Dalai Lama’dan altını çizdiğim 12 kısa cümle


1. Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.
2. Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.
3. Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.
4. Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.
5. Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.
6. Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.
7. Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.
8. ‘Merhamet’, zamanımızın en radikal anlayışı.
9. Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.
10. Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.
11. İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.
12. Eski arkadaşlar gider yenileri gelir; tıpkı günler gibi. Onların da eskisi gider yenisi gelir. Önemli olan ise anlamlı olması: arkadaşın da günün de

Carl Jung’dan, İnsan Psikolojisi Üzerine Kısa Tespitler


Analitik Psikoloji’nin Kurucusu Carl Jung’dan, İnsan Psikolojisi Üzerine 10 Düşündürücü Tespit
1.) “Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız.”
2.) “Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir.”
3.) “Bir şeye ne kadar karşı gelirseniz, o ısrarla olmaya devam eder.”
4.) “Herkes bir gölge taşır ve bu gölge bireyin bilinçli yaşamında ne kadar az vücut bulmuşsa, o kadar çok karanlık ve yoğundur.”
5.) “Tüm akıl hastalıklarının temelinde meşru acıları yaşamayı reddetmek yatar.”
6.) “Kendimizi baskı altına aldıkça, bilinçaltının tehlikeleriyle daha fazla yüz yüze kalırız.”
7.) “Yaşamın amacı karşıtlıklar arasında denge kurmaktır.”
8.) “Bilinç, varolmanın ön koşuludur.”
9.) “Görüşünüz ancak yüreğinize baktığınızda berraklaşır… Dışa bakan düş görür. İçe bakan uyanır.”
10.) “Ne acı, örneklere göre yaşayanlara! Yaşam onlarla değil. Bir örneğe  göre yaşıyorsanız, o örneğin hayatını yaşıyorsunuz demektir, oysa sizin hayatınızı sizden başka kim yaşayabilir? O zaman kendiniz yaşayın.”

Erich Fromm’dan Alıntılar 


Sevgi bir etkinliktir, edilgen bir olay değildir, bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi; kendinden bir şeyler vermektir, karşındakinden almak değil.
Açgözlülük içsel bir boşluğun sonucudur.
Bütün ağır psikolojik hastalıkların temelinde narsizm yatar.
İnsanın yaşamdaki ana görevi kendisini doğurmak, olma potansiyeline sahip olduğu şeyi olmaktır. Çabasının en önemli ürünü, kendi öz kişiliğidir.
İnsanın insana kattığı anlam dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur. İnsan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.
Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kez tattı mı artık ondan bir daha vazgeçemez.
Mutluluk tanrıların bir hediyesi olmayıp insanın içsel üretkenliğinin bir başarısıdır.
Geçmişin tehlikelerinden biri köle olmaktı, geleceğin ki robot olmaktır.

Borges’ten bir kaç küçük alıntı


Jorge Luis Borges deyince bu kadar az alıntı alıp bir blog yazısı olmaz ben de biliyorum ama farklı kitapları okurken aldığım bir kaç küçük Borges alıntısını bir yerlerde kaybetmeden sizlerle paylaşmak istedim.
Bence kitap okumak, aşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir
Unutmak en iyi intikamdır.
Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır.
Okumak yazmaktan öte bir iştir; daha uysal, daha uygar, daha entelektüeldir.”
Kim, hiç değilse bir kerecik olsun, bir gün batımında dolaşırken ya da geçmişinde kalan bir günü kafasında şekillendirmeye çalışırken sonsuz bir şeyler yitirdiğini düşünmemiştir ki.”
Cennetin her zaman bir kütüphaneye benzediğini hayal etmişimdir.”
Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski’yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir.”

John Fowles’dan altını çizdiklerim


Hepimiz sevilmekten ya da nefret edilmekten hoşlanırız. Bu anımsanacağımızın, varolduğumuzun bir işaretidir. Bu nedenle sevgi yaratamayanların çoğu nefret yaratmışlardır. O da anımsanır.”

