



Category Archives: Genel
İnsanın halleri üzerine çok kısa bir not
Locke’a göre aynı “insan” olabilirsiniz, ancak asla eskiden olduğunuz kişi olmazsınız.
Doğru işi bulmak icin ihtiyacınız olan ne?
Doğru isi bulmak icin; degerlerinizi farkedin, yeteneklerinizi keşfedin, ilgi alanlarınızı bulun, kendinizi anlayın ve iç sesinizi dinleyin…
İs gorusmesinde heyecanı yenip başarılı olmanız %50 gorusme oncesindeki hazırlığa bağlı, gerisi biraz doğaçlama, biraz da sezgilerinize kalıyor…
Film Ekimi 2018’de Öncelikli Olarak Görmek İstediğim 20 Film

Yazın bitmesini sadece zor nefes aldığım o rutubetli basık havalardan, vıcık vıcık terden kurtulayayım diye değil, bir an önce Film Ekimi günleri gelsin diye de beklerim her yıl. 🙂
Sonbahar, tüm yaz boyunca bu gösterimini merak ettiğim filmler ile daha da güzelleşir benim için.
Bu yıl da, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Cannes Festivalindeki yarışma filmlerinden titizlikli bir seçki yapmış İKSV. 05 – 14 Ekim tarihleri arasında Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı City’s ve Kadıköy Rexx salonlarında gösterilecek 48 film içinde öncelikli olarak görmeyi istediğim 20 filmi, festival kitapçığındaki sırayı dikkate alarak yanlarında İMDB notları ile aşağıya yazdım.
Arakçılar – Shoplifters (8.1) Hirokazu Kore-Eda’nın bu yıl Cannes’da Altın Palmiye alan filmi
Sorry Angel – Beğen, Sev ve Hemen Kaç (6.7) Christophe Honoré’nin bu yıl Cannes’da Sinefiller Birliği En İyi Senaryo Ödülünü kazanan filmi. Konusu dikkay çekici.
Dogman (7.6) Gommorah’ın bu yıl Cannes’da yarışan son filmi
Everybody Knows (7.2) Farhadi’nin, bu yıl Cannes’in açılışın gösterilen filmi. Aldığı olumsuz eleştirilere rağmen merakla beklediğim bir film. Benim gibi İran Sinemasını seven birinin kaçırmaması gerekli 😊
The Image Book (6.8) Godart Usta’nın bu yıl Cannes’da yarışan son filmi.
Leave No Trace (7.7)
The House that Jack Build – Jack’in Yaptığı Ev (6.6) Çılgın Lars Von Trier’in yine tartışmalar yaratan son filmi
Capernaum (6.9) Bu yıl Cannes’da Juri Ödülü alan Lübnan filmi “”–Neden anne-babana dava açtın? –Beni dünyaya getirdikleri için.” diyaloğu ile başlıyor…
Kız – Girl (7.2) Lukas Dhont’un bu yıl Cannes’da en iyi ilk film ödülünü aldığı film
Loro (6.7) Paolo Sorrentino’nun Berlusconi’yi anlattığı son filmi
Merak Etme Fazla Uzaklaşmaz (7.1) Gus Van Sant’ın adı yıl bu yılın Oscar’ları için anılan son filmi
Happy As Lazzaro (7.6) Alice Rohrwacher’ın bu yıl Cannes’da en iyi senaryo ödülünü alan filmi
Museum (7.4) Bu yıl Berlin’de en iyi senaryo ödülünü alan film
The Favourite (7.7) Son yılların populer Yunanlı Yönetmeni Yorgos Lanthimos’un bu yıl Cannes’da yarışan son filmi
Cold War /8.0) İda ile tanıdığımız Pawel Pawlikowski’nin bu yıl Cannes’dan ödülle dönen son filmi
Burning (7.7) Lee Chang-Dong’un Haruki Murakami’nin öyküsünden sinemaya uyarladığı Burning bu yıl Cannes’da Firespi ödülünü aldı.
3 Faces – 3 Hayat (6.9) Jafar Panahi’nin bu yıl Cannes’da en iyi senaryo ödülünü alan son filmi
Woman At War (7.6)
The Summer (7.6)
Pity (6.7)
Biletler Kırmızı Lale Kartlılar için 26 Eylül’de çıkıyor. Genel satış ise 29 Eylül’de
“Çavdar Tarlasındaki Çocuklar” hakkında kısa bir not
Hani herkes pistte dans ederken, o da piste çıkmak ister ama bir türlü çıkamaz piste. Sonra bir arkadaşı gelir, tutar kolundan ve ortaya atar onu. İşte bu kitap ta beni böyle çekip aldı içine. Duraksayarak başlayıp, sonunu getiremeden bırakabileceğimi düşünürken beni sayfalarının arasına kilitledi adeta. Hangi kitap mı, Salinger’in ‘Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’ı
İnsan nasıl kalıcı olabilir?
Zamanın sorunlarına zamanın ötesinden evrensel cevaplar, çözümler bularak. Bunu yapabildiği sürece kalıcı olabilir insan.
Çocukları hayata yanlış hazırlamak…
Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
Yeni başlayan öğrenim yılına ilişkin küçük bir düşünce…
İnsanlardan, hayvanlardan, ağaçlardan, en önemlisi de kendilerinden uzaklaştırdığımız, sadece 5 seçeneğe mahkum ettiğimiz çocuklarımıza yeni ders yılında başarılar dilerim. Umarım onlar içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmanın yolunu bir şekilde bulabilirler.
Umutları kaybetmenin dayanılmaz ağırlığı…
Zaman zaman kendimi geçmişte yaşadığım güzel ülkemden bir daha geri dönmemek üzere sürgün edilmiş gibi hissediyorum. Bu duygunun bir orta yaş psikolojisi ile ortaya çıktığını sadece benim yaş grubumda insanların yaşadığını da düşünmüyorum, belki ifade etmiyor olsalar da benzer hisleri çok kişi hissediyor. Mutsuz insan yüzlerini daha çok görüyorum metroda, vapurda, sokaklarda, çaresizliğin üzerimizde yarattığı baskının boğuculuğu her geçen gün daha da artıyor. Bayramlar da, tatiller de bu toplumsal travmanın atlatılmasına çok fazla yardımcı olmuyor sadece bedenimizin dinlenmesini sağlıyor, o kadar. Aksine dinlenmiş bir beden ve zihin sağladığı dinginlikle üzerimizdeki yükün ne derece ağır olduğunu daha iyi hissetmemize neden oluyor.
40 yıl öncesinde bugün sahip olduklarımızdan bir çoğuna sahip değildik ancak geleceğe yönelik bir umudumuz vardı. Bir önceki kuşaklar bizim onlardan çok daha şanslı bir nesil olduğumuzu söylerlerdi. Bugün biz çocuklarımız için aynı şeyleri söyleyemiyoruz ne yazık ki, onların önündeki hayatın teknolojinin getirdiği tüm kolaylıklara rağmen daha iyi olacağını düşünmüyoruz. Önceki kuşaklardan aldığımız mirası sonraki kuşaklara aktaramamanın verdiği bir suçluluk duygusunun bir şekilde dışa vurumudur belki de yaşadıklarımız.
Istanbul’un Boğaz sırtlarındaki semtlerini andıran Küçükkuyu’nun Yeşilyurt Köyü













