Evlatları yaşarken hiçbir anne ölmez…

Gün doğmadan uyandığım sabahlarda gözlerimi hiç açmadan zihnimin içinde kendi kendime bir oyun oynarım. Annemin yanımda olduğunu düşünür, son günlerde yaşadıklarımı, tıkandığım noktaları, kızgınlıklarımı, bitmek bilmeyen öfkemi, çelişkilerimi ona anlatır, onun düşüncelerini sorarım. Anlattıkları ile hafif hafif gün aydınlanmaya başlar, gözümü açarım bakarım ki gitmiş, söyledikleri kalmış sadece. Konuştuklarımızı düşünürüm bir süre, konuyu yine benim göremediğim bir açıdan nasıl da yakaladı diye hayret ederim ama şaşırmam, çünkü hep öyleydi derim. Bu oyunu gece uykunuz kaçtığında kaybettiklerinizle oynamanızı tavsiye ederim. Ufkunuz açılıyor, farklı perspektifler kazanıyorsunuz. Ancak oyunu oynadığınız hiç kimse size anneniz kadar samimi ve net yaklaşamıyor. İnsan o zaman anlıyor ki evlatları yaşadığı sürece aslında hiç bir anne ölmüyormuş.

Bu satırları 3 yıl önce, annemin ayrılışından ise bir yıl sonra bir Anneler Günü sabahında uyanır uyanmaz yazmıştım. Sohbetlerim devam ediyor annemle. İlginçtir, özlem arttıkça daha iyi anlıyoruz sanki birbirimizi…

İnşaat Sözleşmelerinde Fiyat, Karlılık ve Uyuşmazlıklar

İnşaat projelerinde fiyatları neden doğru belirleyemiyoruz? Yanlış fiyatlarla işe başlamak işin yapımında bizi hangi sorunlarla karşı karşıya getiriyor? Yani aşağıda belirtilen konulara yönelik nasıl hareket etmeliyiz ki başımız daha az ağrısın? 

  • Sözleşme fiyatının belirlenmesi,
  • Ek işler, işin azalması, iş tanımındaki değişikler (Variations),
  • Hakediş süreçlerinin yönetilmesi,
  • Ücret ödenmemesi durumunun hukuki sonuçları ve yapılması gerekenler,
  • Yeni birim fiyatların belirlenmesi,
  • Fiyat uyarlamaları,
  • Geçici kalemler (Provisional Sums),
  • Doğru bir proje yönetimi ile kalitesizlik maliyetleri nasıl düşer?

Bu ve benzeri inşaat sektörü ile hukukun kesiştiği noktalardaki soruların yanıtlarını merak ediyorsanız sizi 17 Mayıs günü Akıncı Hukuk Bürosunda vereceğimiz seminerlerimize bekliyoruz.

Kapitalizmin sonu nasıl gelecek?

2 sene önce yazmışım, düşüncelerimde değişen fazla bir şey yok…

Son zamanlarda en çok kafamı yoran soru bu diyebilirim. Sanayi devriminin kendi koşulları içinde ortaya çıkan kapitalizmin bilgi çağına girdiğimiz 21. yüzyılda ömrünü bir şekilde sonlandıracağını düşünüyorum.

Sağlık sektörü, insan eliyle üretilen virüslerle büyütüldüğü gibi, kapitalizm de küresel güçlerin manipüle ettiği krizlerle varlığını sürdürebiliyor. Muhtemelen çok yakın gelecekte bu şekilde yaratılan küresel ölçekte kontrol edilemeyecek bir kriz kapitalizmin sonunu getirecek.

Unutulmamalı ki bir sistem çözdüğünden çok sorun yaratıyorsa sürdürülebilirliği bir yere kadardır. Bu durum eğitim sistemi için de, devlet veya firma yönetimi için de, küçük bir aile içindeki işleyiş için de geçerlidir.

Her ne kadar kapitalizm, çöküşüne yönelik sinyaller vermiş olsa da, doğa ile barışık yaşamayı becerememiş, çok da iyi bir tür olmayan insanın kapitalizmin yerine koyacağı yeni yapının daha iyi olup olmayacağı da apayrı bir soru işareti olarak önümüzde duruyor. 🙂