İnşaat sektöründe genç mühendislerin iş değiştirme motivasyonlarını etkileyen faktörler 

Bu tempoya daha ne kadar dayanabilirim?”  Toz, gürültü, uzun mesailer… 

Pasaportu cebinde hazır. Dubai’de, Katar’da, Londra’da daha iyi bir hayatın hayalini kuruyor. Şantiyede on saatlik mesainin ardından şanslıysa evine, uzak bir projede çalışıyorsa şehrin dışında tek başına yaşadığı lojmanına dönüyor. Bu kadar bitkinken arkadaşlarıyla bir kahve içmek bile lüks haline geliyor. İster istemez o sorunun çengeli kafasına takılıyor: “Hayatım sadece şantiyeden mi ibaret?”  Sonra “neden”lerin ardı arkası gelmiyor. 

Yurt dışında dövizle kazanabilirken neden emeğimi burada bu kadar düşük fiyata satıyorum ki?

Excel’de dosyadan dosyaya rapor taşımakla ömür geçirmektense, neden yenilikçi çözümlere yoğunlaşan bir firmada değilim?

Algoritmaları sürekli eksik bulmak üzerinden şekillenmiş yöneticilerim neden küçük bir eline sağlık demekten bile imtina ediyorlar? 

Onların bu sığ bakış açısı yoksa yavaş yavaş benim de mi üzerime siniyor? İleride ben de mi “aman ekibim şımarmasın” diye şantiyede asık suratla dolanan sevimsiz bir yönetici mi olacağım? Kariyerimi poz kesme üzerinden mi geliştireceğim?

Bu firmada yıllarca aynı işi yapıp köreleceğime neden yeni fırsatları kovalamıyorum?

İnşaat yarını inşa eden bir sektörken, gençlerinin ufkunu planlamakta zorlanıyor. Onları ellerinden kaçırmak istemeyen firmaların yapması gereken çok da zor değil aslında: Daha şeffaf kariyer basamakları, daha insanca çalışma koşulları, daha fazla takdir, daha çok teknoloji. Yani şirketlerinin devamlılığını sağlayacak genç beyinlerin umutlarına yatırım yapmak.

İnşaat sektöründe genç mühendislerin iş değiştirme motivasyonları hem sektöre özgü koşullar hem de günümüz dünyasının beklentileri ile şekilleniyor. Peki ne yapılması gerekiyor? Ana faktörleri yedi başlık altında kısa çözüm önerileriyle birlikte şöyle detaylandırabiliriz. 


1. Kariyer Gelişimi ve Öğrenme İmkânları

  • Net kariyer basamaklarının olmaması: Şirketler, genç mühendislere hangi süreçte şantiye şefi, proje müdürü veya tasarım lideri olabileceklerini somut göstermediğinde iş değiştirme eğilimi artıyor.
  • Mentorluk eksikliği: Tecrübeli mühendislerden bilgi aktarımı sağlanmadığında, gençler gelişimlerini başka firmalarda arıyor.
  • Sertifika / eğitim fırsatları: BIM, yapay zekâ uygulamaları, sürdürülebilirlik gibi konularda eğitim desteği sunan firmalar, gençleri daha uzun süre tutuyor.

2. Çalışma Koşulları ve İş-Yaşam Dengesi

  • Şantiyelerde uzun çalışma saatleri (çoğu zaman 6 gün ve 10 + saat) genç mühendislerin “daha dengeli” bir iş aramasına yol açıyor.
  • Sosyal yaşamdan kopuş: Şantiyelerin uzak bölgelerde olması gençlerin sosyal çevreleriyle bağlarını koparıyor, bu da motivasyonu düşürüyor.
  • Esnek çalışma beklentisi: Yeni nesil mühendisler, hibrit ya da ofis-günü düzeni olan firmaları tercih ediyor.

3. Ücret ve Yan Haklar

  • Başlangıç maaşları genellikle düşük; genç mühendisler, performanslarına rağmen ücret artışının yavaş olduğunu gördüklerinde başka fırsatlara yöneliyor.
  • Yan haklar (yemek, barınma, ulaşım, sigorta, yurtdışı proje imkânı) iş değiştirme kararını doğrudan etkiliyor.
  • Özellikle yurtdışı müteahhitlik firmalarının sunduğu dolar/euro maaşlı fırsatlar, genç mühendislere daha cazip geliyor.

