28 Aralık’ta Dicle Üniversitesi’nde Yapının Ustaları etkinliğindeyim…

Benim Oğlum Bina Okur ile tanımıştım 35 yıl önce Cengiz Bektaş’ı. Yuva mı Mal mı, Duvarların Dışı da Senin mekana, zamana, şehire ve hayata karşı bambaşka bir bakış açısı kazandırdı bana. Sonrasında bu bakış açısının üzerine eklemeye çalıştım bir şeyleri. Ardından üniversiteyi bitirdiğim yıl Kimin Bu Sokaklar, Alanlar, Kentler? yer aldı kütüphanemde. Artık bir Cengiz Bektaş köşesi vardı kitaplığımda. 28 Aralık’ta Dicle Üniversitesi’nde onunla aynı kürsüden “Yapının Ustaları” etkinliğinde konuşacak olmam benim için tarifi zor bir mutluluk ve onur. Dicle Üniversitesi Yapı Kulübündeki tüm arkadaşlarıma bu nazik davetleri ve bana böyle bir usta ile bir arada olma imkanı yarattıkları için çok teşekkür ederim.

Sizlerle “Benim Oğlum Bina Okur”un – Arka Kapağındaki yazıyı paylaşmak istiyorum…

Safranbolu’da çok kişinin bildiği, sevdiği evlerden birinin önündeydim birgün. Karşısında, yeni yapılmış beton apartman”lardan biri vardı. Neye göre boyutlandırılıp, biçimlendirildiğini bilemediğim pencerelerinden biri açıktı. Kucağında torunu, bir nine seslendi oradan:

-O eski püskü evin resmini çekeceğine şu bizim güzel evimizinkini çeksene.”

Bir okulda olabilecek en kötü şey…

Bana kalırsa, bir okulda en kötü şey korku, baskı ve herşeyi herkesten iyi bilir görünme yollarına baş vurmaktır. Böyle bir eğitim öğrencide sağlam duyguları, içtenliği, kendine güveni yokeder. Boyun eğen bir insan yetiştirir. Okulları bu en büyük kötülükten kurtarmak da pek o kadar zor değildir. Şu kadarı yeter: Öğretmene mümkün olduğu kadar az zor kullanma hakkı vereceksiniz ve öğrencinin hocasına duyacağı saygının tek kaynağı onun insanlık ve düşünce değerleri olacak.

Albert Einstein

Herkes yenilgiyi tadar…

Iyl lnsanların hızla azaldığı ve yerlerini sığ insanlara bıraktığı şu dünyada Leonard Cohen ne güzel söylemiş; “Herkes yenilgiyi tadar. Kimsenin tam istediği gibi bir hayatı olmaz”

Hepimiz acıklı bir şarkıyı severiz. Herkes yenilgiyi tadar. Kimsenin tam istediği gibi bir hayatı olmaz. Hepimiz sahnenin ortasında kendi kahramanımız olarak yeni role başlarız ve zamanla kenara itilir kalırız. Zaman geçer; kahramanımız yenilir, hikâye değişir, tepetaklak olur ve biz bir kenarda artık neden bize rol verilmediğini merak ederiz.

Hatta neden rol istemediğimizi… Herkes bunu yaşar ve bir şarkının tatlı kaşığıyla verildiği anki duygusuyla kalpten kalbe bir yol açılır.

O zaman daha az dışlanmış hissederiz kendimizi. İşte herkes gibi bu olup biten lanet olası şeylerin, yaşamın olağan adımlarıdır der dururuz. Ve, bu zincirin parçası olduğumuzu kabulleniriz.

Anlarız ki herkes yeniliyordur.

Leonard Cohen

Konuşmak üzerine

Sartre’a göre kelimeler tabancada dolu şarjördür. İnsan konuştuğu an tetiğe basmış demektir. susmak da elindedir, ama ateş etmeyi seçtiğine göre, bunu bir çocuk gibi gözlerini yumarak rastgele değil, yetişkin bir insan gibi hedef gözeterek yapması gerekir.