Rusya ve hayata dair notlarım…

Bir haftalık Rusya seyahatime başladığım şu dakikalarda, o her şeyin, yapıların, meydanların, bulvarların, hatta insanlarının bile olabildiğince büyük ve görkemli olduğu Rusya’yı, uçak penceresinden gri bulutları seyrederken düşündüğümde iki şey öne çıkıyor aklımda.

İlki değişimin kaçınılmazlığı, zamanın önünde hiçbir düşüncenin karşı koyabilme şansının olmaması. Devrilmeyecek, yıkılmayacak hiçbir fikrin, ideolojinin olmaması. Son sözü zamanın söylediği ama zamanın sonu gelmediği sürece son söz diye bir şeyin de olmayacağı. Tüm yaşadıklarımızın değerlendirilmesinin gelecekte çok daha sağlıklı yapılacağı ve daha iyi anlaşılacağı. Yüz yıl sonranın tarihçileri bugünleri nasıl yazacak, bizleri ne kadar takdir edip, bizlere ne kadar acıyacaklar acaba? Bu soru hep kafamı kurcalayan bir sorudur. Yanlış yapıyorsun dediklerinde de, alkışlandığımda da düşünürüm, zamanın küçük bir kesiti içinde yapılan bir değerlendirme bu sadece. Çok da fazla takılmam söylenenlere. Torunlarım, sizin gibi düşünmeyebilir derim içimden. 🙂 Hepimiz, ister istemez kendi çağımızın gözlükleri ile geçmiş çağları anlamaya çalışıyor, aynı gözlüklerle de geleceği kurguluyoruz. Stalin, ortalığı yıkıp yakarken Gorbaçov’u hayal edebiliyor muydu ya da glastnost diye bir şeyi aklına getirebilir miydi? Bir kırk yıl sonra Sovvetler Birliği’nin başına gelecekler, rüyasına bile girmiyordu muhtemelen. İlginçtir, Stalin’in kabuslarında bile göremediği geleceği Dostoyevski, Tolsyoy ya da Çehov’un kahramanları çok daha iyi öngörebilmişler. Bugün ondokuzuncu yüzyıl edebiyatına yön veren bu topraklara yapacağım seyahatte hem o edebiyatçıları, hem onlar üzerinden dünyayı, hem de beraberinde kendimi daha iyi anlayabilmeyi istiyorum.

İkincisi ise gerek bir yapıda olsun, gerekse bir ağaçta olsun kökler ne denli derin ve sağlam ise tüm bu rüzgarlar onu ne kadar sallarsa sallasın deviremediği gibi toprak ile bağını daha bir kuvvetlendiriyor adeta. Biz inşaatçılar, zemin ne kadar zayıf olursa olsun, temel sağlam olduğu sürece o yapı kolay kolay yıkılmaz deriz. Zamanın akıcılığının, değişkenliğinin toplumların da, bireyin de altındaki zemini zayıflaştırdığını düşünürüm. Kaçınılmaz değişimi sağlam kökler ile karşılayarak ayakta kalabilmek. Sanırım biz bireyler için de, toplumlar için de asıl mesele bu. Hissedebildiğim kadarı ile Rusya bugün itibarı ile bunu fazlası ile başardı. Küçük buğulu uçak penceremden bulutların ötesinde yükselmekte olan güneşi görüyorum. Her gün değişen dünyanın hiç değişmeyecek güneşini…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s