Türk inşaat firmaları için Suriye açılımı: Fırsatlar ve tehditler

Son on yılda savaş ve göçmenleriyle anılan Suriye’nin artık gayrimenkul yatırımlarıyla, altyapı çalışmalarıyla, modern şehir planlamalarıyla, yükselen yaşam standartlarıyla yeni bir kimlik kazanması ve inşai projelerle öne çıkması bekleniyor. 137 ülkede 522 milyar dolarlık projeye imza atmış dünyanın en büyük müteahhitlik devlerinden biri olan Türkiye, yeniden inşası için 400 milyar dolara ihtiyaç duyulan Suriye’de varlığını güçlü bir şekilde hissettirecek. Hatay’dan yola çıkan bir çimento kamyonu, Şam’a birkaç saat içinde ulaşabiliyor. Düşündüğümüzde bölgeye bu kadar hızlı malzeme tedariği sağlayabilecek başka bir ülke yok. 

Suriye’nin yeniden inşası ne demek? Yıkıntılar arasında yükselen binalar mı, yoksa savaşın yaralarını sarıp hayata dönme çabası mı? Her ikisini de içeren bu süreç, vinçler kurup beton dökmenin ötesinde, bir ülkenin geleceğinin planlanmasında rol sahibi olmanın sorumluluğunu da getiriyor. Bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel yapılanmasının yeniden tasarlandığı bir dönemdeyiz. Bu noktada firmalarımız, sadece yüklenici olmaktan daha geniş bir vizyonla hem çözüm ortağı hem de güven inşa eden bir baş rol oyuncusu olarak kendini konumlandırmalı.

Libya’dan Afganistan’a kadar birçok zorlu coğrafyada projelere imza atan Türk müteahhitleri, yerel dinamikleri anlama ve hızlı çözümler üretme konusunda eşsiz bir yetkinliğe sahip. Ancak Suriye’de karşılaşılacak zorlukların daha karmaşık, beklentilerin daha yüksek olacağını düşünüyorum. Bölgede sadece binalar, yollar, altyapı, okullar, hastaneler değil, toplumun kendine duyduğu güven de yıkıldı. Uzun dönemde iş yapmayı hedefleyen Türk firmaları, tecrübelerinin ötesinde yetkinliklerle kendilerini donatmalı. 

Bu beceriler arasında ilk sırada sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmek geliyor. Firmalar, yalnızca fiziksel yapılar inşa etmekle kalmayıp, toplumun ihtiyaçlarını anlamaya yönelik projeler geliştirmelidir. 

İkinci olarak, firmaların sürdürülebilirlik ve yenilikçi teknolojiler konusunda uzmanlık kazanması gerekiyor. Suriye’nin yeniden inşasında enerji verimli binalar, akıllı altyapılar ve çevreye duyarlı malzeme kullanımı gibi unsurlar büyük fark yaratabilir. 

Üçüncü olarak, çok boyutlu kriz yönetimi yetkinliği, bölgede faaliyet gösteren her firma için kritik bir ihtiyaç. Güvenlik riskleri, siyasi belirsizlikler, finansal ödemelerdeki aksamalar gibi zorluklara karşı, firmalar proaktif çözümler üretebilecek bir esneklikle hareket etmeli. Bölgedeki doğru yerel ortaklarla yapılacak iş birlikleri, bu tür risklerin bir kısmını minimize edecektir.

Son olarak, firmaların toplumsal uyum ve kültürel hassasiyet konularında derin bir anlayış geliştirmesi gerekiyor. Suriye gibi karmaşık bir sosyal yapıya sahip bir ülkede, yerel halkla kurulan sağlıklı ilişkiler, projelerin kabul görmesi ve sürdürülebilirliği için kritik bir rol oynayacaktır. Böylesi bir strateji, yerel istihdamı artıracak, bölge insanını karar süreçlerine dahil ederek, sosyal dayanışmayı güçlendirecektir.

Kabul etmeliyiz ki, Suriye’nin yeniden inşası, yalnızca mühendislik becerileriyle değil, çok boyutlu bir yaklaşım ve uzun vadeli bir vizyonla mümkün olacak. Türk firmaları, bu tür yetkinliklerle donandıklarında, yalnızca başarıya ulaşmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgenin geleceğine katkı sağlayan etkili aktörler olacaktır.

Peki ya rakiplerimiz? Sürdürülebilir bir liderlik istiyorsak, onları doğru analiz edip avantajlarımızı buna göre şekillendirmeliyiz. Çin’in dev altyapı firmaları, Rusya’nın geniş operasyon ağı, Avrupa’nın ileri mühendislik çözümleri, Körfez ülkelerinin sermaye desteği, ABD’nin küresel yatırım gücü, Güneydoğu Asya’nın hızla büyüyen pazarı, Hindistan’ın artan iş gücü kapasitesiyle yarışan Türk inşaat firmaları, farklılık yaratmak zorunda. Coğrafi yakınlık, kültürel bağlar, lojistik hız ve maliyet etkinliği, kriz bölgelerinde kazanılmış operasyonel esneklik, yerel pazar dinamiklerini anlama becerisi, yüksek uyum kapasitesi bu yarışta Türk firmalarına benzersiz bir üstünlük sağlasa da bölgesel gücümüzü yenilikçi yaklaşımlarla geliştirmeliyiz.

Sonuçta, Suriye’nin yeniden inşası yalnızca Türk müteahhitlik sektörünün değil, Türkiye’nin vizyonunun da bir sınavı. Eğer bu dönüşüme yalnızca ekonomik kazanç olarak değil, aynı zamanda inşaat sektörü özelinde bölgesel bir liderlik perspektifiyle yaklaşabilirsek hem bu kilit coğrafyanın hem de Türkiye’nin geleceğini yeniden yazabiliriz. Ve belki de yıllar sonra, Suriye’nin yeniden ayağa kalktığı bu süreç, “Türkiye’de inşaatın altın çağı” olarak anılabilir.

26 – 27 Aralık 2024

Çiftehavuzlar 

Yorum bırakın