Category Archives: Genel
Firmanızın değerleri ile işe alacağınız insanların değerleri örtüşüyor mu?
Firma yöneticileri, İK yöneticileri firmanın değerlerini iş görüşmesi yapan adaya çok iyi anlatmalı ve adayın bu değerlere yaklaşımını iyi analiz etmeli. Ancak birçok İK yöneticisinin firmasının değerlerini tam özümseyemediğini, bu nedenle de adaya da aktaramadığını görüyorum. Durum böyle olunca da görüşme yavaş yavaş bir sohbet havasına giriyor, sonuçta iyi elektrik yakalanıp aday işe alınsa dahi firmanın değerleri de, adayın değerleri de tam olarak anlaşılmıyor.
Bilginin yönetilmesi eğitim sisteminin umrunda mı?
Son 2 yılda insanlık tarihinin toplamından fazla veri üretmişiz. Önümüzdeki yılların en önemli konusu bu veri yoğunluğu içinden doğru ve işimize yarayanı bulup seçmek olacak. Bu da sadece Google aramaları ile ulaşılabilecek bir sonuç değil. Tecrübemiz, birikimimiz, merakımız, ilgimiz burada öne çıkacak. Üzücü olan eğitim sisteminin insanlığın gittiği bu yönü hala doğru anlamadan çocuklara hiç işlerine yaramayacak bilgileri yüklemekle uğraşması ve o bilgileri doğru ezberleyip ezberleyemediğine göre değerlendirmesi…
Yaşlı gezegen ile genç gezegenin fıkra tadındaki sohbeti :)
Yaşlı gezegen ile genç gezegen karşılaşırlar, genç gezegeni üzgün gören yaşlı gezegen sorar neyin var, sorma der genç gezegen bende insan çıktı 🙂 Üzülme der yaşlı gezegen; 2 milyon yıllık ömürleri var :))
Mutsuzluğumuzun Kaynağı: Tüketim kısırdöngüsü
Pahalı, lüks şeyler alıp onları tüketerek kaynağını çözemediğimiz, çözmek için üzerinde kafa dahi yoramadığımız sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Psikolojik gereksinimlerimizi doğru çözümleyemediğimiz için sürekli olarak maddi şeylere yöneliyoruz. Yöneldiğimiz bu maddi nesneler psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılayamadıkları gibi bizim gerçek ihtiyaçlarımızı bulmamıza da yardımcı olmuyorlar. Sonuçta kurtulamadığımız bir kısır döngü içinde kendimizi de hayatımızı da tüketiyoruz.
Hepimiz küçük küçük hikayelerin parçasıyız
Hepimiz birbirimizin hayatının içindeki küçük küçük hikayelerin parçalarıyız. Ne kadar farklı hikayenin içinde yaşıyoruz farkında olmadan.
Bu Akşam Istanbul 16 Ekim 2017
Filmekimi 2017’de seyrettiklerim, seyredemediklerim ve beğendiklerim
Bu yıl biraz işlerimin yoğunluğundan (biliyorum ki o yoğunluk hiç bitmeyecek), biraz da filmlerin büyük çoğunluğunun önümüzdeki dönemde Başka Sinema seanslarında gösterilecek olmasının rahatlığı ile geçmiş yıllardaki ortalamalarımın altında 11 filme gidebildim.
Seyrettiklerim içinde en beğendiğim 6 film;
Sevgisiz
Kare
Tehran Taboo
Kutsal Geyiğin Ölümü
Hakaret
Yalnız Kalpler
Ben de hayalkırıklığı yaratan tek film ise Fatih Akın’ın bu yıl Cannes’da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandığı Paramparça. Akın, filmi 3 bölümde anlatıyor, 3. Bölümün hemen başında filmin sonunu hissettiriyor ve o sahneden sonra film sıradanlaşıyor. 2. Bölümdeki o son derece gerçekci çekilmiş mahkeme sahnelerinin ardından biraz daha yaratıcı bir son kurgulanabilseydi çok daha etkileyici olabilirdi Paramparça.
Programım uygun olmadığı için seyredemediğim ancak vizyona girdiğinde hemen izlemeyi düşündüklerim ise;
Haneke’nin bu yıl Cannes’daki Yarışma Filmi; Mutlu Son (13 Ekim’de vizyona giriyor)
Sanırım yayın tarihi ile ilgili sorun yaşandığı için programdan çıkarılan Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmi ile büyük ses getiren Lynne Ramsay’ın bu yıl Cannes’da en iyi erkek oyuncu ve en iyi senaryo ödüllerini alan You Were Never Really Here
Soygun (20 Ekim’de vizyona giriyor)
Onur Ünlü’nün son filmi, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok
Seyreden arkadaşlarımın Amerikalı’ların son zamanlarda yaptıkları en iyi film diye bana anlattıkları, Üç Billboard Ebbimg Çıkışı, Missouri
Vizyona girme durumu olursa mutlaka seyretmeyi düşündüklerim ise;
Jupiter’in Uydusu
Uysal Bir Ruh
Günübirlik Sevgili
İçimdeki Güneş
Ertesi Gün
Mekanlar ve Yüzler
Seyrettiğim filmlere ilişkin spoiler vermemeye özen göstererek yaptığım kısa değerlendirmeler
Sevgisiz: Tüm kahnramanların farklı arayışlarını arka planda Rus toplumundaki çöküş ile birlikte sarsıcı bir dram ile anlatıyor Andrey Zyaginstev. Film bu yıl Cannes’da juri ödülünü ayrıca Münih’de en iyi uluslararası film ödülünü almış. Tahmin ediyorum, önümüzdeki aylarda farklı festivallerden ödüllerle dönecektir Sevgisiz.