Görmek istemediklerine gözlerini kapatabilirsin, ama hissetmek istemediklerine kalbini kapatamazsın.”

Gerçekten önemli olan tek şey insanın inandığını hissetmesi ve yaşamasıdır; yeter ki bu, yalnızca kendini rahatlatacak basit bir inanç olmasın.”

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar Eserinden Altını Çizdiklerim 


Dostoyevski’nin “Hasta biriyim ben” diye başlayıp “Ama yeter artık, “yeraltından” daha fazla yazmak istemiyorum” diyerek sonlandırdığı Yeraltından Notlarını ilk okuduğumda üniversitedeydim. Çehov’u keşfedip Dostoyevski’yi henüz tam keşfedemediğim yıllardı. Bu eserinden sonra ise tam bir Dostoyevski tutkunu olmuştum. 3 yıl önce yaz tatilinde bir kez daha okuma imkanım oldu Yeraltından Notları. İnsanın böyle klasikleri farklı yaşlarda okuması, eskiden altını çizdikleri ile yeni okuyuşunda altını çizdiklerini karşılaştırarak geçmişine bir yolculuk yapma fırsatı da sağlıyor. Dünyayı ve kendimi nasıl görüyordum, şimdi nasıl görüyorumun değerlendirmesini 150 sayfa üzerinden yapabilmek çok hoş bir duygu. Bugün Ankara Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği kitabın oyununu seyrettim ve bir kez daha hayran oldum esere. Bu arada oyun, romanın karanlıklığından yola çıkılarak değil, bambaşka bir bakış açısı ile sahneye konmuş, bu yorum da ayrıca çok hoşuma gitti. Kitaptan altını çizdiğim satırların bazılarını aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Anlayış gücünün sadece fazlalığı değil, kendisi bile hastalıktır.

Her şeyi anlayabilen bir adam kendine saygı duyabilir mi?

Beni kıyametin kopmasıyla çaysız kalmam arasında bir seçime zorlasalar, dünyanın batmasını umursamaz, çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.”

Kullanabildiğim tek dış etki ise okumak, yine okumaktı. Okumanın bana çok yardımı dokunuyordu; coşku veriyor, zevk veriyor, acı veriyordu.”

Fakat, bilir misin, bir babanın gözüne en çok kızının gönül verdiği erkek kötü görünür. Bu, her yerde böyledir. Ailelerin çoğunda o yüzden anlaşmazlıklar çıkar.

Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ızdırap mı daha iyidir?”

İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir.”

Bizler arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır

Acı çeken insan, inlemekten büyük bir zevk duyar; eğer duymasaydı inlemesini rahatlıkla durdurabilirdi.

Uygarlıkla beraber insanlar, daha çok kan dökmeseler de, daha kötü, daha iğrenç birer cani olmuşlardır. eskiden hak için kan dökülür ve bu, büyük bir rahatlıkla, iç huzuruyla yapılırdı.

Zamanımızda ise, insan öldürmek suç sayıldığı halde, cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.

İnsan her zaman ve her yerde, aklının ve çıkarının gösterdiği değil de, canının istediği yoldan yürümeyi sever. çıkarımızın tam tersi şeyleri de isteyebiliriz, hatta bazen kesinlikle böyle olmalıdır.

Bana kalırsa insanı iki ayaklı nankör yaratık diye tarif edebiliriz. Bu kadarla yetinirsek, en önemli kusuru unutmuş oluruz. İnsanın en büyük kusuru, Nuh Tufanı’ndan Schlezwig Holstein dönemine dek süren erdemsizliğidir.

İnsanların en önemli işi, sanırım bir cıvata ya da piyano tuşu değil de insan olduğunu kendisine ispat etmektir.

Alışkanlıkların insanı hangi yollara ittiği belli olmaz.