4. Kurumsal Kültür ve Liderlik

  • Otoriter yönetim tarzı: “Ben söyleyeyim, sen yap” yaklaşımı genç kuşakla uyuşmuyor. Daha katılımcı, geri bildirim odaklı, takım ruhunu öne çıkaran liderlik arıyorlar.
  • Takdir eksikliği: Genç mühendislerin emekleri görünmez kaldığında, başka firmalarda değer görmeyi tercih ediyorlar.
  • Şirket içi iletişim sorunları: Açık, şeffaf ve kapsayıcı iletişimin olmaması iş değiştirme motivasyonunu artırıyor.

5. Teknoloji ve İnovasyon Düzeyi

  • Dijitalleşmeye uzak firmalar genç mühendisler için cazip değil. BIM, yapay zekâ, mobil proje yönetim sistemleri gibi araçlarla çalışan firmalar daha çekici.
  • Gençler, “kağıt üstünde Excel raporculuğu” yerine inovatif çözümlerle kariyerlerini geliştirmek istiyor.

6. Proje Çeşitliliği ve Deneyim Olanakları

  • Tek tip şantiyelerde yıllarca aynı işi yapmak, gençler için sıkıcı hale geliyor.
  • Büyük ölçekli, uluslararası veya teknik açıdan yenilikçi projelerde deneyim kazanmak isteyenler, bu fırsatları sunmayan firmaları daha çabuk terk ediyor.

7. İş Güvencesi ve Ekonomik Faktörler

  • Sektördeki ekonomik dalgalanmalar, ödemelerin gecikmesi, işten çıkarmalar genç mühendisleri daha stabil şirketlere yöneltiyor.
  • Yurt dışı fırsatları da bu noktada cazip bir “güvenlik” motivasyonu oluyor.

Sonuç

Genç mühendislerin iş değiştirme motivasyonları;

  • Kişisel gelişim fırsatları (kariyer, eğitim, teknoloji),
  • Çalışma koşulları ve iş-yaşam dengesi,
  • Ücret ve yan haklar,
  • Kurumsal kültür ve liderlik yaklaşımı

Gibi faktörlerle doğrudan bağlantılı.

Firmaların genç mühendisleri elde tutmak için:

  • Şeffaf kariyer planları oluşturması,
  • İş-yaşam dengesi sağlayacak düzenlemeler yapması,
  • Takdir ve iletişim kültürünü geliştirmesi,
  • Teknoloji ve inovasyona yatırım yapması ilk öncelikleri olmalı.

İnşaat Sektöründe Motive Edici Bir Lider Olmanın Formülü

Kırk yıllık meslek yaşamımda geriye dönüp baktığımda aklımda kalan yöneticiler, hep önce insan olmayı başarabilenler. Meslekteki en büyük şansımın böyle yol göstericilerle çalışmış olmam diye düşünürüm. Peki kimdi bunlar, bugün hala olumlu duygularla hatırladığım insanların ortak özellikleri neydi? İnşaat sektöründe motive edici bir lider olmanın matematiksel formülünü nasıl kurgulayabilirdim? Bu sabah sorunun cevabını yapay zekâ sohbet robotlarına sordum. Bakın nasıl bir cevap verdi?

L = (E × İ × G) + (K × Z) – (B + D)

Formüldeki Harfler ve Açılımları:

SembolAnlamıAçıklama
LLiderlik EtkisiEkibe ilham verme ve işin kültürel ruhunu oluşturma gücü
EEmpati Katsayısıİşçiyi, mühendisi, tedarikçiyi, paydaşları gerçekten anlamaya çalışma derecesi
İİletişim DüzeyiAçık, net, zamanında ve iki yönlü iletişim kurma yeteneği
GGüven SkoruEkibin lidere duyduğu psikolojik güven (sözünün arkasında durma oranı)
KKrizde SoğukkanlılıkGerilim anlarında panik yaratmayan, yön gösterici tutum
ZZamanlama YeteneğiMüdahalelerin, takdirin ve geri bildirimin doğru anlarda verilmesi
BBaskıcılık Katsayısı“Ben dedim, olacak” yaklaşımıyla motivasyonu öldürme düzeyi
DDuyarsızlık SkoruSahada yaşanan insani durumlara karşı ilgisizlik düzeyi

Peki bu formülü nasıl yorumlayabiliriz? Üç çıkarsama yapıyorum.

