Ege Denizinin ismi nereden geliyor?

Theseus, babası Atina kralı Aegeus’a Minator’a karşı zafer kazanırsa gemisine beyaz yelken çekeceğine söz verir ama sözünü unutup siyah yelken çeker. Bunu gören Aegeus oğlunun öldüğünü düşünerek denize atlayıp intihar eder. Aegeus’un onuruna kendini attığı denize “Ege” denmiştir.

Kaynak: @kelimekoken

Şiir tercüme edilebilir mi?

Cevabı öyle hemen verilebilecek bir soru değil ama bir bakış açısı getirebileceğini düşünerek Tarkovski’nin Nostalghia filminden kısa bir sahneyi paylaşmak istedim.

– Ne okuyorsun?

– Arseni Tarkovski şiirleri.

– Rusça mı?

– Hayır, iyi bir tercüme.

– At gitsin.

– Neden? Tercüman oldukça iyi bir şair.

– Şiir tercüme edilemez. Bütün sanat gibi.

Nostalghia (1983) / Andrei Tarkovski

Kaynak: Harbi Sinema @harbisinema

Yunus Nadi Ödülünü roman dalında, Işık Ülkesinden kitabıyla atölye arkadaşım Zeynep Göğüş kazandı.

Yunus Nadi Ödülünü roman dalında, Işık Ülkesinden kitabıyla atölye arkadaşım Zeynep Göğüş kazandı. Tebrikler Zeynep 😊 Ödülü hak eden, harika bir kitaptı 👍

Romanda aile içindeki kuşaklar arası çatışmalar, eskiden bir türlü kopamayanlar ile yeniye çabucak uyum sağlayanlar arasındaki birlikte yaşama çabaları, derinlikli gözlemler ve anekdotlarla aktarılıyor.

İnsan ölümsüzlük arayışını gerçekleştirebilecek mi?

İnsan ilk birikimini mağaraların duvarlarına çizdikleri ile aktardı kendinden sonra gelecek olanlara, bu aktarım 4 milyon yıldan bu yana sürüp duruyor. Şu an sahip olduğumuz her şey tüm bu aktarımların bir bütünü aslında, hiç biri bugün bulunmuş bir şey değil. Muhtemelen ilk mağara resimlerinde avladıkları hayvanları olduğundan daha büyük çizerek başladı tarihi çarpıtmaya insan, geçen binlerce yıl içinde de bu alışkanlığından hiç vazgeçmedi. Ve bugün internet sonrası dönemde yaşarken geriye bırakabileceği bir çok veri üretiyor insan, fotograflar, notlar, yazılar, gidilen yerler, bağlantılar, arkadaşlar vb. Çok yakın gelecekte herhangi bir yapay zeka programı, insanın yaşarken yaptığı sadece sosyal medya paylaşımlarını veri kabul edip yaşamı sonrasında meydana gelen bir olaya nasıl bir tepki verebileceğini öngörebilecek. Öyle görünüyor ki insan varoluşundan bu yana süren ölümsüzlük düşünü gerçek dünyada olmasa da dijital dünyada gerçekleştirebilecek.

Geçmişten bugüne Ekim ayı ne anlama geliyor?

Eskiden “Teşrinievvel, İlk teşrin” olarak bilinen “Ekim”, dilimizde “ekilecek yer, tarlaların ekilip sürüldüğü ay” demektir. Kış öncesi nefes alındığı ve boş geçtiği için “Avara ayı” da olan Ekim, halk dilinde “Darıay, Harmanay, Değirmen ay, Biçinay, Döküm vakti” olarak bilinir.

“Ortagüz” olarak bilinen “Ekim”, Türkçe bir kelimedir ve “tarlaların ekildiği ay” anlamındadır. Arapça kökenli “Teşrin” ise Ekim ve Kasım’a verilen isimdir. Bu yüzden “Birinci teşrin” yani “Teşrinievvel”, Ekim ayıdır.Tarımsal ekimlerin yapıldığı ilk ay olduğundan böyle denmiştir.

Kaynak: Cansu Altaş

Yazı ve yazmaya dair Adorno’nun düşünceleri…

Yazar, bir ev kurar metninde. Kağıtları, kitapları, kalemleri ve evrakları bir odadan ötekine taşıyıp dururken yol açtığı kargaşanın aynısını düşüncelerinde de yaratır. Kah memnun kah huzursuz, içine gömüldüğü eşyalardır bu düşünceler. Onları şefkatle okşar, kullanır, eskitir, karıştırır, yerlerini değiştirir, tahrip eder. Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur yazı. Orada, tıpkı vaktiyle baba evindeki gibi, çöp ve lüzumsuz eşyanın da birikmesi kaçınılmazdır. Ama şimdi bir kilerden veya sandık odasından yoksundur ve zaten bu artıklardan ayrılmak da kolay değildir. O da, sonunda sayfaları hep ıvır zıvırla doldurmak pahasına, odadan odaya sürükleyip durur bunları. Kişi, kendine acıma duygusuna yenik düşmemek için bir teknik zorunluluğa da dikkat etmelidir: Zihinsel gerilimin gevşeme olasılığına karşı her zaman uyanık olmak ve yapıtın üzerinde kabuk bağlamaya veya hedefsizce oraya buraya sürüklenmeye başlamış her şeyi atmak – üstelik, şimdi yavan ve cansız biçimde ortalıkta dolaşan bu artıkların geçmişte, bir tatlı dedikodu gibi, büyümeyi kolaylaştıran o sıcak atmosferi beslemiş olduğunu bile bile. Sonunda, yazara kendi yazılarında bile yaşanacak yer kalmamıştır.

Theodor Adorno

Minima Moralia

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz…

İçimize açılan kapıların anahtarlarını bulamıyoruz bütün derdimiz bu. Kimimiz tüm kapıları açan maymuncukların bizim kapılarımızı da açacağını düşünüyor, kimimiz kolay açılmasın diye bir kilit daha vuruyor kapıya, kimimiz anahtar deliğinden görebildiğimiz kadarı ile biliyoruz içimizdekileri, kimimiz kapının arkasındakilerle baş edemeyeceğinden korkup içerideki yükün baskısı ile açılmasın diye kapının önüne ne varsa yığıyor, kimi ise böyle kapıların olup olmadığının farkında bile olmadan tüketiyor yaşamını…