Sevdiğim bir fıkradır:
Yaşlı gezegen ile genç gezegen karşılaşırlar, genç gezegeni üzgün gören yaşlı gezegen sorar neyin var, sorma der genç gezegen bende insan çıktı 🙂 Üzülme der yaşlı gezegen; 2 milyon yıllık ömürleri var :))
Sevdiğim bir fıkradır:
Yaşlı gezegen ile genç gezegen karşılaşırlar, genç gezegeni üzgün gören yaşlı gezegen sorar neyin var, sorma der genç gezegen bende insan çıktı 🙂 Üzülme der yaşlı gezegen; 2 milyon yıllık ömürleri var :))
Küresel sermaye her zaman için az eğitilmiş, kolay yönetilebilecek insanlar ister ki dünya üzerindeki kaynakları daha rahat sömürebilsin…
Son 2 yılda insanlık tarihinin toplamından fazla veri üretmişiz. Önümüzdeki yılların en önemli konusu bu veri yoğunluğu içinden doğru ve işimize yarayanı bulup seçmek olacak. Bu da sadece Google aramaları ile ulaşılabilecek bir sonuç değil. Tecrübemiz, birikimimiz, merakımız, ilgimiz burada öne çıkacak. Üzücü olan eğitim sisteminin insanlığın gittiği bu yönü hala doğru anlamadan çocuklara hiç işlerine yaramayacak bilgileri yüklemekle uğraşması ve o bilgileri doğru ezberleyip ezberleyemediğine göre değerlendirmesi…
Dostoyevski, 3 kelime ile açıklıyor bu derin sorunun cevabını: Sevmeyi becerememek cehennemdir.
Dostoyevski’nin eserlerinden birinde geçer bu cümle: “Bizi köleniz yapın ama doyurun bizi” İşte kapitalizmin hedeflediği insan protipinin sloganı…
“Akıl tutkunun kölesidir” der Dostoyevski, yani bir insanın tutkularını yönetebilirseniz aklını ele geçirebilirsiniz. Toplum Mühendisliğinin başlangıç noktasının işte tam bu düşünce olduğunu düşünüyorum.
Her şeyin hızla değiştiği bir dünyada çocukların kafalarını dogmalar ve işe yaramaz bilgilerle doldurarak hem onları hayata yanlış biçimde hazırlıyoruz, hem de küçük yaştan itibaren kendilerine yabancılaştırıyoruz.
Bir şekilde acıyı yok etmeye çalıştığımızdan acının kaynaklarını da bulamıyoruz. Bence çağın hastalığı bu…
Alacahöyükte bir kral iskeleti. Altın Taçla gömülmüş. Altın taç mezarda ne işine yaramış acaba? Mala, mülke, ünvana mezara götürecek kadar bağlı olmak nasıl bir zavalılıktır. Tarih kitaplarında senelerce bu taça, tahta tapan kralları bize kahraman diye bellettiler. Oysa ki o tarihi yazanlar da taçları ile gömülen krallardı…
William Morris, insanın eli ile yaptığı üretimin insanı mutlu edeceğini araya makinanın girmesi ile ortaya çıkacak eserlerin eskisi gibi olmayacağını ve insanı da mutlu etmeyeceğini savunur.Mutluluğun el emeği ile elde edileceğini savunur. İnsan ile maddenin arasına giren makinanın, endüstriyel girişimin güzelliği yok edeceği görüşündedir. Yalnız ve yalnız insan elinin maddeye can verebileceği, ortaçağ sanatçılarının eserlerinden aldığı zevkle mutlu ve özgür olduğunu söylüyordu. Toplumların bugünkü gelişmişliklerinin, zenginleşmelerinin yanında böylesine mutsuz olduklarını düşündüğümüzde William Morris’e hak vermemek elde değil.