İş hayatında samimiyetin göstergesinin gözler, dürüstlüğün göstergesinin de tutulan ve tutulmayan sözler olduğunu düşünmüşümdür hep. Gözler ile sözler örtüştü mü mesele yok 😀 İnsanı insan yapan en önemli olgulardan biridir samimiyet. Küçücük bir çoçuk da, okuma yazması olmayan bir insan da sizin gözlerinizden ve söylediklerinizi anlamasa bile vucut dilinizden samimi olup olmadığınızı rahatlıkla anlayabilir. Tabii ki duymak istediği o yalana inanmaya kendisini baştan hazırlamadı ise 😀
Sait Faik’ten geleceğe yönelik bir öngörü

“Herşey bir insanı sevmekle başlar” diyen Sait Faik’in gelecek öngörüsü ne yazık ki gerçekleşiyor…
“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”
― Sait Faik Abasıyanık, Son Kuşlar
İnsanlığın son buluşu tek tip insan modeli
Sokrates’e birisi için seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da; gayet tabii kendisini de beraber götürmüştür demiş.
Bu çağda yaşadığımız sıkıntı Sokrates’in tesbitinin tam tersi, artık hiçbir yere insanlar yanında kendilerini de götürmüyorlar. Sürekli olarak sistemin olmalarını istedikleri kişiyi yanlarına alıyorlar ve onunla geziyorlar. Artık yaşadıkları sıkıntıları da, hazları da çok fazla hissedemiyorlar. Hepsinin en büyük derdi kendilerinden istenildiği gibi bir kalıp insan olabilmek, o kendileri için gösterilen yalan yanlış doğruları sorgulamaksızın eksiksiz yerine getirmek.
Dostoyevski kapitalizmin başımıza açacağı dertleri çok önceden görmüş
Kapitalizmin henüz bu kadar sertleşmediği günlerde olacakları görmüş Dostoyevski ve eserlerinin birinde kahramanına şu sözleri söyletmiş:
İnsanlar “ihtiyaçlarını tatmin etmeye bak, sen de en yüksek en zengin kişilerle aynı haklara sahipsin” inancına saplandılar. “İhtiyaçların giderilmesi konusunda hiç çekinme, hatta isteklerini alabildiğine arttır!” Bugün herkesin dilinde bu var, özgürlük böyle anlaşılıyor. İhtiyaçları alabildiğine genişletmek hakkı neler doğurur? Zenginleri yalnızlığa ve manevi çöküntüye, yoksulları ise kıskançlığa, suç işlemeye götürür.
Yetenekli çalışanlar neden istifa eder?
1 Yönetici uyumsuzluğu
2 Kariyer gelişimi olmamasi
3 Düşük maaş
4 Zayıf iletişim
5 Anlamsız projeler
6 Maaş adaletsizliği
7 Verilen sözlerin tutulmaması
8 Önünün tıkalı olması
9 Firmanın yaşadığı sıkıntılar
10 Değerinin bilşnmemesi
11 Ödüllendirme Olmaması
12 Kıskançlık
13 Belirsizlik
14 Dedikodular
Özgürlüğü gerçekten istiyor muyuz?
Ne kadar özgürleştiğimizi söylesek de önyargılarımızdan, paradigmalarımızdan kolay kolay kurtulamayız. Kurtulmayı da çok fazla istemeyiz belki de, inandığımız değerleri kabul etmenin rahatlığını onları yerlerinden kıpırdattığımızda ortaya çıkacak belirsizliklere yeğleriz. Kendi kabullerimiz çercevesinde bir özgürlük bizi rahatlatır, onu sorgulamaktan çok onu daha güçlendirecek tezler üretmeye çalışırız. Ürettiğimiz her tez de bizim zincirlerimizi daha da güçlendirmeye yarayacaktır. Özgür olduğumuzu sanmak özgürlükten daha çok rahatlatır bizi. Özgürlük herkesin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. Sorumluluk gerektirir, disiplin gerektirir, kendine saygı gerektirir, ilkeler gerektirir, kendine sadık olmayı gerektirir ama sanıldığı gibi başıboşluk gerektirmez.
Ankara’da en eski dostlarla biraradayız
1 aylık rahatsızlığım sonrası işe Ankara’daki görüşmeler ile dönüş yaptım.

Kimdir Plaza Çalışanı?
Süheyl Aygül’ün “Plaza Çalışanı Olmak” yazısında yaptığı tespiti sizlerle paylaşmak istedim.
Plaza Çalışanı: Yaka kartı takan, döner kapılardan geçen, pencereleri açılmayan kulelerde soluksuz yaşayan, klimalarla nefes alan, aynı öğle yemeklerini yiyen, aynı marka mağazalardan giyinen, aynı kurallarla oynayan, excel satırları arasında kaybolan, bilgisayar ve akıllı telefonları et kemik haline gelen, insanlardan beş gün alıp, iki gün veren sistemin birer dişlisi 😀
İnsan kendini nasıl listelemeli?
Yapmamız gerektiğini düşünüp yapamadıklarımız ve yapmamamız gerektiğini düşünüp yaptıklarımız, bunları arada listemeli insan, liste uzayıp gidiyorsa durum kötü 😀
“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbı unutulmalı
Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamalıdır. “Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı. Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz…