İş hayatında başarıyı etkileyen dört önemli unsur:
1)Doğru insanlar
2)İşi severek yapmak
3)Yaratıcılık
4)İnsiyatif almak
İş hayatında başarıyı etkileyen dört önemli unsur:
1)Doğru insanlar
2)İşi severek yapmak
3)Yaratıcılık
4)İnsiyatif almak
Tahmin ediyorum, siz de çok karşılaşmışsınızdır iyi bir eğitim alma imkanı olmamış ama sorun çözme, hayatı anlama ve yorumlama konusunda bilgeleşmiş insanlara. Özellikle Anadolu seyahatlerimde böyle insanlarla konuşma fırsatım çok oluyor. Onların dünyaya, yaşama yönelik yaklaşımlarını, hikayelerini dinlemek hoşuma gidiyor. Sohbet sonrası yanımdaki dostlarım bana diyorlar ki, bu insan bir de okusa ise kimbilir nasıl olurdu? Hayır diyorum onlara, bu insan okusa idi, büyük olasılıkla şu anki saflığını ve derinliğini kaybetmiş olacaktı o hepimizi birbirine benzetmeyi hedefleyen eğitim sistemi içinde. Bu Pazar sabahı, Schopenhauer‘un bu konudaki ilginç yaklaşımını okuduğumda hemen sizlerle paylaşmak istedim.
Schopenhauer, bakın ne diyor; “Genel fikirlerin yanlış uygulanmasından kaynaklanan hayata dair yanlış görüşlerin, sonradan uzun yılların tecrübesiyle düzeltilmesi gerekmektedir ve nadiren tamamen düzeltilebilmektedir. Eğitim görmemiş insanlar arasında sıkça görülen sağlam sağduyu sahibi insanlara okumuşlar arasında bu kadar az rastlanmasının sebebi işte budur.”
Elle yapılan işler, zihinle yapılan işlerden daha mı çok keyif verir insana diye düşünürüm. Zihinle yapılan işlerde hep bir eksiklik, olmamışlık duygusunu yaşarken insan elle yaptığı işlerin sonunu daha rahat getirir. Elle bir iş yapan ustanın, sanatçının işini yaparken kendi kendine şarkı mırıldandığını çok duymuşumdur ama bir problemin derinliklerinde kaybolmuş insanın değil şarkı söylemek, yüzünde bile mutlu olduğuna dair pek fazla iz görmemişimdir.
Böyle güzel bir etkinlik için teşekkürler Dicle Üniversitesi Yapı Kulübü 😊👏👍

Gelecegin trendleri; samimiyet, güven, şeffaflık, basitlik ve sadelik olacak. Gelecekte kazanmak isteyenler bunlara yatırım yapmalı…

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’ye gelen Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Mujica’nın etkileyici konuşmasından kısa bir kesit: “Bildiğim kadarıyla para ve zenginlik diğer dünyaya götürülemiyor. Yaşama bayılıyorum, onu satın alamazsınız ve elinizden gidiyor. Ülkemi ve halkımı çok seviyorum. Ben gidince geriye onlar kalacak ve mücadeleye devam edecekler. Parayı çok sevenlerin sanayi ve ticaretle ilgilenmesini ve bunun vergisini ödemeleri gerektiğini düşünüyorum. Siyaset para biriktirmek için değildir. Halka hizmet ederek kendini mutlu hissetmek içindir. Basit olmaktır ve halk gibi olmaktır, sıradan bir vatandaş gibi olmaktır. Halkın büyük çoğunluğu gibi yaşamaya çalışıyorum çünkü karar veren halktır. Çoğunluğun daha iyi yaşadığı gün belki biz de daha iyi yaşarız ve daha fazla harcarız. Hayatta en güzel şey özgürlüktür. Sevdiğimiz şeyleri yapabilmek için, özgür olmak daha fazla vakte sahip olmak demektir. Yoğun bir hayatım büyük bir evim ve hizmetçilerim olursa bunlara dikkat etmek için çok çalışırım. Bu nedenle de daha az özgür olurum. Benim işlerime dikkat etmesi için başkasını görevlendirirsem bu kez de onun vaktini çalmış olurum. Bu nedenle hayatta hafif olmak, bagajsız olmak daha fakir olmak değildir, özgür olmaktır. Bu çok mazisi olan şehri tanıdığım için, İstanbul ve Türkiye’yi tanıdığım için size çok teşekkür ederim. Dünya siyasetinden pek anlamıyorum zaten Güney Amerika siyaseti beni delirtiyor.”
Uzun zaman sonra haftada iki kitap hedefimi tekrar yakaladığım güzel bir yıl oldu 2018. Umarım, bu tempomu 2019’da da devam ettirerek üniversite yıllarımdaki sürekliliğe tekrar ulaşabilirim. 😊
Notlar çıkararak, severek okuduğum 50 kitabı yazarların ön adlarına göre alfabetik olarak aşağıya yazdım.

Netflix’te yayınlanan Black Mirror dizisinin son bölümü Bandersnatch’da, seyircilere farklı bir deneyim yaşama imkanı sunuyor. Standart filmlerden farklı olarak seyreden filmde kendisine sorulan seçenekler arasından seçim yaparak filmin kurgusunu bir ölçüde kendi yönlendirebiliyor.
Yeni yılın ilk günü, büyük bir merakla beklediğim Bandersnatch’ı farklı seçenekleri test ederek izledim. Bu ilginç deneyimin benim üzerimde bıraktığı etkiyi filmle ilgili ipuçları vermemeye dikkat ederek anlatmak istiyorum.
Filmin kilit cümlesini bilgisayar oyunu tasarımı yapan ana karakter, bir bölümde tasarladığı oyunu anlatırken söylüyor: Bir iradeleri olduğunu sanıyorlar ama sonuçta ben karar veriyorum. Kaharamanın da dediği gibi kontrol ediyormuş algısının seyredene çok iyi verilmiş olduğunu düşünüyorum. Farklı seçimlerin getirdiği sonuçlar ve geri dönüşlerle yapılan seçimleri değiştirebilme imkanı, insanın dikkatini yoğun biçimde filme odaklamasını sağlıyor. Seyrederken, zaman zaman hangi seçimi yaparsam yapayım, sonunda çok da değişmeyecekmiş duygusuna kapılsam da, keyifli bir deneyim olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bandersnatch sonrası, hikaye kurgulamada ve anlatımında yeni bir yol açılacaktır.
Benim klasik hikaye anlatımını mı, yoksa seçimi seyircinin/okuyucunun yaptığı çoklu sonlu hikayeleri mi tercih ettiğimi merak ediyorsanız, ben klasik hikaye anlatımından yanayım. Neden derseniz, çünkü ben okuduğum hikayede/romanda öncelikle kahramanın beni etkilemesini isterim, benim kahramanı etkilememi değil.
Bu farklı deneyimden sonra Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı’nın sayfalarına dönüyorum yeniden… 😊












Umarım bütün olumsuz beklentilerimizi tersine çevirerek bizi şaşırtan bir yıl olur 2019 😊