  1. E × İ × G çarpanı, liderin ekibiyle kurduğu duygusal ve zihinsel bağın kuvvetini temsil ediyor. Bu bağ ne kadar güçlü olursa, liderin etkisi de o kadar artıyor.
  2. K × Z çarpanı ise liderin zor anlarda aksiyon alma becerisini gösteriyor. Krizleri fırsata çevirebilme, doğru zamanda doğru davranma sanatını formülün bu kısmında görüyoruz. 
  3. (B + D) toplamı, liderin kendi ayağına sıktığı engelleyici tutumlar. Bu değer büyüdükçe, liderliğin toplam etkisi azalıyor.

Bir Liderin Asıl Mesaisi: İnsan Motivasyonu

Çoğu zaman şantiyeler, bağırıp çağırarak işlerin görüldüğü, insan psikolojisinin arka planda kaldığı yerler olarak düşünülür. Her şey acildir. Kimsenin insanın duygularını anlamaya zamanı yoktur. Doğrudur, biz şantiyeciler için çoğu zaman öncelikli olan iş programının arkasında kalmamaktır. Ancak tüm başarılı projeleri analiz ettiğimizde, arkasında güçlü bir ekibin olduğunu görürüz. Ve bu güven temelli organizasyon, yalnızca iş emirleriyle değil, motivasyonla ayakta kalıyor.

Hizmetkâr Lider: İnşaatın Görünmez Taşıyıcı Kolonu

Geleneksel liderlik anlayışı, emir veren ve yöneten bir otorite figürü üzerine kurulu. Ancak sahada işler böyle yürümüyor. En başarılı şantiye yöneticileri, bir nevi “hizmetkâr lider” gibi davrananlar. Projelerde ekiplerinin önündeki engelleri kaldıran, onların işlerini kolaylaştıran liderler, en büyük saygıyı kazanıyor. Malzeme tedarikinde yaşanan bir aksaklık mı var? Çözmek liderin görevi. Bürokratik süreçler şantiyeyi mi yavaşlatıyor? Yöneticinin mesaisi burada başlıyor. Sonuçta çalışanlar, kendilerine gerçekten destek olan bir yönetici için çalışmaya her zaman daha isteklidir.

Takdirin Gücü: Bir ‘Aferin’in Gerçek Maliyeti Sıfırdır

Düşünün, bir projede her gün olumsuzluklara odaklanan bir yöneticiyle mi çalışmak isterdiniz, yoksa emeğinizin takdir edildiğini hissettiren biriyle mi? Gördüğüm o ki, çoğu yönetici, zaman içinde iyi yapılan işleri fark etmeme hastalığına yakalanıyor. Bunlar onun için sıradan görülmeye başlıyor. Bunun nedeni hataların olumlu işlerden daha çok dikkat çekmesi. Oysa küçük bir takdir, çalışma motivasyonunu katlayarak artırabilir. Harvard Business Review araştırmaları, takdir gören çalışanların verimliliklerinin önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor. Ancak bu takdirin içten olması önemli; yapmacık övgüler değil, gerçekten hakkıyla söylenen bir “eline sağlık”ın her şeyden daha kıymetli olduğunu düşünürüm.

Yetkilendirme: Kendi Kararını Veren Çalışan, Daha Az Hata Yapar

İnşaat sahasında tüm kararları yöneticinin alması gerektiği fikri, bugün artık eski geçerliliğini yitirdi. Eğer ekibinize güven duymazsanız, onların da kendine güveni olmuyor. Kural basit: İnsanlar, gerçekten sorumlu oldukları işlerde daha dikkatli çalışıyor. Yetki devretmek, zayıflık değil, liderliğin en güçlü göstergelerinden biri.

