Sonuca giden tek bir yol yoktur

Doğru, gerçek ve tek yol hangisi mi, bu yol hiç var olmadı der Nietszche

Yaşanmışlıklardan çıkardığımız dersleri, gözlemlerimizi, aldığımız eğitime bağlı tespitlerimizi bir sentez yaparak oluştururuz yol haritamızı. Çoğumuzun yaptığı hata da bu yolun tek bir yol olduğu ve değişmeyeceği yanılgısıdır. Oysa yaşadığımız her olay ve gözlemlerimiz ile yolumuza ufak rötüşler yapabilir, beraberinde yan yollar da açabiliriz. Tek yol diye inat ettikçe ya yolda kalırız, ya da yol kazalarına neden oluruz çoğunlukla…

Gösteriş meraklılarının yarattığı tehlikeler

Gösteriş için çalışanlar, iyi yaptı desinler diye çalışanlar derinliklerinde hissettikleri acıları, eksiklikleri alacakları övgülerle yatıştırmaya çalışırlar.

Montaigne, başkaları yaptıklarını beğensin diye iş yapan birinden fayda gelmez der. Çünkü iş için değil, başkalarının onun üzerindeki beklentileri için çalışıyordur, onların deger yargılarına göre hareket ediyordur. Fazla ilkeli olmadığı için ne zaman ne yapacagını bilemezsiniz. Her an kendi itibarını düşünüp işi tehlikeye düşürecek birşeyler de yapabilir.

Samimiyetsizlik saklanamaz

İş hayatında samimiyetin göstergesinin gözler, dürüstlüğün göstergesinin de tutulan ve tutulmayan sözler olduğunu düşünmüşümdür hep. Gözler ile sözler örtüştü mü mesele yok 😀 İnsanı insan yapan en önemli olgulardan biridir samimiyet. Küçücük bir çoçuk da, okuma yazması olmayan bir insan da sizin gözlerinizden ve söylediklerinizi anlamasa bile vucut dilinizden samimi olup olmadığınızı rahatlıkla anlayabilir. Tabii ki duymak istediği o yalana inanmaya kendisini baştan hazırlamadı ise 😀

Sait Faik’ten geleceğe yönelik bir öngörü

“Herşey bir insanı sevmekle başlar” diyen Sait Faik’in gelecek öngörüsü ne yazık ki gerçekleşiyor…

“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”

Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar

İnsanlığın son buluşu tek tip insan modeli

Sokrates’e birisi için seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da; gayet tabii kendisini de beraber götürmüştür demiş.

Bu çağda yaşadığımız sıkıntı Sokrates’in tesbitinin tam tersi, artık hiçbir yere insanlar yanında kendilerini de götürmüyorlar. Sürekli olarak sistemin olmalarını istedikleri kişiyi yanlarına alıyorlar ve onunla geziyorlar. Artık yaşadıkları sıkıntıları da, hazları da çok fazla hissedemiyorlar. Hepsinin en büyük derdi kendilerinden istenildiği gibi bir kalıp insan olabilmek, o kendileri için gösterilen yalan yanlış doğruları sorgulamaksızın eksiksiz yerine getirmek.

Dostoyevski kapitalizmin başımıza açacağı dertleri çok önceden görmüş

Kapitalizmin henüz bu kadar sertleşmediği günlerde olacakları görmüş Dostoyevski ve eserlerinin birinde kahramanına şu sözleri söyletmiş:

İnsanlar “ihtiyaçlarını tatmin etmeye bak, sen de en yüksek en zengin kişilerle aynı haklara sahipsin” inancına saplandılar. “İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme, hatta isteklerini alabildiğine arttır!” Bugün herkesin dilinde bu var, özgürlük böyle anlaşılıyor. İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı neler doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, yoksulları ise kıskançlığa, suç işlemeye götürür.

Yetenekli çalışanlar neden istifa eder?

1 Yönetici uyumsuzluğu

2 Kariyer gelişimi olmamasi

3 Düşük maaş

4 Zayıf iletişim

5 Anlamsız projeler

6 Maaş adaletsizliği

7 Verilen sözlerin tutulmaması

8 Önünün tıkalı olması

9 Firmanın yaşadığı sıkıntılar

10 Değerinin bilşnmemesi

11 Ödüllendirme Olmaması

12 Kıskançlık

13 Belirsizlik

14 Dedikodular

Özgürlüğü gerçekten istiyor muyuz?

Ne kadar özgürleştiğimizi söylesek de önyargılarımızdan, paradigmalarımızdan kolay kolay kurtulamayız. Kurtulmayı da çok fazla istemeyiz belki de, inandığımız değerleri kabul etmenin rahatlığını onları yerlerinden kıpırdattığımızda ortaya çıkacak belirsizliklere yeğleriz. Kendi kabullerimiz çercevesinde bir özgürlük bizi rahatlatır, onu sorgulamaktan çok onu daha güçlendirecek tezler üretmeye çalışırız. Ürettiğimiz her tez de bizim zincirlerimizi daha da güçlendirmeye yarayacaktır. Özgür olduğumuzu sanmak özgürlükten daha çok rahatlatır bizi. Özgürlük herkesin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. Sorumluluk gerektirir, disiplin gerektirir, kendine saygı gerektirir, ilkeler gerektirir, kendine sadık olmayı gerektirir ama sanıldığı gibi başıboşluk gerektirmez.

Kimdir Plaza Çalışanı?

Süheyl Aygül’ün “Plaza Çalışanı Olmak” yazısında yaptığı tespiti sizlerle paylaşmak istedim.

Plaza Çalışanı: Yaka kartı takan, döner kapılardan geçen, pencereleri açılmayan kulelerde soluksuz yaşayan, klimalarla nefes alan, aynı öğle yemeklerini yiyen, aynı marka mağazalardan giyinen, aynı kurallarla oynayan, excel satırları arasında kaybolan, bilgisayar ve akıllı telefonları et kemik haline gelen, insanlardan beş gün alıp, iki gün veren sistemin birer dişlisi 😀