St. Petersburg’un pastaları…
St. Petersburg’da her şey çok güzeldi ama sanırım biz en çok pastalarını sevdik 🍰😊




Bertolt Brecht’in Moskova Metrosu için yazdığı şiir
Bertolt Brecht’in Moskova Metrosu için yazdığı şiir
bertolt brecht bu metro için;
“duyduk ki: seksen bin işçi
yapmış metroyu, birçoğu günlük işlerinden sonra,
çoğunlukla geceleri sabahlara dek.
o yıl boyunca hep delikanlıların ve kızların güle oynaya
tünellerden çıktıkları görülürmüş
harca batmış ter içindeki iş giysilerini göstererek gururla.
aşılmış bütün engeller-
yeraltı suları, çok katlı yapıların basıncı,
dayanıksız büyük toprak yığınları-.
süslemek için kaçınılmamış hiçbir çabadan,
en iyi mermer getirilmiş uzaklardan, en güzel ağaçlar
işlenmiş özene bezene.
güzelim vagonlar adeta çıt çıkarmadan
kaymaya başlamışlar
gün gibi aydınlık tünellerde:
titiz müşteriler için her şeyin en iyisi.
şimdi, demiryolu en üstün planlara uyularak yapıldıktan
sonra
sahipleri geldi onu görmeye ve binmeye.
o insanlardı onlar, onu yapanlardı.
binlercesi oradaydı, dolaşıyorlar
ve inceliyorlardı dev istasyonları.
trenlerle büyük kalabalıklar geçiyordu bu ara,
yüzleri istasyonlara dönük-
erkekler, kadınlar, çocuklar ve kır sakallılar-
sevinçten pırıl pırıldı yüzleri, tiyatrodaymışlar gibi,
çünkü farklı yapılmıştı istasyonların hepsi,
hepsi başka taştan, başka biçimde
ışık da her seferinde geliyordu başka kaynaktan.
sevinçli bir itiş kakışla arkaya itiliyordu her trene binen,
çünkü istasyonlar en iyi
görülebiliyordu önceki yerlerden.
çocuklar yukarı kaldırılıyordu her istasyonda.
yolcular her fırsatta dışarı taşıp
sevinçli bir titizlikle inceliyorlardı bitirilen işi,
sütunları elliyorlar ve parlaklıklarına bakıyorlardı,
ayak burunlarını sürtüyorlardı taş döşemeye
anlamak için taşların düzgünce yerlerine oturup
oturmadığını
sonra vagonlara doluşup yeniden
duvar kaplamalarını inceleyip parmaklarını sürüyorlardı
camlara.
erkekler ve kadınlar işaret ediyorlardı durmadan-
doğru olup olmadığında biraz duraksayarak-
çalıştıkları yerleri:
ellerinin izini taşıyordu taşlar.
her yüz görülebiliyordu açıkça,
çünkü çok ışık vardı,
lamba çoktu, gördüğüm herhangi bir demiryolundan
çok daha fazla.
tüneller de apaydınlıktı,
karanlıkta kalmamıştı emeğin bir karışı bile.
ve tek bir yıl içinde yapılmıştı tüm bunlar,
ve dünyada başka hiçbir demiryolu yapımında
bu kadar çok işçi çalışmamıştı.
ve dünyada başka hiçbir demiryolunun bu kadar çok
sahibi olmamıştı
çünkü bu yapı harikası, bunca kentte bunca zamandır
kendinden önceki hiçbir yapının görmediği şeyi gördü:
yapının işçileriydi yapının sahipleri.
emeğin tüm meyvalarının emek dökenlere düştüğü
nerede görülmüştü?
bir yapıdan, onu yapanların kovulmadıkları
nerede görülmüştü?
onları vagonlarımıza giderken gördüğümüzde,
kendi eserleri olan vagonlarda,
hemen anımsadık:
klasik yazarların bir vakitler hop oturup hop kalkarak
önceden gördükleri o büyük tablo buydu.” demiştir.






