki, sunduğu şey, değerli bir nimet sayılmalı, güç bir ödev değil.

Albert Einstein

Üniversite yaşamı üzerine farklı bir değerlendirme

“Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. dışarıda gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. kitaplar yumuşatıyordu insanı. kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyeri bilmek zorundaydın.” Charles Bukowski – Ekmek Arası

Şarık Tara’nın genç girişimcilere önerileri

Önce dürüst olacaksınız, dürüst olmak bir fazilet değil, herkesin olması gereken bir hal. Çalışkan olacaksınız ve en iyisini yapacaksınız ama iş hayatında her şeyden önce dürüst olacaksınız. Hatta bulunduğunuz ortamda iyiden daha iyisini yapacaksınız.

Eski dönemlerde Türkiye’nin ortamı çok zordu. Makine yoktu, kalifiye eleman yoktu, bugüne kıyasla hiçbir şey yoktu. Çok süratli yapmak için çok, çok çalışacaksınız. Başkalarının fikirlerine hürmet edeceksiniz. Yardım etmek kolaydır, yardım istemek zordur. Bilenden yardım isteyeceksiniz, ancak siz de yardım edeceksiniz. Ancak böyle başarılı olursunuz. Gerektiğinde, tamamlayıcılık açısından size ve karşı tarafa katkı sağlayacak ortaklıklar kuracaksınız.

Ortaklık kültürünü iyi hazmetmek lazım. Ortağını seçene kadar her türlü incelemeyi yapacaksın ama seçtin mi, artık kendin gibi bileceksin. Ortakların menfaati yalnız ve yalnız ortaklıktan gelir, bu ilkeden ayrılmayacaksın. Şayet bir ortaklık içinde bir taraf ilave menfaat temin ediyorsa o ortaklık yürümez. Tabii sadece bunlar yetmez, siyasi konjonktür ve devlet desteği de çok önemli.

28 Aralık 2016 Ekonomist Dergisi

Mutluluğun mimari ile bir ilişkisi olabilir mi?

Mutluluğun mimari ile bir ilişkisi olabilir mi?

Kafasını benim gibi hem mutluluğa hem mimariye takanların okumasını tavsiye edeceğim bir kitap Alain De Botton’un “Mutluluğun Mimarisi”

Botton, bir mekana girdiğimde o mekanın tasarımından orada yaşayanların mutlu olup olmadıkları ile ilgili bir fikir sahibi olabilirim der. İstanbul’a dışarıdan gelen bir yabancı, kentin tasarımına, mevcut yapıların çarpıklığına baktığı an anlayacaktır burada yaşayan insanların uzun zamandan beri mutsuz olduğunu, şehrin kendine özgü o hüznünü dahi mimariye yansıtamadıklarını.

Kitap, mimari ile mutluluk ilişkisi üzerine Botton’un felsefe sanat ve psikolojiyi temel aldığı tespitlerini farklı bir bakış açısı ile anlatıyor. Kitabı bitirdikten sonra her yapının bize neler anlatmak istediğini daha iyi anlıyorsunuz. Yapıların da müzik gibi çağı ve içinde bulundukları toplumu en iyi yansıtan araçlar olduğunu düşünürdüm, şimdi sadece düşünmüyor, yapılarla iletişime geçebileceğim, onlarla konuşabileceğim fırsatları da yakalamaya çalışıyorum.

“Ancak acıyla tanışınca gözümüzde değer kazanır güzel şeyler. Binaların güzelliğinden etkilenebilmek için de her şeyden önce biraz acı çekmiş olmamız gerekir” diyen De Botton’un kitabının son paragrafı ise şöyle: “Bakir topraklar üzerine yaptığımız evler bu toprakların sunduğu güzellikten daha fazlasını sunabilmeli bize. Mutluluğun ne olduğunu en kusursuz biçimde, en ustaca anlatabilen binalar inşa etmeliyiz. Hiç değilse bu kadarını borçluyuz üzerine binalar dikerek yok ettiğimiz kırlara ağaçlara solucanlara.”

Babam sadece bir hayat vermedi bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bıraktı ardında…

Babam sadece bir hayat vermedi bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bıraktı ardında

Anneler Günü’nde gün doğmadan uyandığım sabahlar annem ile derin sohbetler yaptığımı yazmıştım. Babamla ise gün içinde daha çok beraberim. Her erkeğin, gençlik döneminde biraz uzak düştüğü babasıyla yılların ilerlemesi ile birlikte daha bir yakınlaşmaya başladığını düşünüyorum.

Eskisinden daha sık yine babam gibi davrandım diyorum ve bu bana çok iyi geliyor. Hayatta kaybolmamışlık hissi uyandırıyor üstümde. Neden – Sonuç ilişkilerimi daha rahat oturtuyorum kafamda. Diyorum ki endişe etme, doğru yoldasın, baban da aynısını yapardı.

Bir seminerim bittiğinde onun alkış sesini de duyuyorum kafamın içinde.

İyi bir insan olmanın her şeyin önünde gelen bir değer olduğunu söylediği sözlerini ve davranışlarını hatırlıyorum.

Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen hayatını nasıl böylesine basit ve derin yaşayabildiğini anlamaya gayret ediyorum.

Bana bıraktığı günlüklerinden onu, hayatı ve yazdığı günlerdeki Türkiye’yi daha iyi anlamaya çalışıyorum.

Anneme olan o büyük aşkının şifrelerini çözmeye çaba sarf ediyorum.

Sözün özü hem ayna, hem ışık tutuyor hayatıma.

Düşünüyorum da, babam sadece bir hayat vermemiş bana, anlayarak keşfetmem için de bir hayat bırakmış ardında.