Hayatın anlamı mesajını kaybetmemekte

Bana hayatın bir tanımını yap deselerdi, o tanımı şöyle yapabilirdim. Hayat, çocukluk mesajınızı hiç düşürmeden yolun sonuna kadar götürebilmektir. Düşürdüğünüzde ya da kaybettiğinizde geriye dönüp almak kolay olmuyor çünkü. Şimdi haklı olarak merak ettiniz, çocukken kendine yazdığın mesaj neydi ve şimdi nerede o mesaj diye. “Dünyanın daha güzel bir yer haline gelmesine bir şekilde katkı sağlamak” idi benim mesajım. Hatta 21 yaşında ilk iş görüşmemde gelecekteki hedeflerin ne diye soran proje koordinatörüne de böyle cevap vermiştim. Dünyanın daha güzel bir yer olmasına katkıda bulunmak istiyorum, aklıma gelen ilk hedefim bu demiştim. Bu tuhaf cevap onun da hoşuna gitmiş olmalı ya da bu idealist genci ben istediğim gibi çalıştırabilirim diye de düşünmüş olabilir, çok fazla soru sormadan işe almıştı beni. 🙂

1970’lerin başında, 10’lu yaşlarım başlamadan okuduğum gazete haberlerinden, büyüklerin kendi aralarında yaptıkları sohbetlerden dünyanın fazlası ile sıkıntılı bir yer olduğunu çok erken fark etmiştim. Kendi kendime, bu insanlar gibi olmayacağım ben, onlar gibi devamlı söylenip durmayacağım hayatımdan, farklı bir şeyler yapacağım, farklı bir insan olacağım derdim. Belki de çocukluğumdan gelen bu öfkem iyimserliğimi sürekli canlı ve ayakta tutuyor. Onun için hep sevmişimdir içimdeki öfkeyi…

Nedir bu aşk aşk dedikleri?

Freud : Libidodur

Camus : Bulaşıcı hastalıktır.

Sartre : İki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır.

Pavese : Geride tiksinti bırakan geçici bir bunalımdır.

Platon : Şuur bozukluğudur.

Buddha: Yanlış yönlendiren bir acıdır.

Beauvoir: Kendimizin ötesine geçmemizi sağlar.

Schopenhauer: Bizi bebek yapmak için oyuna getirir.

Russell: Yalnızlığımızdan bir kaçıştır.

Pavese: Bizi tüm çıplaklığımız, düşkünlüğümüz ve hiçliğimizle açığa vurduğu için öldürür.

Ben : Zamanı unutarak yaptığın her şey içinde bir aşk barındırır.

Dünyayı daha güzel bir yer yapabilecek 30 şey

Hepsi olmasa da, %30’unda görülecek küçük bir artış bile ciddi fark yaratacaktır

Vicdan

Merhamet

Kitaplar

Yaşanmışlıklardan çıkarılacak doğru dersler: Tecrübe

Doğa sevgisi

Bilim

Sanat

Edebiyat

Kardeşlik duygusu

Barış

Güven

Saygı

Akıl

Fırsat eşitliği

Doğru eğitim

Adalet

Anlam arayışı

Sorgulama

Ötekileştirmeme

Felsefe

Anlayış Empati

İnsan olabilmeyi becerebilmek

Şefkat

Çocuk sevgisi

İş ahlâkı

Özgürlük

Dayanışma

İnsan hakları

Dürüstlük

Hayvan sevgisi

Gerçek sevgiye değer vermememiz üzerine

Dostoyevski hapishanedeki bir kőpekle, insan ilişkileri üzerine gőzleme dayalı bir deney yapıyor. Önce hapishanedeki bir kőpeğin yanından geçen her mahkûm tarafından tekmelendiğini gőzlemler. Asıl ilginç olan şey, kőpeğin mahkûmlardan kaçmaması ve yanına bir mahkûm yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır. O, bir gün kőpeğin yanına yaklaşarak onun başını okşar. Kőpek bir süre şaşkın şaşkın ona baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlamaya başlar. Ve kőpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi gőrse oradan kaçar ve ona bir daha asla yaklaşmaz. Hepimiz bir anlamda Dostoyevski’nin kőpeğine benziyoruz. Gerçek sevgiye yeterince değer vermiyor, sevgimizi gőstermiyoruz. Bize sevgi gősterenleri ise kırıyor ve itiyoruz.