Neden okurun düşüncelerini okşayan yazarlar daha çok satar?

Bir kitabın arkasında yazarın fotoğrafını görünce ürkerek yaklaşırım o kitaba, yazdıklarında düşüncelerinden, fikirlerinden çok kendini öne çıkarma kaygısının ağır bastığını düşünürüm. Kendini öne çıkarmak isteyen kimseler düşüncelerini size empoze etmeye çalışırlar, kitabı okurken sizin o düşüncenin karşıtı tezler üzerinde düşünmenizi istemezler. Bunu düşündürtmeyecek şekilde yazarlar. Çoğu okuyucu okuduğu kitapta yeni fikirler üzerine düşünmekten çok kafasındakilerin pekişmesini ister. Böyle okuyucuların bol olduğu toplumlarda okurun düşüncelerini okşayacak ona kendini iyi hissettirecek yazarlar çok satanların ilk sıralarındadır. Bu yazarların kitaplarına dikkat edin, çoğunun arka sayfalarında fotoğrafları vardır hatta bazıları hızını alamaz ön kapağa da bir fotoğraflarını koyarlar. Nasıl kitabın kahramanlarını okur okurken gözünde canlandırıyorsa, yazarı da hayal etmeli diye düşünürüm. Bir yazarın ortalarda çok görünmesi, yüzünü eskitmesi yazdıklarındaki gizemi bir ölçüde kaybettiriyor.

Sorun başarılı olduktan sonra başlar

Başarılı olmanın yollarını öğretirler de başarılı olduktan sonra ne yapacağınızı onu nasıl koruyabileceğinizi öğretmezler. Sıkıntıların çoğu da bu noktada başlar, artık yeni bir strateji gerekiyordur, üç sıfır öne geçen takımın maç sıfır sıfırmış gibi oynamamasına benzer bu durum. Futbolda nasıl her atılan ya da yenilen golden sonra oyun şekli gözden geçiriliyorsa hayatta da benzer şekilde davranmak gerekiyor. Bir kazanım ya da kayıptan sonra istesek de hayata aynı gözle bakamayız artık. Başarının bu noktalarda gösterilen esneklik ile çok yakın bir ilgisi olduğunu düşünürüm.

Yarattığımız mikroplar getirecek sonumuzu

Bazı mikropların ya da virüslerin sağlık sektörünü canlı tutmak için insan eliyle üretildiğini düşünüyorum. Düşünsenize sağlık sektörünün son 10 yılda bütün dünyada bu kadar büyümesi sadece insan ömrünün ortalama beş yıl daha uzamasından mı kaynaklanıyor? Kural çok basit aslında; Bu kadar çok sağlık kompleksi yapılıyorsa o kadar da hasta yaratmak gerekiyor. Arz yüksekse, talep de yüksek olmalı. Eskiden bu kadar çok hastalık yoktu, bu kadar da sık hastalanmazlık. Hepimize iyi gelen bildiğimiz ilaçlar vardı, eczaneden o ilaçları alırdık, belki bir gün evde dinlenirdik ve hayatımıza devam ederdik. Şimdi biraz ateş yükselince ya da bağırsaklarımızı bozduğumuzda hastaneye gitmeden, serum yemeden iyileşebilmek mümkün değil. Bugün hastanede bir serum ile toparlanıyoruz belki ama yarın labaratuvarlarda etkinliğini ve yayılma hızını kontrol edemedikleri bir virüs üretecekler ve asıl sıkıntı o zaman yaşanacak.

Bilmek değil yapabilmek özgür kılar bizi

Bilmek değil artık yapabilmek önemli. Bizler bilmek üzerine eğitim aldık ancak gelecek neslin ihtiyaç duyduğu konu bilmek değil yapabilmek olacak. Bu durumda eğitim sisteminin de bilgi yüklemek değil, bilgiyi yönetmek üzerine kurgulanması gerekiyor. Ancak ne yazık ki hala okullar, üniversiteler bilgi yükleme tabanlı bir eğitim veriyorlar. Bugün mezun olan bir genç 10 yıl sonra pek de işine yaramayacak bir sürü bilgiyi alarak eğitiliyor. Oysa ki gelecek için önemli olan okul başarısı değil alınan bilgilerin ne şekilde kullanılabileceğine yönelik yetenekleri geliştirebilmek. Eğer ki sahip olduğumuz bilgiyi efektif olarak ne şekilde kullanacağımızı bilemiyorsak o bilgiyi biliyor olmamızın da bize bir faydası olmayacaktır.

AVM’lerde o iğrenç müzikler neden çalar bilir misiniz?

AVM’lerde o iğrenç müzikler neden çalar bilir misiniz? Alacağınız ürüne hızla karar verip oradan uzaklaşmanız için. Yani kararsız kalıp bir şey almama riskinizi minimize etmek için. Yumuşak bir müzik sizin sakin sakin düşünüp, o ürüne gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını sorgulayacak bir ortam hazırlar, böyle bir dingin düşünme süreci de büyük olasılıkla sizin o ürüne ihtiyacınız olmadığını size hissettirecektir. Hızla karar ver, hızla satın al, hızla sıkıl, hızla da yenisini al. Koy tekno müziği, hızlandır döngüyü. 🙂

İşi bırak iknaya bak :) 

İşinizi nasıl anlattığınızın nasıl yaptığınızdan daha önemli olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Karşınızdakini ikna etmek, işinizi doğru ve kaliteli yapmanızdan çok daha önemli günümüzde. En kaliteli hizmeti verin, müşterinizi ikna edemiyorsanız işiniz zor. Çünkü sistem yapana değil konuşana bakıyor.