İyi olamam buna müsade etmeyecekler

“İyi olamam buna müsade etmeyecekler” der Dostoyevski romanlarından birinde. O zaman biz de izin verildiği kadar mı iyi olmalıyız ya da o eşiği aşmak için mi mücadele etmeliyiz? Dünyanın daha iyi bir yer olması gibi bir hayalimiz hala yaşıyorsa içimizde ikinci seçenekten başka bir yol görünmüyor bize. Sürekli eşikleri yükselterek devam etmek yani…

Para kazanmak üzerine

Ne kadar çok kazansam da aklım hep okumakta, sinemada, tiyatroda, bir sürü şeyi merak etmekte olacağı için fazla para kazanmak beni hiç bir zaman heyecanlandırmadı. Dönüp dolaşıp aynı yere, keşfetmenin keyfini çıkardığım noktaya geliyordum çünkü. En güzeli parayı hiç aklınıza getirmeyecek miktarda kazanabilmek. İhtiyaçtan azı da, fazlası da para üzerinde gereğinden fazla odaklanmanıza ve yaşamı kaçırmanıza neden oluyor.

En yaratıcı anlar

En yaratıcı anlarım karmaşa ve kaos içinde iken bir kenara çekilip, tüm olanları seyredebilmeyi başardığım zamanlardır. Farklı fikirlerin çatışmasından çıkan enerjiyi kendi bakışımla değerlendirip yeni sentezlere ulaşmak ya da ulaşamamak heyecanlandırıyor beni…

1970’lerde bir Fenerbahçe – Galatasaray maçı

Bu sabah ortaokulda iken babamla gittiğim ilk derbi macını (1977) hatırladım, mac İnönü Stadında idi, taraftarlar karışık halde macı seyredip sakalasiyorlardi. Yanımda bir Galatasaray’li abi ile bayağı lafladigimi hatırlıyorum. Bugün bu siradan olaya birçoğumuz boyle bir şey olabilir mı dıyordur, 1970’lerde olabiliyordu iste… Mac mı 0-0 bitmişti…

İzzettin Silier ile keyifli bir söyleşi 


Odamız Eski Baskanlarindan ve Meslek Büyüğümüz Izzettin Silier, “Eleğimin Üstünde Kalanlar” kitabından yola çıkarak yaptığı söyleşi toplantısında çok değerli deneyimlerini bizlerle paylaştı. Her mühendis, yaşadığı deneyimleri yazmalı, bir kere yazmaya başlayınca yazılıyor, yazmaktan korkmayın, deneyimlerin gelecek kuşaklara aktarılması gerekiyor dedi. Kendisine sorduğum 100 yıl sonra yaşayacak insana entellektüel ve ahlaki açıdan ne söylemek isterseniz soruma verdiği yanıt, çok kısa ve çok derindi: “100 yıl sonra insan olacağını düşünmüyorum” 😊

Kendimizden uzakta yaşıyoruz

Sokrates’e birisi için seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da; Gayet tabii kendisini de beraber götürmüştür demiş.
Bu çağda yaşadığımız sıkıntı Sokrates’in tesbitin tam tersi, artık hiçbir yere insanlar yanında kendilerini de götürmüyorlar. Sürekli olarak sistemin olmalarını istedikleri kişiyi yanlarına alıyorlar ve onunla geziyorlar. Artık yaşadıkları sıkıntıları da, hazları da çok fazla hissedemiyorlar. Hepsinin en büyük derdi kendilerinden istenildiği gibi bir kalıp insan olabilmek, o kendileri için gösterilen yalan yanlış doğruları sorgulamaksızın eksiksiz yerine getirmek.

Özgürlüğü hiç de istemeyiz aslında

Ne kadar özgürleştiğimizi söylesek de önyargılarımızdan, paradigmalarımızdan kolay kolay kurtulamayız. Kurtulmayı da çok fazla istemeyiz, inandığımız değerleri kabul etmenin rahatlığını onları yerlerinden kıpırdattığımızda ortaya çıkacak belirsizlere yeğleriz. Kendi kabullerimiz çercevesinde bir özgürlük bizi rahatlatır, onu sorgulamaktan çok onu daha güçlendirecek tezler üretmeye çalışırız. Ürettiğimiz her tez de bizim zincirlerimizi daha da güçlendirmeye yarayacaktır. Özgür olduğumuzu sanmak özgürlükten daha çok rahatlatır bizi. Özgürlük herkesin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. Sorumluluk gerektirir, disiplin gerektirir, kendine saygı gerektirir, ilkeler gerektirir, kendine sadık olmayı gerektirir ama sanıldığı gibi başıboşluk gerektirmez.