Zyangistev’in diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de Türk ve Rus toplumlarının birbirine ne denli benzediğini, evrensel yozlaşmadan bu iki ulusun ne şekilde etkilendiğini görmek de filmden farklı okumalar yapma imkanı veriyor.
Tehran Taboo: Ali Soozandeh’in kendi özgün senaryosundan beyazperdeye çizgi film olarak aktardığı film bu yıl Cannes’da Eleştirmenler Haftasında ilk gösterimini yapmış ve çok olumlu yorumlar almış. Film, ne yazık ki ülkemizde vizyona girmiyor. Filmi internetten seyretme imkanınız olabilirse mutlaka seyredin derim. Baskıya karşı toplumun nasıl çözümler üretebileceğini bir çizgi drama da çok güzel anlatıyor Ali Soozandeh. Bir sistem, insan doğasına uygun değilse toplumun onu bir şekilde insanileştirmesinin hikayesini hayli çarpıcı gösteriyor Tehran Taboo. Sinemadan çıktıktan sonra uzun bir süre etkisinden kurtulamayacağınız nitelikli bir film seyretmek istiyorsanız bir yerlerden temin edip bu filmi seyredin.
Kare: Turist filmi ile büyük çıkış yapan Ruben Östlund’un bu yıl Cannes’da Altın Palmiye aldığı filmi. 142 dakika boyunca temposu hiç düşmeden insanı sürekli rahatsız eden bir komedi. Bir karenin dışına çıktığında İsveç Toplumunun nasıl kafasının karıştığını ve bocaladığını büyüleyici çekimleri ile çok etkileyici anlatıyor Östlund. Film bittiğinde ilk düşüncem, bu filmi mutlaka bir kez daha seyretmeliyim oldu. Her seyredişinizde farklı detayları yakalayabileceğiniz bir başyapıt diyebilirim Kare için.
Hakaret: Bu filmekiminde seyrettiğim filmler içinde bir başka başyapıt da Lübnan’lı yönetmen Ziad Dourebi’nin, bu yıl Venedik’te en iyi erkek oyuncu ödülünü alan “Hakaret”i. Küçük bir tartışmanın nerelere gidebileceğini hiç abartmadan, konunun dışına çıkmadan, mükemmel mahkeme sahneleri ile çok güzel anlatmış Ziad Dourebi. Vizyona girdiğinde ya da farklı ortamlarda tekrar tekrar seyretmek istediğim bir film Hakaret.
Kutsal Geyiğin Ölümü: Benim küçük filmekimi maratonumun son filmi. Film, ilk sahnesinden itibaren rahatsız edici bir tedirginlikle ilginç hikayesini çok iyi anlatıyor. Son filmleri ile festivallerden ödülsüz dönmeyen Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos, bu filmi ile de bu yıl Cannes’da en iyi senaryo ödülünü aldı. Önceki filminde olduğu gibi bu filminde de başrolde Colin Farrel var. Film ile ilgili şöyle bir ilginç not paylaşmak istiyorum. Bu yıl seyrettiğim tüm filmlerde filmin belli noktasında salondan çıkan seyirciler oldu, ben de sıkıldığım bir filmi seyretmek için zorlamam kendimi ancak “Kutsal Geyiğin Ölümü”nde iki saat boyunca tek bir seyirci bile terk etmedi salonu. Benim film ile ilgili düşüncem, hangi tür filmi severse sevsin tüm sinemaseverlerin dikkatini hiç kaybetmeden keyifle seyredebileceği bir film, Kutsal Geyiğin Ölümü
Yalnız Kalpler: Arjantin’li yönetmen Cecilia Atan’ın insanı filmin içine alan sıcacık bir sinema dili var. Bu dili filmin afişinde dahi hissedebiliyorsunuz. Çok basit bir hikayeyi, mükemmel doğa sahneleri ve renklerle birlikte yalın bir dil ile anlatmış Atan. Başrolde Paulina Garcia’nın yumuşak, abartısız oyunculuğu ile sizi şimdinin sıkıcılığından 76 dakika boyunca uzaklaştırıyor Yalnız Kalpler.
Dünyanın en tehlikeli hayvanı
Almanya’daki bir hayvanat bahçesinde “Dünyanın En Tehlikeli Hayvanı” bölümü vardır ve içeri girdiğinizde karşınıza ayna çıkar. 🙂
Sinemayı seviyorum çünkü…
Sinemayı seviyorum çünkü dünyanın uçsuz bucaksız bir yer olduğu hatırlatıyor bana, her ne kadar Shakespeare dünya büyük bir hapishaneden başka nedir ki demiş olsa da 🙂
Sinemayı seviyorum çünkü kısa bir süreliğine de olsa dünyanın ne kadar boktan bir yer olduğunu unutturuyor insana…
Sinemayı seviyorum çünkü gördüklerimizin, yaşadıklarımızın, mevcutun içinde ne kadar küçük bir parça olduğunu gösteriyor ve bu kadar az veri ile nasıl böylesine keskin ve kararlı olabildiğimizin çelişkisini hissettiriyor insana…
Sinemayı seviyorum çünkü karanlık bir salonda bilmediğim dünyaların içinde kaybolmanın korkunç bir tadı var…
Sinemayı seviyorum çünkü bazı filmler bittikten sonra hafif bir yağmurun altında o filmi farklı boyutları ile yaşamak ruhuma çok iyi geliyor.
Belki de insanlığın geleceğine ilişkin kaybettiğim umudumu toparlamama yardımcı olduğu için bu kadar çok seviyorum sinemayı…



