Kalan hayatımızı garantiye alma düşüncesini bastırmak için verdiğimiz tavizler çaldırdığımız hayata değer mi? İşverenler zamanımızı alıyor, hayatımızı alıyor, karşılığında bir süreliğine korkularımızı bastırıyor o kadar. Her işyeri korkularımızın küçük bir sığınağı değil midir?
Category Archives: Genel
Dünyamızın bugünü üzerine…
16.yyda yaşayan basit yaşayan kızılderililerin bugünkü bolluk içinde yaşayan Amerikalı’lardan çok daha tatminkar bir yaşamları vardı. Avrupa endüstrisinin yol açtığı lükse tanık olmak onların yaşamlarını değiştirdi. Artık bilgelik ve basit bir yaşamın yerine silah, mücevher, alkol geçmişti. Avrupalılar kızılderilerilerin hayatına lüks tüketimi soktular, artık tutkuları, beklentileri daha çok artmıştı yaşamdan. Ancak bu istediklerine sahip olmak için de daha fazla çalışmaları gerekiyordu. Daha çok avlandılar, daha çok hayvan derisi sattılar, ticaret gelişti, peki daha mutlu oldular mı? Hayır, alkol tüketim oranları ve intiharlar arttı yerliler arasında. Bölünmeler başladı, kendi içlerinde savaşa tutuştular. Lüks tüketimi bırakmalarını söyleyen yaşlı kabile şefleri olsa da artık olan olmuştu, onlar da insandı, psikolojik olarak lüksün büyüsüne kapıldılar ve iç seslerine kulaklarını tıkadılar. Sonrası mı, sonrası bugün işte… Daha fazla şeye sahip olup, daha fazla tüketerek mutlu olacağımız yanılgısı bizi kendimizden uzaklaştırdıkça dış sesler iç dünyamızı ele geçiriyor. Güçlü dış sesin peşinden giden birbirine benzeyen bir sürü insanın bulunduğu bir yer oluyor dünya…
Seni anlamayacaklar, sadece görmek istedikleri gibi görecekler…
“Seni anlamayacaklar, sadece görmek istedikleri gibi görecekler” diyen Zerdüşt Fredie Mercury’nin inişli çıkışlı hayat hikayesi Bohemian Rapsody’i özellikle Imax salonda izlemenizi tavsiye ederim. 2 saat geçiyor, salondan hala Queen’e doyamamış çıkıyorsunuz. Son bestesinde söylediği gibi, Show Must Go On…


Aşk, daha basit ve daha derin anlatılamazdı
Aşk;
47 yıllık eşini kaybeden kadının,
“Şimdi ben derdimi anlatırken konuşmak zorunda kalacağım.“ demesiydi belki de.
En tehlikeli yönetici kimdir?
Mark Twain, yaklaşık 120 yıl önce tariflemiş en tehlikeli yöneticiyi. Aradan geçen zaman içinde tanım geçerliliği tamamen koruyor.
“En tehlikeli yönetici,hem yeteneksiz, hem hırslı, hem kiskanç olandır”
Uykumun kaçtığı gecelerin birinde…
Uykumun kaçtığı geceler düşünürüm, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı an, mutsuz bir insanın en mutsuz anı ise uykudan uyandığı an olabilir mi acaba? Sonra insan hayatı, bir tür hata olmalı diyen Schopenhauer gelir birden aklıma, iyice kaçar uykum. Bırakırım uykumun peşini, oturur bloguma yazmaya başlarım…
Ustadan Çırağa Seminerinden – 01 Kasım 2012 Yıldız Teknik Ünivetsitesi
6 yıl önce sevgili dostum Zafer Kutug ile Yıldız Teknik Üniversitesi’nde. Yanılmıyorsam, bu sefer farklı bir şey yapalım demiştim. İş bulamamanın püf noktalarını anlatmıştım. Yani nasıl bir Cv hazırlayalım da hiç bir firma bizi çağırmasın, mülakatta öyle hatalar yapalım ki firma bizi veritabanından tamamen çıkarsın 😊 ilginçtir en fazla soruyu o seminerde almıştım 😊

Masumiyetin yitirilişi üzerine…
Albert Camus, ne güzel anlatır Düşüş Romanında masumiyetin yitirilişini.
“Bunaltmayın beni. Ben, bir gün bir kahvenin terasında elimi bırakmak isteyen o ihtiyar dilenci gibiyim “ah, bayım” diyordu adam , “mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan.” Evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.”
Bir öğrenci arkadaşımın güzel düşünceleri…
Bugün Cem Bey ile doğru bir kariyer yönetimini, iş dünyasına hazırlanmanın yollarını, işe girdikten sonraki bilinmezlikleri, kişisel farkındalığı ve proje yönetimini konuştuk. Sizlerle tanıştığım için çok mutlu oldum. Şahsınıza ve ekibinize bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Görüş ve önerileriniz bizler için önemli…
Ahmet Batın Karaturp

İnsanlar, neden politikaya girer?
Albert Camus, Düşüş Romanında bu sorunun cevabını çok net verir.
Gerçek şu ki, her zeki insan, iyi bilirsiniz bunu, bir gangster olmayı ve salt şiddet yoluyla toplum üzerinde egemenlik kurmayı düşler. Bu iş, birtakım uzmanlık konularını işleyen romanların düşündürebileceği kadar kolay olmadığı için, genellikle, politikaya bel bağlanır ve en acımasız partiye koşulur.