Fransız Balkon kandırmacası

İsmini aldığı Fransa’da bu balkonların bir insanın rahatlıkla oturmasına izin verecek genişlikte yapıldığı görüyoruz. Bizde son yıllarda moda olan bu balkonun genişliği, bırakın bir insanın bir sandalyede oturmasına izin vermesini, ayakta bile durulamayacak kadar dar. Ayrıca korkulukların tabandaki betonarme döşemeye değil mantolamaya monte ediliyor olması da ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Fransız mimarlar, bu balkonun bu denli çirkin kopyalandığını gördüklerinde ne düşünüyorlar acaba? Ya da ilk uygulayan mimarların aklına bu balkonların ileride bu şekilde yozlaşabileceği hiç gelmiş miydi?

Fenerbahçe ile ilgili de, futbol ile ilgili de düşüncelerim değişmedi…

Fenerbahçe ile ilgili de, futbol ile ilgili de düşüncelerim değişmedi. Geçen yıl bugün yazdığım bir yazı…

Futbolun en güzel taraflarından biri de her yıl umutlara yenileme imkanı vermesi, insana tekrar umutlanabileceğini hatırlatması. Hem de bu umutların çok da gerçekçi olmadığını bildiğimiz halde. Bir dönem, sezon öncesi medya satışlarını arttırmak için Fenerbahçeyi şampiyon ilan eder, bu rahatlık da takımın ilk 1 ay bir sürü puan kaybetmesine neden olurdu. Gördüğüm son yıllarda bu durum ortadan kalktı gibi, transfer asparagasları daha bir revaçta.

Açıkcası benim için şampiyonluklardan daha öncelikli olan takımımın her maç beni tatmin eden, atak, spor yorumcularının dilinde ucuzlayan tabiri ile göze hoş gelen bir futbol oynaması, sonuçta maçtan keyif ile ayrılmam. Düşünsenize takımınız bir sezonda oynadığı 40 maçın 30’unda güzel bir futbol oynuyor, aldığı sonuç hiç önemli değil, sezon sonunda da şampiyon olamıyor. Ama sizi oynadığı futbol ile 30 maçta mutlu etmiş. Bir tarafta da takımınız, tamamen puan toplamak amaçlı top oynuyor, attığı gole yatan, sürekli geriye kapanarak, size maçı bir an önce bitsin ruh hali ile seyrettiriyor, sezon sonu bakıyorsunuz ki toplasınız 10 maçta takımınızın oyununu beğenmişsiniz, bir de şampiyon olup bir tepe mutluluğu yaşamışsınız. Şimdi iki durumu karşı karşı karşıya getirirseniz bir tarafta 30 mutluluk anı, diğer tarafta 10 mutluluk anı, beraberinde bir sürü can sıkıcı maç ve bir zirve mutluluk anı. Hangisi daha iyi görünüyor size, benim tercihim birinci seçenekten yana, şampiyon olalım ya da olmayalım her maçtan keyif ile ayrılmak istiyorum.

Tüm bu anlattıklarımın endüstriyel futbol kalıpları ile örtüşmediğini çok iyi biliyorum, ne teknik direktörler bu düşünce ile takım yönetebilirler, ne de futbolcular bu mantıkla top oynayabilirler. Durum böyle olunca da bizler, eski maçlarda oynanan futbolun artık oynanmadığını, futbolcuların para için oynadıklarını, ya da futbolun ülkemize bittiğini konuşup dururuz. Sorun futbolun bitmesinde değil, futbol taraftarının ruhunu kaybetmesinde bence. Biz güzel futbolu istemezsek, onlar da güzel futbolu bize vermeyecekler doğal olarak. Futbol, saflığını kaybettikçe birilerinin cepleri dolarken, bizler de sıkıcı sadece puan amaçlı maçları seyretmeye devam edeceğiz. Burada doğru ve kaçınılmaz çözümlerden biri de oyun kurallarının oyunu daha akıcı ve mücadeleci olacak şekilde yenilenmesi ki, onu da başka bir yazımda yazacağım.

Bodrum uçağında yol arkadaşım Ingmar Bergman

Bodrum uçağında yol arkadaşım Ingmar Bergman 😊

“Hala çocukluğumdan görüntülerin içinde gezip dolaşabilir, ışıkları, kokuları, insanları, odaları, anları, jestleri, ses tonlarını ve objeleri yeniden yaşayabilirim. Bu anıların ender olarak özel bir anlamı vardır, çoğu kısa ya da uzun, hiçbir amacı olmayan rasgele seçilmiş filmler gibidir.” diyor Ingmar Bergman

Bodrum’da dikkat edilecek şeyler :) Yıllar öncesinden bir yazı…

5 günlük Bodrum Seyahatimiz başlıyor. Yıllar öncesi Bodrum’a gidenler için aşağıda yazan uyarılar yapılıyormuş. 😊 İlk uyarı Ağustos’da bile giderseniz yanınıza kazak alın, akşamları serin oluyor diyor. Kasabada 6 kahve, 6 berber, 2 hamam, 3 pastane ve 3 benzin istasyonu varmış. 2 tane de yağlama yıkama istasyonu. 😊 O gün bu haberi kaleme alan kişi, 70-80 yıl sonra bugünkü durumu tahmin edebiliyor muydu acaba? Hiç sanmıyorum, bizim de 70 sene sonrasını tahmin edemediğimiz gibi…

Her şeyin çok hızlı değiştiği bir çağa denk geldi yaşamımız

Her şeyin çok hızlı değiştiği bir çağa denk geldi yaşamımız. Yeni keşiflerin verdiği heyecan güzel ama hızlı değişimin üzerimizdeki gerilimi hep güvenlik içinde yaşamaya ve daha az risk almaya götürüyor bizi. Ayrıca bu hız çağında ruhumuzu yavaşlatacak fırsatları da kolay kolay yaratamıyoruz ne yazık ki…

Sanat, hayatımızı nasıl zenginleştirir?” konulu atölye çalışması – 28 Temmuz Gümüldür Tabiat Kampı

27 Temmuz Cuma günü saat 18.00’de İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubede “İş Hayatına Yönelik Okullarda Anlatılmayan 40 Ders” konulu bir seminer vereceğim. 28 Temmuz Cumartesi günü de saat 13.00 – 15.00 arasında Gümüldür Tabiat Kampında Genç İnşaat Mühendisi arkadaşlarla “Sanat, hayatımızı nasıl zenginleştirir?” konulu bir atölye çalışmamız olacak. İzmir ve çevresindeki vakti müsait olan tüm dostlarımı bekliyorum.

Kimler özgür olabilir?

“Ancak seceneklere boyun egmek zorunda olmayanlar ozgur olabilir” demiş Alman Felsefeci Adorno 1966’da. Son 40 yıldır egitim sistemimizi tamamen test sistemine odaklayarak, isteyerek ya da istemeyerek de olsa özgür olmayan bir neslin yaratılmasına büyük katkı sağladığımızı düşünüyorum.