Puşkin’in Evi – Arbat Sokağı Moskova
Ruslar için Puşkin’in yeri farklı. Sanatçılığının ötesinde hazin bir düello ile hayatını sona erdirmesinin de bunda payının yüksek olduğunu düşünüyorum. Doğu’da pusu, Batı’da düello kültürü vardır anlayışını da yıkmıştır Puşkin.
Eserlerini yazdığı evi Moskova’da Arbat Sokağının hemen girişinde. Maalesef içine girmeye vaktim olmadı. 😔




Çikolata Müzesi – St.Petersburg




Rusya’nın değişen yüzü
Bazen fotoğraflar, kelimelerden çok daha fazlasını anlatır. Elli yıl önce bu görüntüleri kim hayal edebilirdi? 😊












Arbat Sokağı Moskova
Bizim İstiklal Caddemizi andıran ancak ondan daha kısa, fakat çok daha canlı bir cadde.
Sokak müzisyenleri, gösteri yapanları, ressamları, Özbek, Gürcü, Rus Türk restoranları, hediyelik eşya satan dükkanları ile insanın sürekli bir aşağı, bir yukarı dolaşmak istediği cıvıl cıvıl bir sokak Arbat Sokağı. Stalin’in 1930’larda Tarlabaşı misali merkeze yakin eski binalari yiktirmasiyla ortaya cikmis sokak. Sokağın başlangıcında Moskova’nın 7 harikası olarak geçen 7 kulelerden dış işleri bakanlığı olarak kullanılanı bulunmakta. Rus yemeklerinin uygun fiyata sunulduğu “Mu-Mu” adlı bir restoranı çok methettiler ancak sokak insanı öyle bir içine çekiyor ki, açlığınızı, hatta yağmurdan ıslandığınızı bile unutuyorsunuz burada.















Peterhoff Parkı ve Sarayı
Rusların büyük, İngilizlerin çılgın, Türklerin ise deli diye nitelendirdiği Pedro’nun Fransa’daki Versailles Sarayı’ndan etkilenerek yaptırdığı muhteşem yazlık saray. Gezmek isteyenlerin bir gününü ayırmalarında fayda var. Özellikle bahçede uzun uzun yürüyüş yapabilirsiniz. Saraydaki çeşmelerin ilginç bir özelliği ise fışkıran suların herhangi bir pompayla değil kendi tazyikiyle fışkırmaları. Unesco Dünya Mirası Listesine kayıtlı saray Finlandiya Körfezinin güney kıyısında kurulmuş. Tablolar, Nazi kuşatması sırasında zarar görmesin diye trenlerle Sibirya’ya taşınmış. İkinci dünya savaşında havadan yapılan saldırılarla büyük hasar alan sarayı Ruslar hızla eskisine uygun şekilde yeniden inşa etmişler.

























Petersburg’un harika pastaları olan iki cofee
St. Petersburg’a yolunuz düşerse mutlaka Nevsky Caddesi’ndeki bu iki coffee’nin pastalarını tadın derim. Singer Coffee ve Litetatür Coffee




Hermitage Müzesi – St. Petersburg
Hermitage Müzesi
Hermitage ya da Rusçası ile ermitaj adı ile “inziva yeri” manasına gelen eski saray, Bolşevik Devriminden sonra ise yeni müze. Müzede üç milyondan fazla sanat eseri bulunuyor.
Düşünüyorum da, hamileyken müzeyi gezmeye başlayıp her esere 2 dk ayırsanız dahi, çıktığınızda çocuğunuzun muhtemelen ilkokul’a başlamış olması gerekiyor. 😊 İçi kadar pencerelerinden Neva ırmağını ve St. Petersburg’u seyretmek de bir o kadar keyifli.
Tüm bu eserleri farelerden korumak için müzede ellinin üzerinde kedi besleniyormuş. Geçtiğimiz yıllarda müzeyi ziyaret eden çocukların yaptığı kedi resimlerinden oluşan bir sergi açmışlar.
Leningrad kusatmasında Ruslar buradaki eserleri sarip sarmalayip topraga gömmüşler, sirf naziler sehri alirsa sanat eserlerini ele gecirmesin diye. Kuşatma yaklasik 3 sene sürmüş, cogu zamanlar eksi 20-30 derece sogukta. 4.5 milyon asker ve sivilin zaiyatina yol açmış ama Ruslar sehri teslim etmemişler Nazilere. Düşünsenize, insanlar yicek ekmek bulamiyor canindan vazgeciyor ama sanat eserleri dusmanin eline gecmesin diye ugrasiyor. Peki niye? Çunku dusman gelir gider ama gelecek nesillerin egitimi boyle sanatsal eserler ve faailiyetlerle olur ancak. Öyle ki kusatma zamaninda bile hic aksatmadan sanatın yaşamasını devam ettirmeyi başarmis Ruslar…