Takım Ruhu: ‘Benim İşim, Senin İşin’ Düşüncesini Oluşturmak

Proje ilerledikçe ofis çalışanlarıyla saha çalışanları arasında görünmez duvarlar oluşuyor. Daha açık söylemek gerekirse iki taraf da birbirlerini pek sevmiyorlar. Sıkıntıların karşı taraftan kaynaklandığını düşünüyorlar. Bu yaklaşımın ayrıca merkez kadroyla olan ayrı bir versiyonu da var. İşte iyi bir liderin misyonu burada başlıyor: Verimliliğin yüksek olacağı bir takım ruhu oluşturmak. Bu başlı başına bir yazı konusu ama kısaca şöyle bir öneride bulunabilirim. Geniş kapsamlı sosyal etkinlikler düzenleyerek ekip duygusu güçlendirilebilir. Projenin bir bölümü tamamlandığında düzenlenecek küçük kutlamalar da bu birliktelik duygusunun oluşmasında yardımcı olacaktır. 

Geleceğe Yatırım: İnsanlar Kendilerine Değer Verildiğini Hissettiklerinde Daha Fazla Çalışır

Bir işçiye yeni bir beceri öğretmek, bir mühendisi eğitime göndermek veya bir formen için kariyer yolu açmak, yalnızca küçük bir dokunuş değil, güçlü bir motivasyon kaynağıdır. Çalışanlar, kendilerine yatırım yapıldığını gördüklerinde, uzun vadeli bağlılık geliştirirler. Kendi gelişimi için çalışan biri, işini sıradan bir görev olarak değil, bir kariyer basamağı olarak görmeye başlar.

Empati ve İnsanlık: ‘İyi Gün Dostu’ Olmayan Lider

Her çalışanın bir hayatı vardır. İyi bir lider, ekibinin yalnızca iş performansını değil, insani yönünü de göz önünde bulundurmalıdır. Çocuğu hasta olan bir çalışanın izin istemesi, bir mühendis için esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyulması gibi durumlar, yalnızca bir maliyet kalemi olarak görülmemelidir. İyi liderler, zor zamanlarda gösterdikleri anlayışla, uzun vadede sadakat kazanırlar. Bir lider olarak ekibinize verdiğiniz en önemli mesaj şu olmalı: ‘İş önemlidir, ama sizin hayatınız daha önemlidir.’

Çatışma Yönetimi ve Adalet: Şantiyede Demokrasi Mümkün Mü?

Motivasyonu bozan en büyük etkenlerden biri, haksızlık algısıdır. Sürekli aynı kişilerin fazla mesaiye kalması, ödüllerin adil dağıtılmaması veya disiplin cezalarının keyfi uygulanması, ekibin güvenini yerle bir eder. O yüzden iyi bir liderin ajandasında ‘adil olmak’ her zaman ilk sıralarda yer almalıdır. Çünkü adalet, çalışma isteğini besleyen en güçlü duygulardan biridir.

Sonuç: İyi Bir İnsan Olmak, İyi Bir Yönetici Olmaktan Daha Önemlidir

Sonuç cümlesinin biraz klişe olduğunun farkındayım. Ama bazı doğrular için bilindik söylemlerden yardım almak gerekiyor. İyi bir lider olmak, sadece günlük işlerin bitirilmesi değildir. Asıl mesele, bir ekibi, işini tutkuyla yapan insanlardan oluşan bir topluluğa dönüştürebilmektir. Şantiyede, ofiste, toplantı odasında fark etmez; liderin öncelikli görevi, doğru stratejileri belirleyip ekibin önünü açmaktır. Motive eden bir lider, ekibine saygı, güven, gelişim fırsatı ve adalet sunar. Ve işin ilginç tarafı, bunu başaran yöneticiler, sadece projelerde değil, insanların hayatlarında da kalıcı izler bırakırlar.

Narsist ve Psikopat Adaylar Neden Mülakatlarda Parlıyor?

Şöyle bir sahneyi düşünün. İş görüşmesi için bir ofisin bekleme salonundasınız. Oradaki adaylardan biri elini dizlerine koymuş, hafif hafif ayaklarını sallıyor. Yanındaki, tuttuğu kalemi bilinçsizce çevirip duruyor, bir hızlanıp bir yavaşlıyor. Onun ilerisindeki lacivert takım elbiseli, cep telefonuna bakar gibi görünse de gözleri sürekli kapının hemen ardındaki görüşme odasında. Hepsinde mülakat öncesindeki o bilindik gerginlik. Buraya kadar alışık olduğumuz görüntüler. Ama tam şimdi sahne değişiyor. Pencerenin kenarında, koltuğuna adeta gömülmüş, rahat ama kendinden emin bir gülümsemeyle ortama hâkim biri oturuyor. Görüşmeyi yapacak kişi içeri girip adını okuduğunda, yerinden ağır hareketlerle kalkıyor, güçlü bir tokalaşmayla karşısındakinin gözlerine bakıyor ve kendisini tanıtmaya başlıyor. İşte o an, diğer üç aday farkında bile olmadan oyun dışı kalıyor.

