Bir yöneticinin en önemli görevi nedir?

Goethe’nin çok sevdiğim bir sözü vardır; “İnsanlara oldukları gibi davranırsanız, aynen öyle kalırlar. Fakat onlara olmaları gerektiği gibi davranırsanız, daha büyük ve daha iyi insan oluverirler”.

Bir yöneticinin en önemli görevinin takım arkadaşlarına potansiyellerinin ne denli geniş olduğunu hissettirmesidir diye düşünürüm. Biz çalışanlara, çalışmayı sevmedikleri, sürekli işten kaytarmayı planladıkları, verdiğimiz görevin altından kalkamayacakları düşüncesi ile baktıkça doğal olarak onlar da bizim kabulümüze uygun davranacaklardır. Hiç bir zaman neleri başarabilecek güce sahip olduklarını düşünmeyeceklerdir. Oysa sonuçta hepimizin istediği kendimizi gerçekleştirebilmek ve potansiyelimizi en üst seviyede kullanabilmek değil midir? Evrenin sınırları olmadığı gibi insan kapasitesinin de sınırlarının olmadığını düşünüyorum. Eğer bir sınır varsa o da beynimizin içinde önyargılarımızla kendi kendimize çizdiğimiz sınırlardır ki, bu da ne yazık ki aşılması en güç olanlardır.

Sinema ve kitlesel iletişim üzerine Tarkovski’nin düşünceleri

Sinema ‘türünden’ söz edildiğinde, genelde ticari yapımlar, durum komedileri, kovboy filmleri, psikolojik dramlar, polisiyeler, müzikaller, korku ve felaket filmleri, melodramlar, vs. kastedilmektedir. Ama bütün bunların sanatla yakından uzaktan bir ilgisi var mıdır? Bunlar ‘kitlesel iletişim’dir, tüketim malları demek belki de daha doğrudur. Artık ne yazık ki her yerde rastlanan bu biçimler sinemaya dışarıdan, ticari çıkarlar tarafından zorla dayatılmaya çalışılmaktadır. Ancak esas anlamıyla sinema, düşünmenin ancak biçimini tanır: Birleştirilemezi ve çelişkiyi birleştiren, sinema sanatını yazarın düşünce ve duygularıyla özdeşleştiren şiirsel düşünce tarzı.

Andrey Tarkovski

Mühürlenmiş Zaman

İnsanın üzerinde planları mı, niyetleri mi daha etkilidir?

Kendi kendime çok düşünmüşümdür, planlarım mı, niyetlerim mi üzerimde daha etkili oluyor diye.

Daha teknik ve somut olan planlarım çoğu zaman beni yarı yolda bıraktırırken, iç sesimin yönlendirdiği niyetlerim ise beni hep yolda tutmuşlardır. En güzeli ne derseniz, bu ikiliyi birlikte doğru kullanarak yola devam etmek derim. 🙂

2017’de severek izlediğim ve fırsat bulursam tekrar seyretmek istediğim 31 film

Filmler, yıl içinde seyrettiğim tarih sırasına göre sıralanmıştır.

Satıcı (Ashgar Farhadi’nin bu yıl Oscarlarda en iyi yabancı film ödülünü alan filmi)

Manchester By The Sea Yaşamın Kıyısında

La La Land – Aşıklar Şehri

Window Horses

Owe Adında Bir Adam – Hayata Rövaşata Çeken Adam

The Art Of Life David Lynch

Alt Tarafı Dünyanın Sonu

Neruda

Ruh ve Beden – Body and Soul

Fences

Manifesto

Last Men in Alleppo

Malala

Ismail’in Hayaletleri

Tutku Oyunu

Beguiled

Sevgisiz

Tehran Taboo

Kare

Good Time – Soygun

Hakaret (Bu hafta Başka Sinema’da vizyona girdi)

Yalnız Kalpler

Soygun

Thelma

Kutsal Geyiğin Ölümü

İşe Yarar Bir Şey

Umudun Öteki Yüzü

Human

Theory Of Everything – Sonsuzluk Teorisi

Dönme Dolap

Loving Vincent

Tavsiye Edebileceğim 21 Netflix Belgeseli

Tavsiye Edebileceğim 21 Netflix Belgeseli

Saving Capitalism

Modern Çağın Dahileri Freud, Nietzche, Marks

Minimalism

Requiem for the American Dream

Zeitgeist The Movie

Dishonesty Truth About Lie

Peru Tesoro Escondido

Colombia Wild Magic

Churchill and The Cabinet War Rooms

Chasing Coral

Terra

Afghanistan Great Game

The Propaganda Game

Chasing Ice

Allende

Winter on Fire

Salam Neighbor

The Mask You Live In

Spock

The White Helmets

Ellis