
1937 yazının son günleri…
İkinci Dünya Savaşı’nın eli kulağında. 17 yaşındaki Franz bir tütüncü dükkanında hayata tutunmaya çalışırken, bir taraftan da Anezka adında gizemli bir kıza aşık oluyor. Ne aşk ne kızlar hakkında fikri var. Bazı geceler dükkanda kaldığı odada sokak lambasının ışığıyla köydeki annesine mektup yazıyor. Ona tanımadığı Viyana‘da bir şeylerin değişmeye başladığını, gamalı haçların, Führer posterlerinin, gestapoların her sokak başında görünür olduklarından bahsediyor ama Anezka’yı anlatmıyor.
O günlerde dükkana puro tütünü almak için sık sık uğrayan, onun gibi pek fazla konuşmayı sevmeyen profesör ile zaman içinde yakınlık kuruyor Franz. Aşkını, annesini, kadınların anlaşılmazlığını, Viyana’daki tuhaflıkları, tütün çeşitlerini ve daha birçok şeyi anlatıyor profesöre. Onun fikirleriyle dünya şimdi daha farklı Franz için. Bu kendi halinde sakin puro tiryakisi profesör kim mi dersiniz? Sigmund Freud.
Spoiler olarak düşünmeyin, anlattıklarım romanın giriş bölümünden. Ayrıca bu bilgi, arka kapakta da var. Onun için rahatlıkla yazıyorum. ☺️
2025’te keşfetmekten en fazla mutlu olduğum yazar Avusturyalı, yaşıtım Robert Seethaler idi.
Gümüşlük’te başlayıp Londra’da bitirdim Tütüncü Çırağı’nı. İstanbul’a gelir gelmez aldığım diğer kitabı “Bütün Bir Ömür” ise iki günde bitti. O da 1930’ların Avusturya’sında başlayıp Andreas Egger’ın bütün bir ömrüne yayılıyor. Son Senfoni de okunacaklar listemde, Yannis Varoufakis’in “Tekno Feodalizm”nin ardında sırasını bekliyor. Şiddetle tavsiye ederim Seethaler’ı.