Peki, neden bazı adaylar görüşmelerde diğerlerinden daha parlak görünüyor? İşe alım uzmanları neden bazen “Bu adamda bir şey var!” diyerek, sonradan başlarına bela olacak kişilere kapıyı açıyor? İşin içinde iyi hazırlanmış bir CV’den fazlası var: Kendini pazarlama sanatı. Ve bu sanatın ustaları genellikle narsistler ve psikopatlar.

Mülakat Sahnesi: Bir Manipülasyon Ustası İş Başında

İyi bir mülakatçı, adayın yeteneklerinden çok, kişiliğini ve kültürel uyumunu anlamaya çalışır. Ancak burada büyük bir çelişki devreye girer: Narsist ve psikopat bireyler, başkalarının onlara ne görmek istediğini sezmekte ustadır. Mükemmel bir kostüm giyer, en doğru kelimeleri seçer ve sahneyi tek kişilik bir gösteriye çevirirler.

Değerlendirmeyi yapacak kişi, kendine güvenli, karizmatik, enerji saçan ve “liderlik ışığıyla parlayan” biriyle karşılaştığını düşünür. Oysa perde arkasında başka bir gerçek saklıdır: Bu kişiler, duygusal manipülasyonun zirvesine ulaşmıştır. Göz teması mükemmeldir, ses tonları otoriter ama sıcak, beden dilleri açık ama tehditkâr değildir. Hatta kişisel bir anekdot paylaşarak görüşmecinin bilinçaltına küçük bir çengel atarlar: “Biliyor musunuz, ben de küçükken sizin gibi mühendis olmayı düşünmüştüm ama sonra finans beni cezbetti!”

Görüşmeci, kendine yakın hissettiği bu adaya içgüdüsel olarak ısınıverir. Bir noktada fark etmeden kendini “Bu adam harika olabilir mi?” diye düşünürken bulur.

Narsistler: Aynada Kendine Aşık Olan Tanrıçalar ve Tanrılar

Narsistlerin mülakatlardaki başarısı, kendilerine olan sarsılmaz inançlarından gelir. Gerçekten o koltuğa en uygun kişinin kendileri olduğuna inanırlar ve bu inanç, bulaşıcıdır. Yetkinliklerini anlatırken aşırı övgüye kaçarlar ama bunu o kadar büyüleyici bir şekilde yaparlar ki, dinleyen kişi bile bu abartıya kapılabilir.

Narsist adaylar, mülakat sorularını sanki bir TED konuşması yapıyormuş gibi yanıtlar. Bir başarısızlık hikayesi mi anlatması gerekiyor? Onu öyle bir süsler ki, başarısızlık değil, ilham verici bir dönüşüm hikayesine dönüşür. Örneğin: “Evet, ilk işimde büyük bir hata yaptım. Fakat bu hata beni daha büyük sorumluluklar almaya itti ve sonunda şirketin en genç yöneticisi oldum.”

Gerçek? Genellikle bir dizi abartı ve çarpıtma. Ama mülakat masasının diğer tarafındaki kişi, bu hikâyenin cazibesine kapılmaktan kendini alamaz.

Psikopatlar: Soğukkanlı Stratejistler

Narsistlerin aksine, psikopatlar empatiyi yalnızca bir araç olarak kullanırlar. Bir psikopat adayın mülakat sırasında heyecanlandığını, endişelendiğini ya da tereddüt ettiğini göremezsiniz. Onlar için mülakat, bir satranç maçı gibidir. Önceden plan yaparlar, soruları tahmin ederler ve görüşmecinin zayıf noktalarını tespit etmek için jestlerini, mimiklerini analiz ederler.

