Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu

Yaşam, bir deneyim biriktirme oyunu. Biriken deneyimleri birer lego parçası gibi düşünürsek, onları birbirleri ile birleştirerek yeni bir şeyler ortaya çıkarıyoruz. Yaptıklarımız kırılıp döküldüğünde elimizde ne kadar çok deneyim parçası varsa o parçalardan daha farklı şeyler üretebiliyoruz. Hayat yıkıyor, biz yapıyoruz döngü böyle devam ediyor.

İnsanı ve insanlığı kurtaracak düşünceler

“İnsanın öyle düşünceleri vardır ki arkadaşlarına anlatamaz hatta kendine bile anlatamaz” der  Dostoyevski ve devam eder bir insan ne kadar iyi kalpli ise böyle düşünceleri de o kadar çok olur. Belki de insanı da, insanlığı da kurtaracak düşünceler, bu kendimizden dahi sakladığımız düşüncelerden çıkacaktır. İyi kalpli insanların içinde sakladıkları bu düşüncelerin dünyayı daha iyi bir yer yapacağına yönelik daha önce kimselerle paylaşmadığım böylesine naif bir düşüncem var…

Bir insanı kısa yoldan tanımak isteyenler için…

Bir insanı hızlı tanımak istiyorsanız beklentilerini, biraz daha derine inmek istiyorsanız da korkularını sorun. Beklentiler, olduğu, olmak istediği kişi ile ilgili yüzeysel ipuçları verir. Korkular ise her zaman için beklentilerden daha samimi, daha içtenlikli ve daha derinden gelen işaretlerdir. O açıdan bir insanın korkularını, beklentilerinden daha fazla önemserim.

Bir nesneyi doğru analiz edebilmek için ona hangi uzaklıktan bakmalıyız?

Sorun, mühendislerin, bir nesneye çok yakından bakmaları ve bu noktada ayrıntılar içinde büyük resmi gözden kaçırabilmeleri, sosyal bilimcilerin ise aksine nesneye daha uzaktan baktıkları için detaylara dikkat etmeden genellemelere gitmeleri. Bir nesneye doğru mesafeden doğru açı ile bakabilmeyi, o nesnenin diğer nesneler ile olan ilişkisini görebilmeyi ancak bir şeyler yaratma mücadelesinde olan sanatçılar ve mimarlar başarabiliyor. Ya da kafalarında yaptıkları işi sanata dönüştürme kaygısı duyan duyarlı insanlar. Bu açıdan mühendislerin de, sosyal bilimcilerin de kendi işlerini yaparken olabildiğince sanattan beslenmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bu kadar işinin içinde neden üniversitede ders veriyorsun diye soran dostuma verdiğim cevap

İş hayatının dışında bir dünyanın olduğunu gördüğüm için üniversiteyi seviyorum, üniversitede de üniversitenin dışında bir dünya olduğunu anlatmaya çalışıyorum öğrencilerime. Biz hep küçük dünyalarımızın içine kapadık kendimizi, dışımızda nasıl bir hayatın olduğunu çok fazla bilmiyoruz daha da acısı merak etmiyoruz. Oysa ki, hayatı da, dünyayı da daha iyi anlamak için sahip olduğumuz tek dürtü, merak.