Bertrand Russell’ın özgür düşünce için önerdiği on maddelik mini manifestosu

“Belki de liberal dışavurumun özü on yeni emirle özetlenebilir, elbette eskisinin yerini alması adına değil, yalnızca desteklemek adına. Bir öğretmen olarak, bu on yeni emri kamuoyunun dikkatine sunuyorum:

1. Hiçbir şeyi mutlak kesinlikle bildiğinizi düşünmeyin.

2. Delilleri saklamakla bir şey elde edemeyeceğinizi bilin; deliller sonunda muhakkak ortaya çıkar.

3. Asla düşünmekten soğutmaya teşebbüs etmeyin, çünkü muhakkak başarırsınız.

4. İtirazla karşılaştığınızda, eşinizden veya çocuğunuzdan bile geliyor olsa, otoritenizle değil akıl yürütmeyle karşılık verin. Otoriteye dayanan bir zafer gerçek dışı ve zahiridir.

5. Başkalarının otoritelerine saygı duymayın, çünkü her zaman karşı fikirdeki otoriteler de bulunur.

6. Sinsi olduğunu düşündüğünüz kanaatleri zorbalıkla bastırmayın, yoksa o kanaatler gün gelir sizi bastırır.

7. Tuhaf ve aşırı kanaatlere sahip olmaktan korkmayın. Şimdi kabul gören her kanaat eskiden aşırı idi.

8. Akıllıca uyuşmazlığı sessiz uyumluluğa tercih edin, çünkü eğer akla kıymet veriyorsanız, birincisi ikincisinden daha derin bir uyuşma demektir.

9. Rahatsız edici olsa bile hakikati söylemeyi prensip edinin, çünkü örtbas etmeye çalışmak çok daha rahatsız edicidir.

10. Aptal cennetinde yaşayanların mutluluğuna imrenmeyin, çünkü sadece aptallar bunun mutluluk olduğunu düşünür.”

Her çocukluk yaşandığından çok hikaye edildiği şekli ile hatırlanır…

Freud’un söylediği gibi; çocukluğunu nasıl yaşadığından daha önemli olan onu nasıl hikaye ettiğin. Yaşadığından çok, hikayeleştirdiğin hali ile hatırlayıp öyle anlatacaksın o günleri…

Düşünüyorum da bu durum sadece çocukluk için değil tüm geçmiş için geçerli. Okuduğumuz süslü cümlelerle ifade edilmiş o başarı hikayelerinin bize pek de gerçekci gelmemesi sanırım biraz da bundan…

İstemezsen dünya değiştiremiyor seni…

68 kuşağından bir dostumun geçtiğimiz günlerde bir sohbet esnasında yaptığı değerlendirme çok hoşuma gitti: Biz o yıllarda dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık, belki biz dünyayı istediğimiz gibi değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi… Tüm inişlerim ve çıkışlarıma rağmen dünya beni de değiştirmeyi başaramadı, değiştirebileceğine, içimdeki aykırı çoçuğu öldürebileceğine de hiç inanmıyorum…

Aşk üzerine kısa bir not…

Aşırı ilgi duymadığımız kişileri baştan çıkarırken daha çok özgüven duymamız ve daha kolay başarmamız aşkın ironilerinden biridir; arzu yoğunlaştıkça kayıtsız görünmek gibi oyunları oynayamaz oluruz, ne kadar çok ilgi duyuyorsak, karşımızdaki kişide bulduğumuz mükemmeliyet o denli aşağılık duygusuna neden olur.

Alain De Botton – Aşk Üzerine

İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla?

“İnsanların kötü olduğunu söylememeliyiz asla” diyordu Fransız filozof Alain “yeter ki neden öyle davrandıklarını görebilelim” Anladığım, bir tartışmanın ya da saldırganlığın temeline inmeliyiz diye düşünüyordu Alain. Bense derine indikçe daha fazla kötülükle karşılaşabileceğimizden endişe ediyorum. :))

Bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?

Ramtha, bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz? sorusuna aşağıdaki yanıtı vermiş.

Ne okuduğuna bakın,

Ne seyrettiğine bakın,

Duvarlarına ne astığına,

Raflarına ne koyduğuna,

Nasıl konuştuğuna,

Nasıl dinlediğine bakın.

Yapmanız gereken tek şey bakmaktır.

Bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.

İş görüşmelerine gelen adayların kütüphanelerini hep merak ederim. Okuduğu kitaplar, seyrettiği filmler, dinlediği müzikler özgeçmişinden çok daha fazlasını anlatır aday hakkında. CV eklerinde adayın okuduğu kitapların görülebileceği şekilde kütüphanesinin fotoğrafı da yer almalı belki de…