Psikopatlar mülakatları yalnızca geçmek için değil, kazandıkları oyunun tadını çıkarmak için yaparlar. Şirketin ihtiyaçlarını anlar ve tam da o ihtiyaçları karşılayan kişiymiş gibi davranırlar. Etik değerlerden, ekip çalışmasının öneminden bahsederler ama aslında tek düşündükleri şey, kendi kazanımlarıdır.

İnsan Kaynaklarının En Büyük Açmazı

Şirketler neden bu tuzağa düşüyor? Çünkü işe alım süreçleri hâlâ adayların öznel performanslarına fazla bel bağlıyor. Karizmatik, özgüvenli ve enerjik bir aday, daha sessiz ama yetkin bir adayın önüne geçebiliyor. CV’ler kadar psikolojik profillerin de incelendiği, referansların derinlemesine araştırıldığı işe alım sistemleri olmadan bu durum devam edecek.

Bir narsist ya da psikopat aday mülakatta parladığında, genellikle uzun vadede takım içindeki uyumu bozuyor. İlk birkaç ay herkes bu harika işe alımın tadını çıkarıyor. Sonra maskeler düşmeye başlıyor. Övgüler yerini manipülasyona, enerji yerini baskıya bırakıyor.

Mülakatların Sahte Parıltısından Kaçış Yolu

Peki, şirketler bu illüzyona kapılmamak için ne yapabilir? Öncelikle, işe alım uzmanları yalnızca göz kamaştırıcı adayları değil, özünde ne kadar güvenilir olduklarını da değerlendirmeli. Çalışanların psikolojik dayanıklılığı, etik duruşları ve takım içinde uyum sağlamadaki yetenekleri daha fazla incelenmeli.

İkinci olarak, şirket kültürü narsist ve psikopat bireyleri ödüllendiren bir yapıda olmamalı. Eğer şirketiniz sürekli en agresif, en iddialı, en gösterişli insanları terfi ettiriyorsa, bilin ki bu kişiler kapınızı çalmaya devam edecek.

Son olarak, görkemli sunumları değil, adayın kriz anlarındaki reflekslerini test edin. Adayı beklenmedik bir durumla karşı karşıya bırakın, stres testleri uygulayın, önceki ekip arkadaşlarının görüşlerini alın. 

Sonuç: Parlayan Her Şey Altın Değildir

Bir mülakatta parlayan herkes gerçekten o kadar değerli midir? Yoksa bazıları yalnızca sahneyi iyi mi kullanıyor? Belki de bir dahaki mülakatta, “Bu aday harika olabilir mi?” diye sormadan önce, “Acaba neyi saklıyor?” diye düşünmek daha iyi bir fikir olabilir.

Sonuçta, gerçek liderler ışıklarını başkalarına yansıtarak güçlendirir, yalnızca kendi ışıltılarıyla değil.

08 Mart 2025

Çiftehavuzlar

Türk inşaat firmaları için Suriye açılımı: Fırsatlar ve tehditler

Son on yılda savaş ve göçmenleriyle anılan Suriye’nin artık gayrimenkul yatırımlarıyla, altyapı çalışmalarıyla, modern şehir planlamalarıyla, yükselen yaşam standartlarıyla yeni bir kimlik kazanması ve inşai projelerle öne çıkması bekleniyor. 137 ülkede 522 milyar dolarlık projeye imza atmış dünyanın en büyük müteahhitlik devlerinden biri olan Türkiye, yeniden inşası için 400 milyar dolara ihtiyaç duyulan Suriye’de varlığını güçlü bir şekilde hissettirecek. Hatay’dan yola çıkan bir çimento kamyonu, Şam’a birkaç saat içinde ulaşabiliyor. Düşündüğümüzde bölgeye bu kadar hızlı malzeme tedariği sağlayabilecek başka bir ülke yok. 

Okumaya devam et

İnşaat projelerinde verimlilik

Şantiye Dergisi’nde yayınlanan röportajım

Şantiye: Bir inşaat projesinde “Verimlilik” denilince aklınıza ilk olarak ne geliyor?

Cem Kafadar: Verimlilik sözcüğüyle birlikte aklıma gelen ilk kavram “Zaman”… Zaman insanlara adaletli dağıtılan bir şey. Herkese eşit bir şekilde günde 86 bin 400 saniye verilmiş. Dava ise bunun nasıl kullanıldığı. Dikkatli bakıldığında başarılı olmuş, istediklerini gerçekleştirebilmiş, bir şeylere imza atabilmiş insanların ortak noktasının zamanı iyi kullanmak olduğu görülebilir.

Biz ise toplum olarak çok ve aşırı çalışmayı verimlilik ile karıştırıyoruz. Bunun arkasında, görüntüyü içerikten daha çok önemsememiz yatıyor. Bizde ha bire koşturan veya çalıştığı dosyadan kafasını kaldırmadan saatlerce çalışan bir profesyonel makbuldür; fakat o insanın ne kadar verimli çalıştığı pek irdelenmez… Önemli nokta budur.

Okumaya devam et

Mimarlık adayına mektup

Mimarlık Adayına Mektup

Neden sana böyle bir mektup yazıyorum diye sorabilirsin. Ben masamın üzerinde bana yazılmış bir mektup bulduğumda hemen bunu düşünürüm. Neden? Bir mimarlık sınıfına gelecekte hayallerini gerçekleştirecek bir mimar olmak istiyorlarsa bugünden neler yapmaları gerektiğine dair konuşma yapmak için davet aldığım gün bu fikir aklıma geldi. Klişe bir sunum yapıp, bilindik tavsiyeleri söylemek yerine onlara mektupla ulaşmak istedim. Daha önce yeni nesil lider adayı için böyle bir mektup formatında köşe yazısı yazmıştım. Şimdi bir benzerini mimarlık öğrencileri için yapacaktım. Günlük yoğunluklar, küçük küçük işlerin kurduğu büyük tuzaklar yazmama izin vermedi. Masamın başıma oturup bir türlü mektubuna odaklanamadım. Ama bu konu kafama bir kere takılmıştı. Sana daha önce yazılmış böyle bir mektup var mıydı araştırdım. Paul Jacques Grillo’nun “To the Young Designer” adlı çalışmasına ulaştım. Grillo benim bir türlü yazamadığım mektubu 1960 yılında yazmış ve “Form Function and Design” adlı kitabına koymuştu. Bu yayını merak edersen Amazon’dan bulabilirsin. Biraz daha araştırınca YEM Yayınlarından basılan Havva Alkan Bala’nın “Mimarlık Öğrencisi Misin?” isimli kitabında bu mektuptan alıntılara ulaştım. Bugün sana Grillo’nun öne çıkardığı noktalar üzerinden yazacağım. İlk fırsatını bulduğunda Bala’nın kitabını da temin edip okumanı tavsiye ederim. Keyifle okudum. Arada dönüp altını çizdiğim yerlere tekrar bakıyorum. Mektuba geçmeden Le Corbusier’in YKY tarafından basılan “Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi”si de kütüphanende bulunsun derim.

Okumaya devam et

İş ararken sıklıkla yapılan yanlışlar

“Ciddi bir işsizlik ver ama nitelikli insanı bulmak da kolay değil.” 

Eleman arayışında olan firma yetkililerinden sıklıkla duyduğum bir söz. Bu noktada ana sıkıntının üniversite bittikten sonra mezunların kendilerini yeterince yetiştirememelerinde olduğunu düşünürüm. Okul bilgisi geçmişte de tek başına yeterli olmamıştı ancak her şeyin hızla değiştiği bugün artık hiç değil. En karlı ve dönüşü yüksek olan yatırım borsa, döviz, kripto paralar değil, insanın kendisine yaptığı yatırım. Özellikle firmaların arayışlarında dile getirdikleri mesleki yazılımlara hakim olduğunuzda bir adım önde olup, işinizin kolaylaşabileceğini söyleyebilirim. Şöyle bir düşünün. Her şey istediğiniz gibi. İyi bir okuldan iki yabancı dili ana diliniz gibi konuşacak şekilde mezun oldunuz, mesleğinizin gerektirdiği programları üniversite yıllarında olabildiğince öğrendiniz, firmaların peşinizden koşacağı bir Linkedin profiline sahipsiniz.  Rüya gibi bir kariyere başlamak için gün sayıyorsunuz. Ancak yaptığınız başvurular, bir türlü istediğiniz gibi sonuçlanmıyor. Belki kısa listeye seçiliyorsunuz ama sonrasında eleniyorsunuz. Aynı firmaya başvuran diğer aday sizin kadar donanımlı değil, herhangi bir torpili yok, fakat işi alıyor. O zaman bir yerlerde yanlış yapıyorsunuz demektir. Peki nedir bu yapılmaması gerekenler? Bunları, özgeçmiş-ön yazıda yapılan yanlışlar ve mülakat yanlışları olarak iki başlık altında toplayabiliriz

Okumaya devam et

İnşaat Firmasının Takım Çantası: Prosedürler

Prosedürleri bir inşaat firmasının takım çantasına benzetirim. İstediğimiz her aleti bulabileceğimiz kapsamlı bir takım çantası. İçindeki ekipmanların hepsine bir anda ihtiyacımız olmuyor ama bir tornavida eksik olduğunda bütün sistem kilitlenebiliyor.

Sahada bir imalatı kontrol ederken, iş programından bir rapor üretirken, ambarın stok kontrolünü yaparken, iş sağlığı ve güvenliği standartlarını uygularken, tedarik zincirimizi yönetirken, yeni bir takım arkadaşını kadromuza alırken, projemizin risklerini değerlendirirken, kalite kontrolü nasıl yapacağımızı planlarken yanımızda prosedürümüz varsa yanlış yapma olasılığınız çok az. 

Peki o zaman inşaat projelerinde olmazsa olmaz prosedürler hangileridir? Ben öncelikli olarak düşündüğüm kırk tanesini yazdım. Bu sayıyı işin yapısına ve gereksinimlerine göre çoğaltmak veya azaltmak mümkün. Bakalım takım çantamızda neler var?

Okumaya devam et

İşe alım mülakatlarında bir adayın kişiliğini nasıl çözümleyebilirsiniz?

Bana çok sorulan sorudur; “Siz tek bir mülakat ile bir adayı nasıl bu kadar derinliğine analiz edip, raporlayabiliyorsunuz? Yeri geliyor, biz beş yıl beraber çalıştığımız arkadaşı bu kadar iyi tanımıyoruz.” Bu analizi yaparken o adayın iş verimliliğine etki edecek on kilit noktanın üzerine yoğunlaşıyoruz. 15 yıl içinde 500’ün üzerinde arkadaşı işe yerleştirdiğimizi düşünürsek bu kilit noktaların büyük ölçüde çalıştığını söyleyebilirim.

İşte o on kilit nokta…

Okumaya devam et

Yeni nesil lider adayına mektup

Yeni nesil lider adayına mektup

Hızla değişen, üç sene sonrasını dahi öngöremediğimiz bir dünyada gelecek algımız da değişti, gelecek aslında bugün yaklaşımı öne çıktı. Bugünü ve yarını şekillendirecek iki büyük eğilim, dijitalleşme ve sürdürebilirlik hızla iş dünyasının, hatta yaşamın devamlılığının merkezine oturan iki güçlü kavram oldu. Sadece iş dünyasında değil, hayatın her alanında içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecine önderlik edecek liderlere ihtiyacımız var. Bilgi ve iletişim teknolojisi mevcut ezberlerimizi bozarken kurumlardaki hiyerarşiden bağımsız değişime yön verebilen liderlere gereksinimimiz arttı. Peki bu liderleri nasıl, nereden bulacağız, daha da önemlisi yeni dünyanın kaotik düzeninde onlardan ne şekilde hareket etmelerini beklemeliyiz? Gelin yeni nesil lider adayına uzun zamandır unuttuğumuz, en eski iletişim araçlarından biriyle seslenelim. Mektupla. Ama bu mektubu sadece liderimiz okumayacağı, dergimizin okurları da okuyacağı için çok fazla detaylara girmeden post-it notları tadında, kısa konu başlıkları üzerinden bir kontrol listesi gibi yazalım. Lider dostumuz dilediği zaman tekrar okusun, yaptığını düşündüklerinin yanına kırmızı kalemle tik atsın, kafasının takıldıklarının köşesine küçük bir soru işareti koysun, inanmadıklarının üzerini çizsin. Ama üstünü çizdiklerini altta yine okuyabilsin.

Okumaya devam et